
Sanki biri beni bulunduğum yerden kesip almış, sonra alakasız bir yere yapıştırmış gibi hissediyorum, dedi yanındakine. “Ben de sanki biri beni kopyalamış ama henüz bir yere yapıştırmamış gibi hissediyorum” dedi yanındaki. Burası konuşmaya bir süre için ara verdikleri yerdi. Sonra ellerindeki kolalardan küçük birer fırt çektiler. Uzaklardan eski model bir klakson sesi geldi. Dönüp bakmadılar bile. Umursamamak konusunda hiç fena değillerdi.
Şunu bir düşünün: Serbest şiiri hiç sevmiyorsunuz. Beklenmedik bir anda bir ilham geldi. Ve siz son sigaranızı bir az önce içmiş ve dünyadaki son kafiyeyi bir önceki mısrada tüketmişsiniz. İnanın; edebiyat birçok şeyden daha sinir bozucu olabiliyor bazen!
Bir şekilde yolunuz çöle düşmüş, karınızla birlikte üç gün üç gece aç susuz yürümüşsünüz. Dudaklarınız kurumuş, dizlerinizde derman tükenmek üzere... Birden karşınıza buz gibi limonata satan bir büfe çıkıyor. “Serap!” diyorsunuz. “Efendim!” diyor karınız, çünkü adı Serap... “Sana demiyorum, çöldeyiz ve serap olan bu gördüğümüz büfe, aslında burada limonata filan satılmıyor, zihnimiz bize oyun oynuyor!” diye izah etmeye çalışıyorsunuz durumu. Karınız yüzünüze dik dik bakıyor ve “Şehrin ortasındayız Bahattin, ne çölü! Al şu limonataları artık da içelim, dilimiz damağımıza yapıştı!” diyor. Şaşkınlığınız yüzünüze yapışıp kalıyor, gözleriniz kararıyor, boylu boyunca yere devriliyorsunuz. Kumlar ateş gibi yanıyor ve gözlerinizi açsanız ne göreceğinizi biliyorsunuz: Ne serap vaaar, ne Serap!
Kurt Vonnegut’un ‘Otomatik Piyano’sundan üç beş kelimelik dev bir alıntı: “İnsanlığın başlıca işi insan olmaktır,” dedi Paul, “makinelere, kurumlara ve sistemlere birer ek olarak hizmet etmek değil”
Aniden bir gürültü oldu ve başını ekrandan kaldırıp kısa bir süre camdan dışarıya doğru baktı. Kedi çöp kutusunu devirmişti, ses oradan gelmişti. Yağmur yağıyordu ve insanlar ellerinde şemsiyelerle telaşla sağa sola koşuşturuyorlardı. Derken uzaklarda bir şimşek çaktı ve karşı tepeler boydan boya aydınlandı. Gözlerini yeniden ekrana çevirirken “Dünya enteresan bir yermiş!” diye mırıldandı belli belirsiz.
“Şirketimizde verimlilik esastır. Her birinizden maksimum fayda üretmenizi bekliyorum, lütfen boş işlerle uğraşmayın ve işlerinize odaklanın!” dedi ve kapıyı vurup çıktı otoriter patron. Bir dalgalanma oldu kümeste, binyediyüzellialtı tavuğun hiç biri bir şey anlamamıştı. Şaşkınlıkla bir süre birbirlerine baktılar, sonra her biri kendi köşesine dağıldı yavaş yavaş. Güneş yükseliyordu ve yumurtlanacak daha çok yumurta vardı.
Her gün bankalardan dünyaya dağılan tomar tomar para, evlerinden çekip aldığı zavallı insanları olur olmaz işlerde harcayıp bitiriyor.
“Beni aslında bir hikaye için işe almışlardı” dedi romanın baş karakteri, “ama sanırım yazar lafı uzatmayı seviyordu”
Yokoi Yayu’dan bir haiku: “Hapşırdığımda/ Gözden yitirdim birden,/ Tarlakuşunu.”
Bir haiku da Matsuo Bashö’den: “Arada bir bulutlanıyor gök,/ Böylece dinlenme fırsatı buluyor/ Aya bakmaktan yorulanlar.”
Hadi bir haiku da ben karalayayım şuraya: “Kimse bilmez/ bir nefes kaç para eder/ gölün dibinde yatan o kaskatı adamın dışında!”
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.