Bizim başımız kel mi(ydi)?

00:0020/08/2001, Pazartesi
G: 13/09/2019, Cuma
İhsan Deniz

Evet, itiraf ediyorum: Benim bu yaptığım, günümüz şiirinin bir-iki koldan kazandığı ivme ve derinlik karşısında, olsa olsa, "80'li yıllar şiiri"nin 'yenilgi'si sonrası ortaya çıkan 'hazımsızlık' ve 'kıskançlık' hâlinin tipik bir yansımasıdır!Takke düşmüştür bir kere: Artık kabul etmeliyiz ki; bu "ön açıcılar" ve 'komedi-destan yazıcıları' eliyle gelişen günümüz şiiri, "80'li yıllar şiiri"ni yerle bir etmiş, bizim şiir dünyamıza fark atıp çaptan düşürmüş, dolayısıyla bizde şiir yazma gücünü tüketmiş

Evet, itiraf ediyorum: Benim bu yaptığım, günümüz şiirinin bir-iki koldan kazandığı ivme ve derinlik karşısında, olsa olsa, "80'li yıllar şiiri"nin 'yenilgi'si sonrası ortaya çıkan 'hazımsızlık' ve 'kıskançlık' hâlinin tipik bir yansımasıdır!

Takke düşmüştür bir kere: Artık kabul etmeliyiz ki; bu "ön açıcılar" ve 'komedi-destan yazıcıları' eliyle gelişen günümüz şiiri, "80'li yıllar şiiri"ni yerle bir etmiş, bizim şiir dünyamıza fark atıp çaptan düşürmüş, dolayısıyla bizde şiir yazma gücünü tüketmiş ve en nihayet, kalemlerimizi elimizden almıştır! İnanın, 'ağıt' yazmak bile gelmiyor içimizden.. N'apalım; biz de İbrahim Sadri 'dinleyerek' avuturuz kendimizi! Yeter ki; 'demokrasi' tükenmesin..

Olan olmuş, atı alan Üsküdar'ı geçmiştir artık. Bana göre, bundan sonra "80'li yıllar şairleri" olarak bize düşen şey, oturup düşünmek ve yapacağımız muhasebe çerçevesinde 'yanlış'larımızı açık yüreklilikle sergilemektir..

Bu hususta, kendimize yönelteceğimiz çeşitli sorular, bir ilk adım olabilir sanıyorum:

Acaba, biz nerede 'hata' yaptık?

Şiirimizi dünya görüşlerimizin, ideolojilerimizin gölgesine sığınarak varetme yolunu, niçin seçmedik? Şiire yaklaşımda, ne diye 'Estetik beğeni'yi yegâne ölçüt, prensip addettik?

Neden, şiirsel varlığımızı ve şairliğimizi referanslara, icazetli varoluşlara endekslemedik?

Niçin, üçüncü sınıf 'hece' taklitleriyle Türk şiirine yeni, yepyeni bir form/içerik kazandırıp, 'metafizik' bir eksen getiremedik?

Edebiyatın 'edeb' ile kaim olduğunda, niye ısrar ettik de; 'Umumhane' ağzıyla bir tek mısrada olsun, kendimizi ve şuuraltımızı ifadelendirip varedemedik? Örneğin, (Can Yücel'in bir anektotundan aparma) ilk harfi 'g', son harfi 't' olan ve ortasına da bir nokta (.) koyulan ya da ilk hecesi 'ha' ile başlayıp, son hecesi 'tir' ile biten kelimelerle Türk şiirine derin bir muhayyile zenginliği ve ufuk katmayı; sonra da kalkıp, Nuri Pakdil'in din hakkındaki bilgilerini kendi cüce dünyamızda tartmak ve bu bilgileri "avamî" bulmak küstahlığıyla, içinde olduğumuz kümenin aşağılık kompleksleri doğrultusunda Pakdil'in, İslâm'ın künhüne vâkıf olmadığı gibi son derece çirkin ve terbiyesizce yorumlara varmayı, nasıl icâd edemedik? Gerek şiir yazarken, gerekse 'Okul' olmuş ve 'İnsan yetiştirmiş' bir çizgiyi, anlayışı değerlendirirken; bu rikkati ve rafine hassasiyeti nasıl kaçırdık?

İçimizden, -eski/yeni farketmez- bir 'komedi-destan' yazabilecek ve bunun poetik zeminini oluşturacak yetenekte 'öncü' bir şair, bir 'harika çocuk'... niçin çıkaramadık?

Neden, bizden önceki kuşakların şairlerine saygıyla davranıp, onların bilgi, görgü ve tecrübelerinden öğrenebileceğimiz çok şey olabileceğini zannettik?

Söyleyin arkadaşlar: Örneğin "Abi" putunu niçin biz kıramadık; şiir gecelerinde rol kesip, onlara "Çekilin önümüzden biz geliyoruz!" zevzekliğiyle hakaret etmedik; soytarılığa prim vermedik?

Ah! Ne diye 'afişe' etmedik birbirimizi; beraber çay-kahve içtiğimiz şair arkadaşlarımızı/dostlarımızı 'vitrin'e çıkarmadık?

Kendi dergilerimizde, birbirimiz hakkında "Vay canına, ne mühim bir şairmiş bu!" dedirtecek türden iç bayıltıcı, uzun ve sırf övgü fışkıran yazılar kaleme almayı, nasıl oldu da beceremedik?

'İyi-kötü' ayrımına gitmeden 'en genç'lerin şiirlerini basarak, ardından, onların minnet duygularının bir nişânesi olarak hakkımızda yazdıkları temenna kokulu satırları şairliğimizi pazarlamak adına yayımlamayı, nasıl akledemedik?

Sahi 80'lerin ilk yıllarından itibaren çalıp duran bay Pavlov'un ziline neden kulak vermedik biz? Mide salgısını harekete geçiren ve ona-buna küfretmeyi sağlayan bu zilin sahibi karşısında, neden 'açık ağızlılar' sınıfına dahil olmadık ve niçin kendimizi aşağılanmış hissetmedik?

Soruyorum: Ey "80'li yıllar şairleri", şiiri, bir "bekleyen"in olduğunu bile bile, niye biz "gelemedik"?..

...

Sonunda, olacağı buydu: İşte görüyorsunuz, silip geçtiler bizi!

Bakın, bu 'nazik' durum karşısında, benim teklifim şudur: Artık inat etmeyip, şiiri bırakalım! Nasıl olsa, Türk şiiri sabih yolunu bulmuş ve düzlüğe çıkmıştır! Artık kimse tutamaz bunları!..

Ama önce, bu 'kudretli' elleri öpmeli ve bu 'misyon'a feyz verenleri hep beraber alkışlamalıyız.. Bu da, bizim sakaryaya olan borcumuzdur.. Haydi, sen de 'koro'ya dahil ol yaşlı şair:

Yaşasın, Türk şiirinin kırkayaklı atlıları!

Yaşasın, şiir/şair madeninin kimyasal analizcileri!

Yaşasın, Türk şiirinin popüler yıldızları!

Yaşasın, Bovespa endeksi!

Yaşasın, Umum köylülüğü yaşama ve yaşatma derneği!

Yaşasın, halkın ve arabeskin hayat bulduğu zirve şiir!

Yaşasın, hergele meydanını satışa çıkaran, 'Umumhane' Türkçesi!

Yaşasın, bay Pavlov'un sihirli zili!

...

Ohh be! Vallahi, biz görevimizi yaptık; "80'li yıllar şairleri" olarak, artık rahat rahat ölebiliriz!..

Not:
Diyorum ya; bu 'kıskançlık' yedi-bitirdi beni.. Ben de hırsımdan -Aman, bizim Mustafa Sevinç duymasın- kalkıp, doğru berbere giderek başımı usturaya vurdurdum. Bakmayın siz, yukarıdaki saçlı-sakallı fotoğrafıma; bendeniz, aranızda, günümüz şiiri karşısında yenik düşmüş bir 'kel' olarak yaşayacağım bundan böyle.. Demek ki; 'kel'mişiz!
#Şiir
#İhsan Deniz
#80'li yıllar