Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Kurucu Meclis, "Türk milleti" miydi?

Kurucu Meclis, "Türk milleti" miydi?

Hilal Kaplan
Hilal Kaplan Gazete Yazarı

Türkiye tarihinde, vatandaşlık tanımının etnisite merkezinde tanımlanması 1924 Anayasası"yla başlar. Kurucu Meclis"teki çeşitliliğin sona erdirildiği, tek parti rejiminin yerleştiği, muhaliflerin "sükûn"a zorlandığı, halkın tekleştirici toplumsal mühendislik çalışmalarına maruz bırakılmaya başlandığı ve tabii makâmı hilâfetin lağvedildiği 1924"ten itibaren, Millî Mücadele yıllarından farklı olan ulusalcı anlayış hâkim kılınır.

Tarihçilerin, akademisyenlerin, darbe döneminin ünlü savcılarının ve darbeci meslektaşlarını savunan askerlerin içinde olduğu "Türk Milleti"ne Çağrı" başlıklı bildirideki şu ifade dikkatimi çekti:

"Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin kurucusu ve sahibi olan Türk Milleti"nin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasa"dan çıkarılamaz."

Türkiye Cumhuriyeti"nin Kurucu Meclisi"nin, 23 Nisan 1920"de açıldığını kabul edersek, o Meclis"te milleti temsilen bulunan vekillerin milletin adını "Türk milleti" olarak koymadığını ve yaptıkları 1921 Anayasası"nda "Türk devleti" yerine "Türkiye devleti" ifadesini kullandıklarını hatırlamak gerekir. Hatırlama temrinimiz burada kalmasın; gelin Türkiye Büyük Millet Meclisi"nin 24 Nisan 1920"nin, Mustafa Kemâl"in kürsüden Meclis"e hitap ettiği o tarihî günün tutanaklarına bakalım. Bu uzun konuşmanın bütünü incelendiğinde, "Türk milleti" ifadesine bir kere bile başvurulmadığı ve Türkçülüğü çağrıştıracak her tür söylem ve politikadan, Millî Mücadele"yi yürüten meclisin ve onun başkanı Mustafa Kemâl"in özellikle kaçındığı görülür. Konuşma şöyle başlıyor:

"Efendim, mufassal maruzatım meyanında mesaimize saha olan mıntakanın hududunu işaret etmiştim. O hudut hududu millîmizdir. Başlangıçtan bu yana, içeride ve dışarıda gösterdiğimiz cephede yalnız bu hudut dahilinde çalışmak olduğumuzu ifade etmiş idim. Hakikatta bütün gayemiz bu hududu millî dahilindeki milletimizin istirahatini, refahını ve bu hududu millî ile muayyen vatanımızın tamamiyetini korumaktan ibarettir. Turanizim politikasını kendi arzumuzla takip etmek istemedik. Çünkü maddî manevî bütün kuv­vet ve kudretimizi muayyen olan vatanımız dahilinde tecelli ettirmek arzu ettik."

Turanizm yani Türkçülük, Türk halklarının özgürlüğünü ve birliğini savunan politikadan bilerek ve isteyerek kaçınıldığını söyleyen Mustafa Kemâl, mücadele azminin membaı olarak da İslâmiyet"i ve İslâm birliğini öngördüklerini şöyle açıklar:

"Pek tabii selâmet ve necat için müracaat ettiğimiz yegâne kaynak Kuvayi Âlemi İslâmiyet olmuştu. Âlemi İslâmiyet bir çok noktai nazarlardan milletimizle, devletimizin istiklâliyle yakından ve fevkalâde bir surette alâka ve merbutiyeti diniyesi olmakla ve bu veçhile bütün Âlemi İslâm"ın manen bize yardımcı ve destek olduğunu zaten kabul ediyoruz. Düşmanların maddî kuvvetleri karşısında bir de bu manevî kuvvetlerin maddî tecelliyatına gelmek zaruretinde idik; Binaenaleyh evvelâ hududumuzla temasta bulunan mıntakadaki dindaşlarımızla temasa gelmek lâzım geldi."

Konuşması boyunca "soydaşlar"dan değil, "dindaşlar"dan bahseden Mustafa Kemâl, Irak ve Suriye"de önce ayrılıkçı akımların güç kazanıp, "ecnebiler"le işbirliği içinde olduğunu ancak sonradan bunun esaretten başka bir işe yaramayacağını fark ettiklerinde, yine kendilerine döndüklerini anlatır. Irak"tan ve Suriye"den gelen bu taleplere şöyle karşılık verdiklerini söyler:

"Fakat biz onlara (Iraklılara) karşı Suriyelilere söylediğimiz noktai nazarı söylemekten başka bir şey yapmadık. Ettiğimiz kendi dahilinizde kendi kuvvanızla kendi mevcudiyetinizle müstakil bir Devlet olunuz. Biz, her şeyden evvel istiklâlimizin teminine çalışıyoruz. Ondan sonra birleşmemiz için hiç bir mani kalmaz (...) Ve bugün dahi eşkâli zahiriyesi ne olursa olsun gerek Iraklıların ve gerek Suriyelilerin bu iki mıntakadaki dindaşlarımızın kalpleri bizimle beraberdir."

Aynı coğrafyada kader birliği yapan atalarımızın, Türklük davası uğruna değil, Allah rızası için savaştıkları; etnisitelere yüklenen seküler anlamlar için canları ve mallarıyla cihad etmedikleri açıktır.

Böyle bir siyasî vizyonla Millî Mücadele"yi yürüten ve başarıya ulaştıran Kurucu Meclis"in "Türk milleti" adını taşıdığını söyleyenler ve soydaşlığın, dindaşlıktan daha önemli görüldüğünü savunanlar, en nazik ifadeyle, yalan söylüyorlar.

Düşmanla harp içinde olmasına rağmen sınırlarını aşan bir nüfuza sahip olan kurucu meclisimizin öngördüğü siyasî ve toplumsal ufka en yakın siyaset yapan partinin, statüko bekçileri tarafından ihanetle suçlanması sadece trajikomik değil, bu ülkeyi kurmak için tüm varlıklarını feda ederek uğraşmış olan ecdadımıza da hakarettir.

Tutanağın tamamına şuradan ulaşılabilir: ttp://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001002.pdf

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.