Papa, Hülya Avşar, Fenerbahçe ve saire...

00:0021/09/2006, Perşembe
G: 27/08/2019, Salı
Gökhan Özcan

Başlıktaki popüler unsurların birbiriyle ne ilgisi olduğunu merak ediyor olmalısınız. Hemen söyleyeyim, aralarındaki ortak nokta popüler olmaları... Malum reyting devrinde yaşıyoruz, ben de yazımın reytingini otomatikman arttırmak için bu kavramları başlıkta kullanma uyanıklığını göstermiş bulunuyorum. Bu hamlem beni belki “Türk medyasının en yakışıklı 10 yazarı” arasına sokmayacaktır, ama muhtemelen en çok “tıklanan” ilk 250 köşe yazarı sıralamasına girebilirim. “Okunan” değil, “tıklanan” diyorum,

Başlıktaki popüler unsurların birbiriyle ne ilgisi olduğunu merak ediyor olmalısınız. Hemen söyleyeyim, aralarındaki ortak nokta popüler olmaları... Malum reyting devrinde yaşıyoruz, ben de yazımın reytingini otomatikman arttırmak için bu kavramları başlıkta kullanma uyanıklığını göstermiş bulunuyorum. Bu hamlem beni belki “Türk medyasının en yakışıklı 10 yazarı” arasına sokmayacaktır, ama muhtemelen en çok “tıklanan” ilk 250 köşe yazarı sıralamasına girebilirim. “Okunan” değil, “tıklanan” diyorum, çünkü artık işler böyle yürüyor. Peki neden bu kadar popüler unsurlardan söz etmeme rağmen ilk 10 için değil de, ancak ilk 250 için iddialı hale geliyorum? Çünkü fazlasıyla muhtemel ki Türk medyasında benimle birlikte en az 249 köşe yazarı da bugün mutlaka bu unsurlardan söz ediyor. Bunu nereden biliyorum? Çünkü haftanın yedi günü, gündemin ilk basamaklarında bu konu başlıkları bulunuyor. Bunlardan Papa''nın popülaritesinin Türkiye ziyaretinin ardından (eğer ziyaret gerçekleşirse) düşmesi beklenebilir. Ama diğerleri baki... Benzerleriyle birlikte o konu başlıklarını konuşmaya günler, aylar, yıllar boyunca devam edeceğiz. Çünkü toplum olarak bizim başka derdimiz yok. Bu noktada, başka şeyleri dert edinebilen bir insan olarak, toplumsal ilgi odaklarımızla ilgilenmek zorunda kalmış olmaktan fena halde ıstırap (ızdırap değil, Türk filmi ağzıyla ıstırap) duyduğumu mutlaka ifade etmeliyim. Elbette böyle bir ıstırabın arkasından bazı kazançlarımın da olması gerekiyor. Aşağıda, yazısına böyle bir başlık atmış bir yazar olarak beklentilerimi sıralıyorum:

1.Yazdıklarım mutlaka ses getirecek.

2.İsmim hayatımda ilk defa irili ufaklı birkaç televizyon kanalında alt yazı olarak geçecek.

3.Vatikan hemen söylediğimin bir yanlış anlamadan ibaret olduğunu (ki Papa hakkında henüz bir şey söylemedim, alıntı da yapmadım) bildiren bir açıklama gönderecek.

4.Hülya Avşar''ın avukatı durumdan işkillenerek harekete geçecek.

5.Kaya Çilingiroğlu, içeriğinin hiçbir önemi olmayan bir açıklama yapacak.

6.Fenerbahçe resmi internet sitesinden bir açıklama yapılarak ima ettiğim ve gelecekte ima edebileceğim şeyler için peşinen yalanlama yapılacak.

7.Fenerbahçe taraftar grupları aleyhimde bazı bez pankartlar hazırlayarak Saracoğlu Stadı''ndaki ilk maçta haddimi bildirecekler.

8.Kocaman medyadan bazı köşe yazarları hem dindar olup da hem de böyle dünyevi meselelerle ilgilenmemi abes bulduklarını yazacaklar.

9.Bazı başka yazarlar da bunda garipsenecek bir şey olmadığını, benim de nihayet moderniteye kaymakta olduğumu sevinerek iddia edecekler.

10.Sevgili yöneticilerim bir köşe yazarı olarak uzun zamandır benden bekledikleri inkişafı nihayet gösterdiğimi gerekçe göstererek beni “A kategorisi” yazarları arasına alacaklar.

İşte beklentilerim bunlar... Okuyunca çok uçtuğumu düşündünüz değil mi? Yazdığım bir yazıya böyle uyanıkça bir başlık numarası çekerek yukarılara sıçrayamayacağımı ve bu işin bu kadar basit olmadığını düşünüyorsanız çok haklısınız. Ama benim içimde nedense bu kadar basit olduğuna dair kemirgen bir şüphe var.

Umarım yakında geçer!