Yazarlar Tabibe Lokmana benzersin turnam

“Tabibe Lokman’a benzersin turnam”

Erol Göka
Erol Göka Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

''Lokman Hekim” de “Hızır” gibi İslamlaşma sonrası Türk halk inançlarının ve Türklerin psikolojisinin kurucu ad ve kişiliklerinden. Türklerin psikolojisini belirleyen dinamikler içinde önemli bir yer tutuyor; önce “ölüme çare”, sonra “derde derman” ile özdeşleşmiş, sağlık problemi olan ondan umar bekliyor. “Hızır”dan farklı olarak “Lokman” adı, Kur'an-ı Kerim'de geçiyor, hatta 33. Surenin adı Lokman… İslam-öncesi Arap dünyasında Lokman diye bilinen şahsiyetler ve efsaneler var; bunların Kur'an'daki Lokman olup olmadığı derin bir tartışma konusu. Ama Türklerin “Lokman” ile tanışması, Kur'an-ı Kerim'deki Lokman Suresi sayesinde. Bu surenin 12 ila 13. ayetleri şu şekilde:
“12. Andolsun, biz Lokman'a 'Allah'a şükret' diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim, nankörlük ederse, bilsin ki Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye layıktır… 13. Hani Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” Daha sonra 19. Ayetin sonuna kadar Lokman'ın öğütleri yer alıyor. Biz, bu ayetlerin bizi kat kat aşan dini yorumuyla ilgili değiliz. “Lokman Hekim”in İslamiyet'in kabulünden sonra Türklerin psikolojisine yön veren, Türk folklorunda çok önemli bir yer tutan ana inanç ve bakış açılarından birisi haline gelmesini anlamaya çalışıyoruz.
Görüldüğü gibi “Lokman”, Kuran-ı Kerim'de “kendisine hikmet verilen kişi” olarak zikrediliyor. Bu ayetlerde “sağlık”, “hastalık”, “hekimlik”, “sağaltım” gibi tıbbi konulardan söz edilmediği, yalnızca Lokman'a “hikmet” verildiğinden bahsedildiği ve bazı öğütler verildiği açık biçimde görülüyor. Bugün tam karşılığını bulmakta zorluk çektiğimiz “hikmet” kavramı, geleneksel dünyada bilgi hiyerarşisinin en üstünde yer alıyor ve “hayat, varlık ve ötesi hakkında derinlemesine bilgi” anlamına geliyordu; elde edilmesi için ilahi bir lütuf gerekliydi. Hikmet sahibi olan kişiye “hakîm” dendiğinden Lokman da “Lokman el hakîm” diye anılıyordu.
“Hikmet”, kimilerince doğrudan doğruya “mistik” bilgiyle eş tutuluyor ama aslında “felsefe”ye yakın bir anlam içeriyor. Zira Eski Yunan'da “sophia”, hikmet, “felsefe” (philosophia) hikmet sevgisi anlamına geliyor. Demek ki filozoflar, her şeyin derinlemesine, kuşatıcı bilgisine sahip olmak için çaba gösteren, bu çabayı seven kimseler olarak görülüyorlardı. Bu nedenle olsa gerek, İslam dünyasında filozofa “hakîm”, filozoflara “hukemâ” denildi. Ayrıca modernlik öncesi zamanlarda bilginin ve bilgiyle ilgili kimselerin sınıflandırılması şimdikinden çok farklıydı. Filozofun, yalnızca felsefe ve din alanlarında değil, tıp dahil astronomi, simya, matematik, hukuk gibi o günkü bilimin tüm alanlarında belli bir bilgiye sahip olması gerekiyordu. Ancak bu takdirde, hikmet sahibi kişi, hakîm, filozof olunabilirdi.
Filozoflar (hukemâ), tıpla da eczacılıkla da ilgiliydiler ama elbette bu daha ziyade teorik bir ilgiydi; tabiat ve tıp felsefesi geliştirmeye çalışıyor, hayatın anlamı, ölüm ve iyi yaşam üzerine düşünüyor ve hayatı sorguluyorlardı. Ayrıca bunlara hiç ama hiç kafa yormayan, yalnızca kıt bilgileri ve uygulamadan gelen tecrübeleriyle hastaları tedavi etmeye çalışan, halk tabipleri ve/veya bitkilerden ilaç yapan kimseler de vardı.
İslam'la karşılaşan Türklerden yukarıdaki ayetleri gerçeğe yakın anlamında yalnızca bilginler anlayabildiler. Ama bilginler dışında kalan kimseler, nedense Lokman adındaki “hakim”i, ince bir söyleyiş farkıyla, önce “hekim” haline getirdiler; onu tabiplerin ve eczacıların piri kabul ettiler. Böylece Lokman, ölümden gayri her derdin dermanını, uzun yaşamanın sırrını bilen “Lokman Hekim”e dönüştü. Daha sonra yaşanan kültür ve dil etkileşimleri içinde Türkler, yargıçlara da “hâkim” dediler. Her iki mesleğin insan hayatındaki varoluşsal önemi nedeniyle kanaatimce doğru da yaptılar.
Geçtiğimiz Salı günü 14 Mart Tıp Bayramı idi. “Türklerin Psikolojisi” çalışmamızda enine boyuna ele aldığımız bu konuları yeniden hatırladık. Günümüz Türkçesinde yargıç anlamında “hâkim”in, tıp doktoru anlamında “hekim”in aynı kökenden geldiğini hatırlatmak istedik.
Bunları hatırlamamıza vesile olan, hekimlerimizle ilgili bir de dileğimiz var… Biliyorsunuz birçok nedenle, hekimlik mesleğinin toplum nezdinde itibarı azalmakla kalmıyor, sağlık ortamlarında şiddet artıyor. Her meslekte olduğu gibi bizim içimizde de “kötü”ler bulunuyor maalesef ama inanın onlar önemsenmeyecek kadar azlar. Hekim kalitemiz, kesinlikle dünya ortalamasının çok üzerinde ve bu itibar azalmasını hiç hak etmiyoruz. Bakmayın siz hekimlerin kazançlarıyla ilgili tevatürlere, özellikle emekli maaşlarıyla ilgili büyük dertler var. Dileğim şu: Yöneticilerimiz, hâkimlerimizle ilgili her müspet hamlelerinde hekimlerimizin durumunu da gözden geçirseler…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.