Berbat bir şey yaşıyorsun, anlıyorum seni, ama hayat, tavsiye ettiğin şeyleri önce sana tattıran garip bir boşluk işte, ne yaparsın.
“
Cumhuriyet, kuldan yurttaş yaratan düzendir
” dediğin günden beri peşindeyim.
Umarım peşinde olmamla, izinde olmamam arasındaki farkı anlamayıp,
mezarlığına bir çukur daha açarsın.
…
Seni, bundan sonra sadece 'yurttaşların' şefkatine bırakamayız,
!
Çünkü yurttaşlar, temiz ihtilalleri, kirli imanlıların tertiplediklerini anlayacak düzeye gelemediler henüz.
Ya da şöyle anlatayım;
Senin yurttaşların, gözleriyle görmediğine secde etmektense, secde ettiği şeyi görünce gözlerine inanamadılar…
…
“
Yanınızda oturan arkadaşınız en büyük rakibinizdir
” diyen bir öğretmenin vardı değil mi, senin?
“
O' arkadaşından bir soru daha fazla yaparsan, 'on yedi bin' basamak yukarıya çıkacaksın
” diyerek, seni, sınav kağıdının üstüne kapatıp, kem gözlere karşı önlem almaya icbar eden bir öğretmenin vardı, değil mi?
Konuyu anladığın halde, senin anladığını, öğretmenin de anlasın diye anlamamış gibi yapıp, “
Böyle mi acaba, doğru anlamışım mıyım Hocam?
” diyen, bütün sınıfın içinden küfrettiği, o' gözlüklü arkadaş sensin, değil mi?
'
' sistemde '
' aldığın sınavlardan sonra arkadaşlarının yaşadığı şaşkınlığı, bir hayat boyu referans olarak kullanacağını sandın, aynen böyle oldu değil mi?
Bak şimdi,
Doksan iki yıldır, yetmiş sekiz sayfalık İnkılap Tarihi kitabındaki her cümleyi, bir karış derinliği (çok rakam kullanıyorum, kusura bakma) olmayan ideolojiler şeklinde pazarlayan neslin, son çaresizi olarak, sana birkaç tüyo vereyim…
Diyelim ki, sen de dünyayı anlamaya çalışıyorsun, İsmet Özel'in tabiriyle; “
Ruslar, neden Berlin'e yürüyor, Amerikalı olmadıysan, nasıl Türk oluyorsun
”, bunları bilmek isteyen, hevesli bir delikanlısın.
Şimdi ne diyeceksin şu olaya…?
Oturdu, televizyon senin karşına, Fransa ve Almanya arasındaki dostluk(!) maçını seyrettiriyor, sana…
'ndan bu yana bir türlü bitmeyen '
'
Top,
ayağında ve atağa kalkmak için topu
yarı sahasına, yarı paralel bir pasla aktarıyorlar.
O' da ne,
'ndan bu yana bitmeyen '
dostluk maçında', II. Dünya Savaşı'
ndan bu yana duyulmayan bir patlama sesi duyuluyor!
Tam o' anda, ne oluyor biliyor musun
Koray, Fransa Milli Takımı
, ilginç bir şekilde, atağa kalkmak üzereyken, patlama sesiyle birlikte geri pas yapıyor ve
'ya karşı atak yapmaktan vazgeçiyor.
Tam o' anda oluyor bunlar.
, kime karşı atak yaptığını hatırlıyor ve aniden vazgeçiyor, geriye dönüyor ve aslında kendine dönüyor.
Peki bunlar olurken, sen ne yazıyorsun Twitter'a?
“
Paris katliamı kaostan siyasi iktidar peydahlamaya çalışan siyasi İslamcılığın son utancı olur inşallah…”
diyorsun.
Sizin oralarda nasıl derler bilirsin; “
Tanrı aşkına, sana bunu kim yaptı, ha Koray
!”
…
Oturdum, tekrar müfredata baktım,
metodunda bile '
' malzeme yok sende, inan bana…
Bu top işine girmeyecektim ama
, henüz '
' biletini almamışken, o' işin faturasını da
'a kestiğin için buradan kazanalım istedim seni.
Evet
,
'de ilk '
' kuran bir medeniyet, seni bu halde bırakamaz, sahipsiz değilsin.
Evet evet, bunlar senin suçun değil, sen, bir rejim hatasısın, ama her sabah, ilk dersten kırk beş dakika önce okula gelmen, illa '
sıranın en başında andımızı söyleyeceğim
' diye inat etmen de affedilir gibi değil doğrusu.
“
Koray, soyadında olduğu gibi zaten
'çalışkan'dır” dediğinde, senin yüzünde bir mahcubiyet görmediği halde, bu hayal kırıklığına devam eden, o' öğretmenin kabahatisin, sen…
Dediğim gibi, seni bu halde bırakamayız, sen, İsmail'i kurtarmaya gelen koçun emanetisin bize.
'
' dedim diye yanlış anlama hemen, bizler de, '
' yıldır, bizi çatan koçun, İsmail'i kurtaran koç olmadığını biliyoruz, koçum…
…
Rica ediyorum, böyle saçmalıklar yapma bir daha,
Işid/İslam/Terör/Siyaset/Paris/Ak Parti/Erdoğan/Futbol
gibi başlıkları, 'İnşallah'lı, cümlelerde kullanma.
Şimdi sana; “
Şeriat istemeyenler İran'a gitsin
” desem “
Şeriat isteyenler İran'a gitsin
” diyen ağabeylerinin yaktığı contayı anlayabilir misin, anlayamazsın…
Onun için diyorum ki, '
'. Çok delikanlıları, HDP'ye, içgüvey gitti, bunların.
Bak, şu Julius Fuçik var ya, Fuçik…
Hani, 1943'te, Berlin'de, Nazilerin öldürdüğü Çek gazeteci;
“
Gerçek hayatta seyirci yoktur, herkes hayata katılır
” diyor ya, beni dinlemiyorsan, bari onu dinle, hayata katıl, hayatın taa göbeğine…
Yaşadığın ülkenin şölenlerine, bayramlarına, törenlerine, hüzünlerine ya da yaşadığın ülkenin yalnızlığına ve mutlaka yaşadığın ülkenin yaşamına…
İşte bunlara katıl, Koray!
Bu memleketin delisi çok, kuyusu azdır, cari açık dediğimiz şey de budur…
Senden '
' olmaz, bırak bu işleri…