Kürtajla ilgili birkaç not daha

00:005/09/2014, Cuma
G: 12/09/2019, Perşembe
Faruk Beşer

Kürtajın hükmünün gebeliğin ilk altı haftasında ve ondan sonra farklı olacağını gördük. Ruhun henüz üflenmediği kabul edilen ilk 40-45 günlük sürede anne adayını zorlayacak önemli hastalıklar, tecavüzden, ensest ilişkilerden, belki gayrimeşru ilişkilerden doğan gebelikler bu sürede çocuğun alınmasının bir sebebi olabilir dedik. Ancak bunun da kesin hüküm olmadığını bilmemiz gerekir. Ama bu durumların ilk altı haftadan sonra birer sebep oluşturmayacakları açıktır. Hz. Peygamber zina ettiği için cezasını

Kürtajın hükmünün gebeliğin ilk altı haftasında ve ondan sonra farklı olacağını gördük. Ruhun henüz üflenmediği kabul edilen ilk 40-45 günlük sürede anne adayını zorlayacak önemli hastalıklar, tecavüzden, ensest ilişkilerden, belki gayrimeşru ilişkilerden doğan gebelikler bu sürede çocuğun alınmasının bir sebebi olabilir dedik. Ancak bunun da kesin hüküm olmadığını bilmemiz gerekir. Ama bu durumların ilk altı haftadan sonra birer sebep oluşturmayacakları açıktır. Hz. Peygamber zina ettiği için cezasını çekmek isteyen bir kadının hamile olduğunu öğrenince, cezayı uygulamamış, çocuğunu doğurmasını beklemiştir. Annenin babanın suçlarının cezasını artık canlı bir "kişi" olan cenin çekmemelidir.

Psikolojik durumlara gelince, bunlar çok sebepli ve objektif olmayan durumlardır. Çünkü her istenmeyen gebelik, özellikle anne adayında bir miktar moral bozukluğuna ve psikolojik sıkıntıya sebep olabilir. Dolayısıyla bunu ne ilk 6 hafta içinde, ne de ondan sonra bir kürtaj sebebi görebiliriz. Kocasından, yakınlarından, ya da bir başka merkezden psikolojik destek alabilir. Bu durum kişinin Allah düşüncesi, kader inancı, tevekkül anlayışı ve dünya görüşü ile de alakalıdır. Biz meseleyi zaten bir mümin için tartışıyoruz.

Ama psikolojisi ya da morali bozulma ile, aklî dengesini kaybetmeye varan bir travma farklı şeylerdir. Birinci durumda ne ilk 6 haftadan önce ne de sonra çocuk alınabilir hükmü verilebilir. Ama ikinci durumun tıbben tespiti mümkünse, ya da bu yönde bir zannı galip varsa bu durumda çocuğun alınması, gebeliğin ileri safhalarında bile olsa, Allahu alem caiz olabilir. Çünkü aklın gitmesi, insan bütünlüğünün sona ermesine denktir.

Görüldüğü gibi, böyle konularda dinin hükmünü belirleme durumunda olan fakih bilimden ve bilim adamından destek almak zorundadır. Çünkü hükmünü var olan bir vakıaya bina edecektir. Bu durumların var olup olmadığını da ancak bilim söyleyebilir.

Ama bu noktada bilimin ahlakından da söz etmek zorundayız. Onun için bilgisine dini hüküm bina edilecek doktorun "âdil ve hazik" olma şartı aranır. Bunun ölçüsü, doktor Müslümansa dinin temel emir ve yasaklarına uyuyor olması ve işinin ehli bulunması, Müslüman değilse, ehliyet ve uzmanlığı yanında İslam"a karşı ön yargılı olmaması ve ideolojik davranmamasıdır.

Ancak bazı durumlarda kürtajın caiz, hatta zorunlu olması ile devlet politikası olarak serbest bırakılması farklı şeylerdir. Bu durum tıpkı doğum kontrolü ile nüfus planlaması gibidir. Eşler çocuk yapıp yapmama kararlarını kendileri verebilirler. Ama Çin"de olduğu gibi devletin buna bir sınır getirmesi kabul edilemez.

Kürtaja her hangi bir mezhepten bir fetva bulunması, serbest bırakılabileceği anlamına gelmez. Kürtajı mutlak olarak serbest bırakma sonu büyük felaketlerle bitecek bir cinayettir, kişilik hakkına tecavüzdür. Ne var ki, hazcılığın "yaşam tarzı" kabul edildiği ve her türlü ilişkinin serbest bırakıldığı bir dünyada kürtajı yasaklamak da kolay değildir.

Açıktır ki, mutlak düzeyde kürtajı savunmanın asıl sebebi "ibahiyye"dir, hazcılıktır. Yani insanın zevk aldığı her şeyi sonuna kadar yapabileceği düşüncesidir. Ancak dine değer vermeyen, meseleye sadece tabiat açısından bakan birisi bile bundaki çarpıklığı görebilir. Çünkü böyle bir zevk sonuçta, en azından kadın için sıkıntı doğuruyor, ona hamilelik, doğum, ya da kürtaj gibi zorluklar yüklüyor.

Görebildiğimiz kadarıyla kürtajı savunmanın sebeplerinden biri de, dine karşı gösterilen ideolojik tavır, bir diğeri ise bazı doktorların bunu bir para kazanma aracı görmeleridir.

Meseleye "benim bedenim" açısından da bakılamaz. Çünkü sen her hangi bir şekilde bedeninde bir "kişi" oluşmasına izin vermişsin ve "kişi" olmakla o, yaşama hakkına sahip olmada artık senden farksız ve bağımsız hale gelmiştir. Kaldı ki, kişi kendi bedeni üzerinde de sınırsız tasarruf hakkına sahip değildir.

Birkaç kelime ile kürtajın ya da kasten çocuk düşürmenin hükmünü de söyleyelim:

Sebep yokken ilk altı haftanın sonuna kadar çocuk düşürmenin hükmü vicdanî bir günahtır; pişman olur, tövbe istiğfar eder ve bolca sadaka verir. Ondan sonra meşru bir sebep olmadan yapılması, bir cana kıyma olduğu için alanı ve aldıranı katil yapar. Alındığında hala canlı ise tam bir diyet verirler, ayrıca tövbe eder ve iki ay peş peşe kefaret orucu tutarlar.

Maliki mezhebinde şöyle bir içtihat da görmüştüm: Sebepsiz yere çocuk alınır, canlı olarak çıkar ve bu sebeple ölürse bunu yapan insana kısas uygulanır. Bu elbette sadece bir içtihattır, ama meselenin önemini anlatma bakımından dikkat çekicidir.

twitter.com/farukbeser