
Bu şehri ve diğerlerini göğe yükselen ateşler içinde seyrettiğimiz gün, rahatlayacak babalarımızın kemiği. Rahatlayacak çıkarıp öptüğümüz kanlı bıçak ve şakağıma dayanan ölülerin revolveri boşaltacak bütün yüzleri orta yere. Ölülerimizi hatırlayacağız seyrederken şehri ve şehir binlerce yılın acısını odun gibi sürdüğümüz ateşlerle yanacak. Bu şehri yakacağız, bu şehri bütün meydanları, sokakları, konakları ve gülistanlarıyla birlikte çatır çatır sileceğiz tarih sahnesinden. Ve tabii öteki şehirleri de. Vitrinleri, caddeleri, marketleri, salonları, davetleri, lüküs hayatları bize yasaklanan bütün şehirleri. Sokaklarında gerine gerine dolaşamadığımız, kasıla kasıla yürüyemediğimiz, salına salına volta atamadığımız bütün şehirleri tek tek yakacağız.
Zafer kapıda. Zafer, yani yoksul evlerin kara gelini, çamurlu sokakların aşkı, yüreğimizdeki barbar çiçek, kapıda. Bir yumrukta devirerek kağıt kaplanları kendi içimizdeki ateşlere doğru koşacağız. Doğru koşacağız. Doğru... Ve mezarlarınıza tüküreceğiz ey yaşayan ölüler, kan tacirleri, halk düşmanları. Mezarlarınıza tüküreceğiz. Bütün sıfatları yükleyin bize. Barbar deyin, vahşi deyin, bedevi deyin, çarıklı deyin, çulsuz deyin. Ne derseniz deyin, bir saç kökü kadar umurumuzda değil, o şatafatlı söz kuleleriniz ve bizi yargılarken kurduğunuz gerekçe şatoları. Şiiriniz, şarkılarınız, oyunlarınız, filmleriniz, yemek kitaplarınız, seçkin cümleleriniz, beyaz yüzleriniz zerre ilgilendirmiyor bizi. Siz hormonlusunuz ve ürettiğiniz herşey de dev bir kanser hücresinden başka birşey değil. Medeniyet diye önümüze sürdüğünüz herşeyi, biz hayvanlarımıza yediriyoruz. Biz ahırlarımıza yığıyoruz sizin özene bezene, oflaya poflaya yumurtladığınız "kültürel yaratılar"ı. Bu kültür, bu sanat, bu medeniyet bizim değil ve asla utangaç, çekingen, ellerini hangi cebine sokacağını bilemeyen taşra delikanlısı gibi durmayacağız karşınızda. Bir resmi sizin gibi seyretmeyecek ve işkembe-i kübradan anlamlar yüklemeyeceğiz ona. Ve asla ezilmeyeceğiz steril mekanlarınızda dolaşırken. Çünkü o mekanlara yakıp yıkmaya geldik biz. Taş üstünde taş bırakmamaya ve sokaklarda kanlı bıçağımızı savurarak koşmaya geldik. Biz barbarız ve içimiz rahat.
İçimiz dağlara karşı kükreyen bir kaplan kadar rahat ve göğsümüze vurduğumuzda çıkan sese aşığız her birimiz. Her birimiz katil, yargıç, cellat ve mezar kazıcıyız. Aynı anda katil, aynı anda yargıç, aynı anda cellat ve aynı anda mezar kazıcıyız her birimiz. Midemize doldurulmuş mermilerle dolaşıyor ve şarkı söylüyoruz birini vururken. Şarkı söylüyoruz dev ateşlere sarılarak ve gittiğimiz her yere yanık et kokusu taşıyoruz, ezilmiş hayatlar ve hesabı sorulmamış kötülükler kokusu. Ve babamızı işten atanların önüne çıkıp kafalarını kırıyoruz onların. Annemizin cam silmeye gittiği evleri yakıyoruz önce. Abimizi incitenlerin üzerinde tepiniyoruz ve sallıyoruz gökdelenlerin en tepesinden aşağı kırık hayatları, steril kalpleri, çıtkırıldım hüzünleri. Ve sonra dünyanın en ağır taşı gibi atlıyoruz biz de, şehre doğru, barbar öfkeye ve dev yangınlara doğru. Atlıyor ve yanıyoruz. İşte özgürlük bu. İşte şiir, işte şarkı, işte "tarih"...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.