2014 yılının Türk ekonomisi açısından genel bir analizini yaptığımızda, küresel ölçekte ekonomik, bölgesel ölçekte ise siyasi gelişmelerin hayli zorlayıcı etkilere sebep olduğu bir yıl yaşadık. Küresel ölçekte ‘vasat’ büyüme sorunu, küresel mal ticaretindeki hareketliliğin zayıf kalmasına bağlı olarak, Türkiye’nin net ihracattan 2014 yılı büyümesine daha anlamlı bir katkı elde etmesini engelledi. Bu sıkıntı yetmezmiş gibi, IŞİD gerginliği nedeniyle, Irak pazarındaki kayıplar, genel anlamda Orta Doğu ile Kuzey Afrika’ya ve Rusya’ya yönelik ihracattaki zorluklara rağmen, Türk ihracatçısı rekor tazelemeyi sürdürdü.
Bölgesel politik gerginlikler olmasaydı, net ihracatın tek başına büyümeye katkısı, 2012 yılında olduğu gibi, 4 civarında olabilirdi. İç talebin reel olarak hiç katkısı olmasa dahi, 2014 yılı büyümesi yüzde 4’ü çok rahat yakalardı. Ancak, söz konusu küresel ve bölgesel gerginlikler nedeniyle net ihracatın büyümeye katkısı 2,4 ile 2,7 puan arasında kalabilir ve toplam yurt içi talebin katkısı da 0,5 puan da kalır ise, Türk ekonomisi 2014 büyümesini yüzde 2,9 ile 3,2 arası tamamlar. Toplam yurt içi talep katkısı eğer -0,5’de kalır ise, bu durumda 2014 büyümesi yüzde 3’lerin bir hayli altında kalabilir.
Neticede, Türk Ekonomi Yönetimi’nin iki önemli riski kontrol altında tutması gerekiyor; birincisi fiyat istikrarı riski, yani enflasyon; diğeri de finansal istikrar riski, yani cari açık. İkisini de yüzde 5’e çekmek gerekiyor. Yani, yıl sonu yıllıklandırılmış manşet enflasyonu da yüzde 5’e indirmemiz, cari açığın milli gelire oranını da yine yüzde 5’e indirmemiz gerekmekte. Bu nedenle, 2012 yılında olduğu gibi, 2014 yılını da, tabiri caiz ise, ‘fren pedalını pompalayarak’, yani kontrollü bir büyüme ile geçiriyoruz. Büyümede ve enflasyondaki keyifsizliğe ne yazık ki, bu yıl tarımdaki kuraklık ve don afetinin de katkısı oldu.
TARIM VE GIDA FİYATLARI ORTALAMALARIN ÜZERİNE ÇIKTI
Tarım ve gıda fiyatları, son yılların alışılagelmiş ortalamalarının üzerinde seyretmekte. Taze meyve-sebze fiyatlarından kaynaklanan bu yükselişte, arz yönlü kısıtlar belirleyici olmuş durumda. Bu gelişmenin bir sonucu olarak, işlenmemiş gıda yıllık enflasyonu, taze meyve-sebze fiyatlarındaki mevsimsel azalışların sınırlıgerçekleşmesine bağlı olarak, bu yılın ikinci çeyreğine kıyasla, üçüncü çeyrekte 2,68 puan yükselerek yüzde 15,42 oldu. Sebze fiyatları bu dönemde tarihsel ortalamasına kıyasla hayli yüksek bir artış oranı gösterdi.
Keza, işlenmiş gıda fiyatları da, Türkiye genelinde yaşanan don ve kuraklık olaylarının gecikmeli etkilerine bağlı olarak, yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2,82 gibi yüksek bir oranda arttı ve bu mal grubunda yıllıklandırılmış enflasyon yüzde 12,81’i gördü. Oysa, aynı dönemde, küresel ‘vasat’ büyümenin etkisi ile, dünya ölçeğinde tarım ve gıda ürünlerinin fiyatlarının gerilediğini gözlemledik ve uluslararası gıda enflasyonu ile yurt içi gıda enflasyonu arasında yılın ikinci çeyreğinde belirginleşen ayrışma, ne yazık ki 3. çeyrekte de artarak sürdü. Bu dönemde, küresel buğday fiyatları ile yurt içi buğday fiyatları arasındaki ayrışma en belirgin örneği ortaya koyarken, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik ambargoları nedeniyle, Rusya’nın Türkiye’den tarım ve gıda ithalatında olası artış ve IŞİD gerginliğinden dolayı, yine Türkiye’ye yönelik gıda talebindeki olası artışları da göz ardı etmeyelim. Umudumuz, 2015 yılında bu tablonun normalleşmesine bağlı olarak, yıllıklandırılmış manşet enflasyonun yaz ortası yüzde 6 civarına çekilmesi.
TARIM BÜYÜME VE İSTİHDAMI DA VURDU
Tarımdaki kuraklık ve don afeti, 2013 yılının ilk 6 ayında yüzde 6,1 reel büyümüş olan tarım sektörünün, 2014 yılının ilk 6 ayında yüzde 0,2’lik büyümede kalmasına sebep oldu, üstelik 2. çeyrekte yüzde -1,8’lik daralmayla birlikte. Bu gelişmenin doğal uzantısı olarak, 2012 yılının ağustos ayında 6 milyon 564 bin kişiyi istihdam etmiş olan tarım sektörü, 2013 yılının ağustos ayında çok sınırlı bir azalma ile, istihdamını 6 milyon 511 bin kişide korumayı sürdürür iken, bu rakam 2014 yılının ağustos ayında 5 milyon 815 bin kişiye geriledi. Tarımda istihdam 696 bin kişi azalırken, sanayi sektörü 293 bin, inşaat sektörü 107 bin ve hizmetler sektörü de 649 bin kişi istihdamını arttırmayı başardı.
Peki, neden işsizlik arttı derseniz; 2013 yılı ağustosundan, 2014 yılına işgücü 1 milyon 632 bin kişi daha artarak, 28 milyon 817 bin kişiye dayanırken, aynı dönemde istihdam ancak 1 milyon 172 bin kişi artarak, 25 milyon 835 bin kişi olabildi. Bu nedenle, işsizlik de 2 milyon 983 bin kişiye oturdu. Bununla birlikte, temmuz ayına göre, ağustosta işsizliğin 11 bin kişi azaldığını da hatırlatalım. Yani, işsizliğimizin artmasının bir nedeni de, Türkiye’nin yüksek nüfus artışı. Enseyi karartmayalım; ama orta vadede yüzde 4,5-5 büyümeyi yakalamak, işsizliğimizi kontrollü bir seviyede tutmamıza da yaracaktır.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.