Yazarlar Buradayken neredeyiz?

Buradayken neredeyiz?

Gökhan Özcan
Gökhan Özcan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

“Seni uzun zamandır görmüyorum, nerelerdeydin?” diye sordu yolda karşılaşanlardan biri. “Bilmem, ben de uzun zamandır kendimi görmüyorum” dedi diğeri.

Zaman ‘bir film şeridi gibi’ insanın içinden gelip geçen bir şey. İnsan, fiziken bir yere gidip gelmediği halde, bu akışın ipliklerinden kendine özgü hikayesini dokuyor. Zamanın mevsimleri değil, insanın mevsimleri aslında gelip geçenler. Bu zengin ayrıntılarla bezeli hikaye olmasaydı, dünya gergefine işleyecek anlam motiflerini bir yerlerden bulup çıkartamazdık. Bilinç dediğimiz şeyin insana ait kısmı bizim için ‘gerçeklik’ dediğimiz şeyi ortaya çıkarıyor. Gerçekliğimizin, gerçek mi yoksa gördüğümüz bir rüya mı olduğu konusu ayrı mesele. Velev ki rüya olsun, onun dahi belli bir farkındalıkla geçirilmesi lazım. Şimdilerde kendi hikayemize ya da rüyamıza değil, bir şekilde gözümüzün baktığı neredeyse her yere ekranını kuran sanal kurgulara dikkat kesiliyoruz daha çok. Bu hal, yoldan geçenlere dalarak testisinin musluktan akan sudan uzaklaştığını fark edemeyen bir haylazın yaptığına benziyor. Böyle bir gafletin neticesi testinin boş kalması ve suyun boşa akıp gitmesidir. İnsan hikayesinin gerçek seyrinin, inceliklerinin, zenginliklerinin ve kendisine söylediklerinin ayırdında değilse sadece biyolojik bir varlık sayılabilir. Hakikat, elbette o gerçekliğin çok ötesindedir; ancak, ötesine ulaşmak için bile insanın kendi hikayesinin sınırlarına varacak ilgiyi, merakı ve dikkati göstermesi gerekir.

Gergi Gospodinov’un ismiyle kendine çeken kitabı ‘‘Hüznün Fiziği’nden birkaç satır: “Yaşlanmanın bir tür grameri var. Çocukluk ve gençlik fiillerle doludur. Yerinde duramazsın. İçindeki her şey büyür, fokurdar, gelişir. Sonra zamanla fiillerin yerini orta yaşın isimleri alır. Çocuklar, arabalar, ofis, ev – somut isimlerin somut şeyleri. Yaşlanmak sıfattır. Yaşlılığın sıfatlarına giriş yaparız – yavaş, uçsuz bucaksız, puslu, soğuk veya cam gibi saydam”

İnsanın hep gelmesini istediği bir zaman var, bitmesini ve başlamasını istediği şeyler, ulaşmak istediği hedefler… Onlar olsun diye neredeyse hep ayakta bekliyoruz, içinde yaşadığımız ana ve zamana adam akıllı yerleşmiyoruz. İnsanın beklentilerinin olması elbette güzel, olmalı da. Ancak beklentileri yüzünden içinde yaşadığı anı neredeyse yaşamıyor oluşu kabil edilebilir bir şey değil. Aslında gelmiş de, gelecek de birer hayal, sadece yaşadığımız an var. O anın farkında olmadan yaşamayı, o anı sürekli gelecekteki bir şeyler için feda etmeyi alışkanlık haline getirirsek, hayatı hiç yaşamadan tüketmiş oluyoruz. Gelecek filmin heyecanından o an gösterilen filmi izleyememek gibi bir şey bu. İnsanı boşluğa mahkum eden bir döngü bu. Gelecek film geldiğinde başka bir gelecek film de onun önüne geçecek. Anın perdesine çevirmeliyiz gözlerimizi bu yüzden, eldeki tek ‘gerçek’ film orada oynuyor çünkü.

“Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok, daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak… Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak…” diyor ‘Kürk Mantolu Madonna’da Sabahaddin Ali.

“Gözünü açtın, hayat” dedi meczup, “Gözünü kapattın başka bir hayat!”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.