İlim ve marifet

00:0017/08/2014, Pazar
G: 12/09/2019, Perşembe
Faruk Beşer

Allah"ın bilgi ile ilgili ondan fazla isim ve sıfatının bulunması, O"nun bilgisinin çok ve çeşitli olduğunu anlatır dedik. Bunun şöyle bir anlamı da olabilir mi?Bazı sufi kaynaklarda "Allah"ın ahlakı ile ahlaklanın" anlamında bir hadis nakledilir. Bazılarında ise bu hadis, "Allah"ın yüz on yedi ahlakı vardır, kim onlardan birini ahlak edinirse cennete girer" şeklindedir.Bu sözler hadisi şerif olmuş olsaydı konumuzla şöyle bir ilişkisi kurulabilirdi: Madem ki, Allah"ın ilimle ilgi bunca isim ve sıfatı

Allah"ın bilgi ile ilgili ondan fazla isim ve sıfatının bulunması, O"nun bilgisinin çok ve çeşitli olduğunu anlatır dedik. Bunun şöyle bir anlamı da olabilir mi?

Bazı sufi kaynaklarda "Allah"ın ahlakı ile ahlaklanın" anlamında bir hadis nakledilir. Bazılarında ise bu hadis, "Allah"ın yüz on yedi ahlakı vardır, kim onlardan birini ahlak edinirse cennete girer" şeklindedir.

Bu sözler hadisi şerif olmuş olsaydı konumuzla şöyle bir ilişkisi kurulabilirdi: Madem ki, Allah"ın ilimle ilgi bunca isim ve sıfatı vardır o halde kulun pek çok çeşidiyle bilgi edinmesi de O"nun ahlakıyla ahlaklanmadır ve bu yönüyle de bilgi, edinilmesi gereken bir şeydir.

Gazali "el-Maksadü"l-aksâ" adlı kitabında bu söz üzerine bir fasıl açar, hadisin sıhhati üzerinde konuşmadan onun nasıl anlaşılırsa doğru olabileceğini açıklamaya çalışır. Hadisin oldum olası, yani mutlak olarak alınması durumunda hulûl, yani Allah"ın insana sızması, onda mündemiç olması fikrini doğuracağını, böylece de Hıristiyanların İsa"yı Tanrı"nın bir parçası saymaları sonucuna götüreceği için böyle bir anlayışın şirk olacağını anlattıktan sonra, bunun ancak şöyle anlaşılırsa doğru olabileceğini söyler: Allah Rahimdir, yani merhametlidir, Cevaddır, yani cömerttir, kulunun da merhametli ve cömert olmasını sever ilah.

Ama muhaddislerden hiç biri böyle bir hadis bulunduğunu kabul etmez. O halde böyle bir ilişkiden söz etmemizin de anlamı kalmaz.

Şimdi Şeyhulislam Musa Kazım Efendi"den mülhem ilim, marifet karşılaştırmasına gelelim

İslam"ın ilk yıllarında, yani Kur"an-ı Kerim"de ve Sünnet"te her iki kavram da bolca vardır ve ilim, marifete göre daha üstün bir bilgiyi ifade eder. Kur"an-ı Kerim"in ve Sünnet"in bizatihi kendileri ilimdir, marifet değildir. Çünkü ilim külli ve mürekkep olanın bilgisini, marifet ise cüzî ve basit olanın bilgisini ifade eder.

İkinci olarak ilim, vasıtasız bir bilgiyi, marifet ise vasıta ile elde edilen bir bilgiyi anlatır. Bu sebeple Allah"ın marifet kökünden bir ismi ya da sıfatı yoktur, ama ilim kökünden Alîm diye bir ismi, Âlim ve Allam diye sıfatları vardır. Allah Âriftir denmez, bu O"nun kadrini küçültme olur. Çünkü O"nun bilgisi marifet değildir, ilimdir.

Üçüncü olarak ilim bir şeyin mahiyet ve hakikatini, marifet ise ancak izlerini ve vasıflarını bilmeyi, onu şöyle böyle tanımayı ifade eder. Bu itibarla filanca "Arif-i billahtır" denir ama "Âlim-i billahtır" denmez. Çünkü insan Allah"ı künhü ile, mahiyeti ve hakikati ile bilemez, ancak eserleriyle, isim ve sıfatlarıyla bilebilir.

Dördüncü olarak ilim mutlak bir bilgiyi, marifet ise bilmezken bilmeyi, bir nebze tanımayı ifade eder. Bu açıdan da yine Allah"ın bilgisine marifet denmez. Hatta Hz. Peygamber"in bilgisi dahi bir bakıma ilimdir, çünkü onun bilgisinin çoğu edinilen bir bilgi değil, verilen bir bilgidir. Bu yönüyle de Sünnet"in vahiy ile ilişkisi vardır ve yine bu yönüyle Sünnet"e de ilim denmiştir.

Bunlara Şatıbî"den mülhem şunu da ekleyebiliriz: İlim, bilginin en üst ve zorunlu bilgi seviyesidir. Bu sebeple ilim ameli gerektirir. Amele dönüşmeyen bir bilgi, ilim düzeyinde bir bilgi olamaz, bu olsa olsa marifet olabilir. Mesela bir insan ateşin yaktığını zorunlu olarak, yani ilim düzeyinde bir bilgi ile bildiği için elini ateşe sokamaz. Sokrates"in dediği gibi, "kimse bile bile bir kötülüğü yapmaz". Mesela bir insan sigaranın zararını ilim düzeyinde bir bilgi ile bilse sigara içemez. İçiyorsa onun sigaranın zararları hakkındaki bilgisi en nihayet marifet düzeyinde, yani şöyle böyle bir bilgidir de ondan içmektedir.

Gerçekten de bilgi amele dönüşmez, ya da bu maksatla öğrenilmezse, onun bilgi ile övünme ya da ondan kuru bir haz duyma dışında ne anlamı kalır? Böyle bir bilgi sadece kibri ve kişinin nefsini ilahlaştırmasını sonuç verir. Ayrıca amele dönüşmeyen bilgi kuru bir bilgi yığını olarak kalır ve uygulamayla test edilme ve doğrulanma imkânı bulamadığı için isabetli bir bilgi, yani ilim haline gelemez. İşte ilim bu olumsuzlukları taşımayan bilgi olmalıdır.

Ama şunu da bilmek gerekir: Bilgi ilim haline gelsin diye amele dönüştürülmez, ilim haline geldiği zaman amele dönüşür.

Bütün bunlara rağmen tarikatların ortaya çıkmasıyla birlikte marifet en üst bilgi düzeyine yükseltilmiştir ki, bunu bizim en azından şimdilik anlayabilmemiz mümkün değildir.

Sufiler bize, sen bunu anlayamazsın diyebilirler. E, biz de zaten onu söylüyoruz.