Clik nokta kom tere...

00:0015/10/2006, Pazar
G: 27/08/2019, Salı
Fikri Akyüz - Pazar

Son günlerde medyada tartışılan konulardan biri de “İnternet gazeteciliği var mı?” şeklinde yöneltilen soru başlığı..İnternet medyasından basılı gazeteye transfer olan biri olarak bu soruyu ben de kendime yönelttim. Cevabım hem evet hem hayır oldu. “Evet” dedim; çünkü Türkiye''de bu işi bazı eksikliklerine rağmen ciddiyetle yerine getiren birkaç İnternet gazetesinin varlığını biliyorum.Örneğin; ciddiyet, mizanpaj ve interaktif yorum imkanı denilince akla ilk gelen site 2005''te yılın en iyi internet

Son günlerde medyada tartışılan konulardan biri de “İnternet gazeteciliği var mı?” şeklinde yöneltilen soru başlığı..

İnternet medyasından basılı gazeteye transfer olan biri olarak bu soruyu ben de kendime yönelttim. Cevabım hem evet hem hayır oldu. “Evet” dedim; çünkü Türkiye''de bu işi bazı eksikliklerine rağmen ciddiyetle yerine getiren birkaç İnternet gazetesinin varlığını biliyorum.

Örneğin; ciddiyet, mizanpaj ve interaktif yorum imkanı denilince akla ilk gelen site 2005''te yılın en iyi internet medyası ödülünü alan İnternethaber''dir. Bol haber, ciddiyet denilince akla gelen bir site de Haberx.. Daha yeni olmalarına rağmen, belli seviyeyi tutturan sitelerden bazıları ise Sonsayfa, Haber7, Aktifhaber, Sekizsütun, Türktime ve Gazeteoku.. (Ekşisözlük''ün kategorisi ayrı olduğu için, bu siteyi başka bir yazıda geniş bir şekilde ele alacağım..)

Bununla beraber dedikodu sitelerinin varlığı, İnternet medyasının etkinliğini gölgeleyen en önemli unsurdur. Ancak bazı yazarların bu dedikodu sitelerine olan haklı tepkisi, bu işi ciddiyetle yapan insanların emeklerini hor görme hatta hiç görmeme noktasına gelmemelidir.

Üstelik bu tepkileri Habertürk.com''dan doğan Habertürk TV isimli kanala arada sırada çıkıp konuşma yapan insanların göstermesi de işin ironik tarafıdır.

ENTELEKTÜEL TAKİYE!

Bazı yazarlar var ki, bu yazarlar bazı kavram ve sıfatları günlük hayatta tedavüle sokan yazarlar grubuna giriyor.

Örneğin; yolsuzluk yaptığı iddiasıyla bir zamanlar gündemde olan Kemal Horzum''un soyadından mülhem “hortumculuk” kavramı icat edildi. İşte bu kavramın mucidi Necati Doğru..

Keza “takiye” sözcüğünü ''Özal Hikayesi'' isimli kitabıyla Hasan Cemal siyaset ansiklopedisine soktu.

Bugün neredeyse herkes tarafından kullanılan “mega” sıfatı ise Ertuğrul Özkök tarafından dolaşıma sokuldu. (Yeri gelmişken belirteyim.. Takiye sözcüğünü yanlış bir biçimde ''iki y'' ile yazanlar nedense entelektüel kelimesini de yanlış bir şekilde ''iki l'' ile yazıyor. Buna herhalde literatürde “entelektüel takiye” deniliyor!)

“Yükselen Değer” denilen ve 90''lı yıllarda sıkça kullanılan bir kavram var ki, bu kavram 28 Şubat sürecinde başrol oynayan isimlerden biri olan Zafer Mutlu''ya ait..

80''li yıllarda ise bir başka sıfat vardı; Demirel''e izafeten söylenen “Bir Bilen” sıfatı, 90''lı yıllarda Demirel''in değişmesi demeyeyim de başkalaşması sonucu Demirel''le olan ilişkisini kesen Nazlı Ilıcak''ın demokrasi mücadelesindeki bir literatürel enstantaneden ibarettir. Aynı Nazlı Ilıcak, 98''den itibaren sıklıkla kullanılan “andıç” sözcüğünün mucidi olmasa bile bu icadı ifşa eden bir kâşiftir.

Ha, bir de “nostalji” tarzı bir trend baş gösterdi ki, bu akımı Türk basınında başlatan isim, o muhteşem üslup lezzeti ile kaleme alınan ''değinmeler'' ve ''izlenimler'' yazarı Engin Ardıç''tır.

“Beyaz Türk” kavramının, 90''ların başında gerçek manada liberal demokrat tavır takınan ama son dönemlerde bu tavırdan uzaklaşma eğilimi gösteren Ufuk Güldemir''e ait olduğunu çoğu kişi zaten biliyor. (Yoksa Serdar Turgut muydu?)

Aslında bu uzun girişi şunun için yaptım: Türkiye''de değişim taraftarı olan herkese “dönek”; özgürlükçü tutumla temayüz eden herkese “liboş”; iktidarın doğrularını seslendiren herkese “yalaka” yaftası yapıştırılıyor. İşte bu sıfatların mucidi de ne yazık ki Uğur Mumcu''dur.

O Uğur Mumcu ki, Türkiye''nin yetiştirdiği araştırmacı gazetecilik türünün en seçkin iki örneğinden biri idi. Uğur Mumcu, bu sıfatları o kadar fazla ve o kadar geniş bir alanda kullanıyordu ki, bugün Türk gazetecileri ve yazarları maalesef bu etiketin yapıştırılması hususunda ciddi bir “fobik tavır” serdediyor.

Ama bunlardan hiçbiri, bir önemli yöneticinin isminin başına “i.” ekleyerek yazan Emin Çölaşan kadar müptezel ve müstehcen bir tavır göstermedi. Ölümü gösterip sıtmaya razı edilmek, demek ki böyle bir şey..

YILMAZ ÖZDİL “SORUNSAL”I..

Sabah gazetesinin 3. sayfasında yazan Yılmaz Özdil''i okuyor musunuz bilmiyorum. Yılmaz Özdil, “Türk basınının en zekice cümleler kuran ama en popülist yazarı kimdir?” sorusunun cevabıdır. Cem Uzan döneminin Star gazetesinde iken manşetler çoğunlukla onun elinden çıkıyordu.

Örneğin; “Dingiltere” bunlardan biriydi. Diyarbakır''daki minibüs şoförlerine kravat takma zorunluluğu getirilmesi üzerine “kro-vat” diye bir başlık atılmıştı.

Keza Kerkük''teki olaylar üzerine, “eşek” anlamına gelen “ker” sözcüğünden hareketle “Ker-kürt” diye bir başlık atılmıştı ki, kerhen okumak durumunda olduğum bir gazeteyi o gün okuduğum için pişman olmuştum.

Hele, 2-0 galip geldiğimiz Leeds maçı öncesi 2 İngiliz vatandaşının Türk vatandaşlarınca linç edilerek öldürülmesi üzerine bir başlık atılmıştı ki, “İngiliz Kemal Kerinçsiz” olsaydı “İngilizliğe” hakaret iddiasıyla 301''den dava açılmasını isterdi! Başlık şuydu: “Sahada da dışarıda da 2-0”..

Eee, ne de olsa “Bu iş yürek ister”di!