I-
Ey ruhum, Vera’nın tafralarını çekmeye hazır mısın? Sıkıntı büyük, yük ağır. “Rezil olduk herkese” diye başlar, “Sen yakında Seda Sayan’a da çıkarsın” diye devam eder. Kimselerin beni görmeyeceği, benim dahi beni görmeyeceğim bir yer olaydı. Kafamın içi çarşamba pazarı. Şimdi işin yoksa yorgun argın eve git, kırk yıllık karının çenesine katlan. İncir çekirdeğini doldurur iki kelam edemedim ya!
Şu kulaklığı da kafamdan çıkarayım. Sanki kafama kazan oturttular, kafam oldu kazan. Hadi bakalım sen buradan para kazan. Keşke ilk baştan sorsaydım para pul işlerini. Bedavaya rezil ettik kendimizi. (Ne oldu yahu? Zihnimdeki cümleler tekerleme kıvamında yuvarlanıyor böyle!)
-Ne diyorsun yeşil tişörtlü? El kol hareketi... Anlamıyorum. Kulaklığımı mı takayım? Bitmedi mi? Hani bitmişti. Takalım bakalım.
-Hocam beni duyuyor musunuz? Haftaya görüşüyoruz unutmayın. Ama size bir ev ödevi vereceğiz. Yayını kapattıktan sonra bir gassalden çok çarpıcı bir bilgi geldi. Gassallerle ilgili bulabildiğiniz her türlü bilgi ve haberi takip edin, okuyun. Mümkünse bir gassal ile bizzat yüz yüze görüşün. İlk program acemiliği kaldırır. Ama sonraki zamanlarda olmaz.
-Sonrası da mı olacak bunun? Her hafta mı olacak yani? Ekonomik karşılığı diye sorsam çok mu paragöz davranmış olurum...
-Muhasebe birazdan takdim eder. Bu başlangıç. Rating arttıkça yeniden hesaplama yapılır.
II-
-Selam Vera. Ben biraz uyuyacağım. Kafam kazan. Program için söyleyeceklerin varsa sonra söylersin. Lütfen beni rahatsız etme. Al bu da telifim.
-Ne bu! Aaa ne kadar var burada? Bu rakam doğru mu? İnanamıyorum.
-Söyleme kimseye. Herkesin bir fiyatı varmış, bu da kendini ucuza kapatmış dedirtmeyelim kimseye.
-Aaa, anca kıskançlıklarından öyle söylerler.
-Nasıl yani? Sen benim rezil olduğumu düşünmüyor musun?
-Her şeyin bir bedeli var hayatım. Emekli olunca nasıl geçineceğiz diye düşünmemize gerek yok.
-Ne diyorsun Vera? Ciddi olamazsın!
-Gayet de ciddiyim. Ekrana çıkanlardan ne eksiğin var senin?
-Ama ben söylemek istediklerimin hiçbirini söyleyemedim orada. İçimden Karagöz’ünü arayan bir Hacivat çıktı.
-Bak şöyle yapabiliriz. Karagöz’ünü arama bence. Eskilerden kopya çekelim. Mesela Orhan Boran boşandığı eşlerini, eski kayınvalidesini filan dahil ederdi sohbetin içine.
-Yani ben kayınvalidemi mi dahil edeceğim? Yeşil tişörtlü kameraman iyi değil miydi?
-Bir iki defa olur tabi. Ama kameraman kırılabilir. Seni olmadık bir şekilde çekip sosyal medyasında yayınlayabilir.
-Ne diyorsun! Bak ben bu sosyal medya işinden hiç anlamıyorum.
-Yalnız değilsin. Bak senin için kopyaladım. Kim var burada?
-A Mustafa Kutlu! O da mı sosyal medyada içerik üretiyor.
-Yok yok. Videosunu çekip yayınlamışlar. Senin gibi, yapay zekâ karşısında ne kadar şaşırdığını anlatıyor.
-Ama ben yapay zekânın bütün oluşum sürecini biliyorum. Benim sıkıntım bu bildiklerimi ekranda aktaramamak.
-İyi de sen teorik olarak biliyorsun. Bilmek başka, yapmak başka. Bunca yıl inatla sosyal medyada neler oluyor diye gözlemlemekten uzak durduğun için kendini kötü hissediyorsun. Kitabi bilginin peşinde hayatı kaçırdığını hiç fark etmedin bunca yıl.
-Yani kendime bir sosyal medya hesabı açmış olsaydım... Yani sen bana dümdüz içerik üreticisi ol diyorsun.
-Seni tökezleten, etiketler. Sana influencer ol, demiyorum. İçerik üreticisi ol, demiyorum. Bilginin mimarı gibi isimler gündemde artık.
-Yapma Allah aşkına. Eskinin tezgahtarı, müşteri sorumlusu olunca itibar mı kazanıyor? Hayır, sadece ucuz iş gücü olarak kullanıldıklarını fark etmemeleri sağlanıyor, yakalarına taktıkları rozetlerle.
-Sen gayet iyi kazanmışsın, baksana iki saatlik yayın ile.
-Doğru söyle Vera, lütfen doğru söyle. Ben o rezil yayından sonra eve elim boş gelseydim, yine böyle itecek miydin beni o bilmediğim dünyaya.
-Şimdi Ahmetciğim... (İç ses: Tüh. Bu “ciğim” ilavesi hiç iyi olmadı. “Beni kandırmak için adıma ciğim ekleyip çocuklaştırma eyleminden nefret ediyorum” diye başlar biraz sonra.) Ahmet Hocam, bir eylemi para karşılığı ya da parasız yapmak üzerine bir tartışmaya girmek istiyorsan, ben yokum. Daha geçen hafta katıldığın bir sempozyumda sana telif verdiler. O sempozyuma katılan hekim beyefendi “Bilgimi aktardığım için para verilmesini doğru bulmuyorum” diyerek kendisine verilen telifi yardım kuruluşuna bağışlayacağını söylediğinde çok kızmıştın. Ne farkı var?
-Aynı şey değil. Ben adamın orada yaptığı hizmetin karşılığını maddi olarak alanları eleştirmek için, yargılamak için uluorta bağış yapacağını ilan etmesini yakışıksız bulmuştum. Bir yazar, iki üniversite hocası idik. Bizi aşağılamaya kalktığını düşündüm. Sanatçıların, hocaların emeklerinin karşılığını alamadığı bir dünyada, hekimler sanki bedava hasta bakıyormuş izlenimi vermeye kalktığı için...
-Aynı ya da değil. Yaşadığımız dönem böyle bir dönem. Ortak değerler, mutabık kalınmış adabı muaşeret kuralları yok. Yirmi yaşındaki öğrencilerim bence diye başlayıp iletişim kuramlarına kafa tutuyor. Eleştirmek ayrı, kafa tutmak ayrı, öğretemedim demiyor muydun? Kimseye bir şey öğretmeye uğraşma. Akışa bırak, diyor ya gençler. Sen de kendini akışa bırak.
-Ekran akışına diyorsun. Parayı bulduk, akarken doldurulalım diyorsun. “Ak akçe kara gün için” diyorsun. “Varsa paran pulun, dünya âlem kulun” diyorsun. Anladım ben seni.
-Ay Ahmet, bütün alınganlığın üstünde.
-Yok yok, İsmet Özel’e bir kere daha hak verdim. Kadınlar kocalarının helal kazanmasını dert etseydi, kapitalizm İslam ülkelerine hiç uğramazdı, diyordu ya.
-Tam olarak öyle değil o cümle. Geçen defa da konu aynı cümleye gelmişti. Neyse. Ben kapitalist olayım, senin için rahat edecekse. Sen şimdi derin bir uyku çek. Uyandığında dünya başka türlü görünür gözüne.
-Nasıl derin bir uyku çekeyim? Ev ödevi verdi yönetmen. Gassallerle ilgili araştırma yap. Konuyu derinlemesine öğren, dedi. Ne alaka ya hu! Bir üniversite hocasının gassallerle ilgili niye derin bilgiye ihtiyacı olsun?
-Anladım. Botokslu Cenaze Kime Ait? konseptini gassaller üzerinden götürecekler. Gassal dizisinin ilk iki sezonunu izlemiştim. Üçüncü sezonu da izler, seni bilgilendiririm. Hatta yapay zekâya özetini yaptırır, sana gönderirim e-posta olarak.
-Vera sen beni şaşırtıyorsun. Ben seni hiç tanımamışım.
-Gözünüz yolda, kulağınız bende olsun hocam. Biz sizi izlemeye devam edeceğiz, siz de yolu kollamayı unutmayın. Hadi iyi uykular.
-Hep prensesler uyuyacak değil ya. Koskoca üniversite hocasını da uyuturlar, kameraların karşısında, gelen geçen bir makas alır. Her makas alış rating anlamına gelir.
-Söylenme! Bütün Türkiye tanıyacak seni. Yılların semeresini toplayacaksın. Hadi hocam hadi. İlber’in yerine Seda Sayan’ı ikame ettiler, yazıklar olsun demiyor muydun? Belki de İlber’in yerini sen dolduracaksın, bundan böyle.
-Rica ederim Vera! Saygılı ol merhuma. Asker arkadaşın gibi adıyla anmak yakışıyor mu?
-Ayol herkes ondan İlber diye bahsediyor. Unuttun mu? Defnedildiği hafta yolumuz köfteci Mehmet’e düşmüştü. Yağmurun altıda uzunca bir kuyruk, yaşlı başlı kadınlar kuyrukta beklerken “İlber de burada köfte yerdi” diyordu da... “Tanışır mıydınız? Başınız sağ olsun” dedim “Yok, ekrandan anca” dediler, hatırlasana. Kızı bile ondan bahsederken İlber diyor. Ben söyleyince mi yakışıksız oldu? Hadi hocam hadi. İyi uykular sana.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.