|
Yazarlar

Arap-Fars savaşının tam ortasındayız

11:04 . 9/04/2015 Perşembe

Kevser Topkar

1966 yılında İstanbul’da doğdu. Kuzguncuk İlkokulu ve Üsküdar Kız Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümüne girdi. 1987’de mezun olacakken başörtüsü yasağından dolayı üniversiteye ara verdi. Fakülteyi iki sene sonra bitirebildi. 1998-2000 tarihleri arasında Sudan’da bulundu. Bu esnada Afrika Üniversitesinde Arap dili eğitimi aldı. Türkiye’ye döndüğünde özel sağlık alanında yöneticilik yaptı. Fide Yayınlarının kuruluşundan itibaren editörlüğünü üstlendi. Öykü, çocuk hikayeleri ve derlemelerden oluşan kitapları yayınlandı. TC. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde özel araştırmacı olarak Filistin’e Yahudi göçlerini araştırdı. Başörtüsü yasağı kaldırıldığında Marmara Üniversitesi Yakınçağ Tarihinde yüksek lisansını tamamladı. Aynı üniversite halen doktora yapmaktadır. Üsküdar Belediyesi’nde 6 senedir sosyal projelerden sorumlu Başkan Danışmanı olarak çalışmaktadır. Almanca, Arapça ve İngilizce bilmektedir. Evli ve dört çocuk annesidir.

Kevser Topkar
Arap-Fars savaşı başladı. Adım adım hazırlanan savaş patlak verdi. Yüz yıl evvel olsaydı Osmanlı Padişahının yöneteceği bir savaşın bugün uzağında görülüyoruz. Gerçekte ise tam ortasındayız.

İran'ın silahlı güç olarak Ortadoğu'daki sünni topluluklara yaptığı baskı Irak ve Suriye'de zaten patlamıştı. Başta ABD ve İngiltere bu süreçte İran'ın yanında saf tuttular. Saddam sonrası Irak'taki şii emanetçileri eliyle sünnilere baskı yaptırlar. Görünen köy o ki bir taraftan da ortaya çıkması muhtemel yeni sünni silahlı güç İŞİD'i örgütlediler. İran destekli şii Husi hareketi Yemen'de iktidarı ele geçirince en ciddi tehdit ile karşı karşıya bulunan Suudi Arabistan önderliğinde Arap devletleri topyekun İran'ın Yemen'deki ilerleyişine dur deme kararı aldı. ABD her zamanki gibi tavşana kaç tazıya tut siyasetini sergiliyor. Yemen'e başlatılan harekatta Arap Birliği'ni lojistik ve istihbarat alnında destekleyeceğini açıkladı. İran'ın Ortadoğu'daki palazlanmasının sorumlusu kendisi değilmiş gibi.

Devletler tarih içinde iktidar ve yönetim değişiklikleri yaşayabilirler. Misyonları ise asla değişmez. Osmanlı'dan devraldığımız ve Cumhuriyet döneminde de devam ettiğimiz dış polikamız zaman zaman içe kapanık dönemler geçirmiştir. Lakin misyon aynı misyondur. Sünni İslam coğrafyası ile dostluk çerçevesinde devam eden bir ilişki mevcuttur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Suudi Arabistan Kralı ülkemizi ziyarete geldiğinde basında çıkan haberlere baktığımızda medyanın ne kadar alakalı ve hassas olduğunu görebiliriz. Yine gerek Libya, Katar, Irak gerekse diğer İslam ülkeleriyle son yüzyılda zaman zaman serin rüzgarlar esse de ilişkiler hep dostane olmuştur. AK Parti ile başlayan İslam coğrasına açılma hedefi ve aktif dış polika uygulamaları sözde Arap baharı sürecinde hazin bir sonbahara dönmüştür. Bu arızı bir durumdur. Geçecektir ve halkların kaynaşması devletler bazında da temin edilecektir. En azından böyle olmasını umut etmekteyim. Müslüman kanının Müslümanlar eliyle akıtılmasına son verecek tek yol budur.

Hukuki açıdan Osmanlı'ya bağlılığı devam eden bir coğrafya olarak Yemen, Türkiye'nin duyarsız kalamayacağı kadar mühimdir. Bu savaş istesek de istemesek de bir Türkiye-İran çatışmasına gebedir. Farslıları bir hat dahilinde tutan Osmanlı'dan sonra meydan boş kalmıştır. Mezhep çatışması görünümündeki bu mücadele aslında hakimiyet kavgasından başka birşey değildir. İran tarih boyunca Arap coğrafyasında yayılmacı br politika gütmüştür. Arapların Fars topraklarını ele geçirip buralara İslamı getirmesinden bu yana Şia kisvesi altında İslam dünyasına yayılma çabasındadırlar.

İran; Irak ve Suriye'den sonra Yemen'de kardeş kanı akıtılmasına sebep olmuştur. Sıradaki devlet Türkiye'dir. Batı tercihini İran'dan yana kullanmış ve Ortadoğu'da İran'ın sünni coğrafyalarda egemen olmasına destek vermiştir. İsrail'den sonra nükleer silah gücüne sahip, bölgede hakimiyet sağlayacak devlet İran'dır. Lübnan başta olmak üzere devlet yapısının zayıfladığı veya çöktüğü her yerde kendi ordusunu konuşlandırmıştır. Sünni dünya ve Türkiye bu sürece ses çıkarmamıştır.

İran İslam devrimi baskı altındaki Müslüman halklar nezdinde coşkuyla karşılanmıştı. Batı'ya kafa tutması, sömürgeciler tarafından yıllarca ezilmiş halkların gönüllerini feth etmişti. Osmanlı sonrası gerek Türkiye sınırları içinde gerek İslam coğrafyasında İnançlı insanlara yapılan baskı, şeriat özlemini doğurmuştur. İran'ın sünni dünyaya olan ezeli düşmalığını bize unutturmuştur. Ali Şeriati ve İmam Humeyni gibi iki ayrı İslam dünyasını yakınlaştırmak isteyen şii mütefekkirler sünnilerin gönüllerinde taht kurmuştur. Tek güç olarak birleşip sömürgecilerin, işgalcilerin ve taşaronlarının İslam topraklarından defedebileceğine dair inanç beslenmiştir. Ama İran yüz yıl evvel ne ise bugün yine aynı olduğunu ispatlamıştır. Aynı Türkiye'nin ve Hırıstiyan dünyanın değişmediği gibi İran da değişmemiştir. Batıya ne zaman sefere çıksa doğudan gelecek Şii saldırısına karşı tedbir alan Osmanlı, tarihi boyunca İran tehdidi altında kalmıştır. Bugün olduğu gibi dün de aynı duruşu sergilemiştir. Karşısında ise hep Osmanlı'yı bulmuştur. Eninde sonunda Türkiye şianın karşısında durmak zorunda kalacaktır. Yolun sonuna doğru gelinmektedir.

Batı dünyası ellerini ovuşturup Ortadoğu'da adım adım oluşturdukları mezhep kavgasını seyretmekteler. Bu süreçte bazen şiilerin bazen sünnilerin yanında olacaklardır. Böylece Ortadoğu'da sarsılan otoritelerini ve ellerinden çıkma tehtidiyle karşı karşıya kaldıklarını petrol kuyularını tekrar kazanacaklardır. Abbasi- Emevi dönemlerine geri dönen İslam dünyası şüphesiz zarardadır. Bu savaşın kaybedeni Müslümanların tamamı olacaktır. Çözümü olsaydı bugüne dek hallolacak bir sorunla karşı karşıyayız. Ama yok. İslamın ilk yıllarından beri devam eden Şii-Sünni kavgası geçmişte nasıl Haçlı seferlerini bölgeye musallat etmişse bugün de bunu fırsat bilen haçlılar İslam coğrafyasına yeni saldırılar düzenleyeceklerdir.
#İran
#Suudi Arabistan
#Arap
#Fars
8 yıl önce
default-profile-img
Arap-Fars savaşının tam ortasındayız
Batı’nın korkusu: Türkiye’nin ve İslâm’ın yükselişi (1)
Bir film, bir nesne ve “işin ciddiyeti”
Lâf mı hayat mı?
Seçimi bekleyen ülkeler
Batıcı Biraderler!