Elkatmış Meclis"te olmalıydı

00:009/11/2011, Çarşamba
G: 5/09/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

Türkiye şöyle bir ülke: Yakın, hem de çok yakın geçmişte çok kirli ve kanlı işler olmuş. Mesela çok fazla sayıda "faili meçhul", mesela "Susurluk", mesela onun bir devamı olduğu söylenen "Ergenekon", mesela çok sayıda siyasi cinayet… Bu kirli işlerde kimlerin parmağı-eli olduğuna ilişkin olarak hemen herkesin bir fikir sahibi olduğu da muhakkak. Konuyu kime açsanız geçmiş hükümetlerde görev yapan bazı başbakan ve bakanlardan başlayarak emniyet ve jandarma içinde yer alan birçok kişinin isminin sıralandığını

Türkiye şöyle bir ülke: Yakın, hem de çok yakın geçmişte çok kirli ve kanlı işler olmuş. Mesela çok fazla sayıda "faili meçhul", mesela "Susurluk", mesela onun bir devamı olduğu söylenen "Ergenekon", mesela çok sayıda siyasi cinayet… Bu kirli işlerde kimlerin parmağı-eli olduğuna ilişkin olarak hemen herkesin bir fikir sahibi olduğu da muhakkak. Konuyu kime açsanız geçmiş hükümetlerde görev yapan bazı başbakan ve bakanlardan başlayarak emniyet ve jandarma içinde yer alan birçok kişinin isminin sıralandığını gözlüyorsunuz. Yani özetle kamuoyunda olup-bitenler hakkında bir kanaat oluşmuş. Ancak ne hikmet ise, devletin ilgili kurumlarının toplumun bildiği ya da en azından kuvvetle sezdiği bu "yakın tarih"e ilgisi çok alt seviyede.

Böyle bir tablonun bir hukuk devletinde ortaya çıkabilmesi imkansız. Demek ki bu ülkede -anayasası ne kadar ısrar ederse etsin- "hukuk devleti" çatısı altında yaşamıyoruz. Böyle bir yorumun "kırıcı" (özellikle "hukuk devletimiz" açısından!) olduğunun farkındayım, ama "somut durumun somut tahlili" bu tespiti gerektiriyor, kimse kusura bakmasın…

Bu tespiti tekrarlamamın nedeni Neşe Düzel''in (Taraf) geçen ay Mehmet Elkatmış ile yaptığı röportaj. Düzel''in sorularını ve Elkatmış''ın açıklamalarını okuduktan sonra şöyle hayıflanmıştım: "Elkatmış Meclis''te olmalıydı".

Elkatmış, bir başka röportajda (2008) kurucuları arasında yer aldığı AK Parti''den uzak düşürülmesinı, yani Meclis dışında bırakılmasını şu sözlerle açıklıyordu:

"Ben Komisyon Başkanı olduğum sürede birçok olayla ilgilendim. Örneğin Urla gemisinin batması konusunda çalışmalar yaptım. Üzerinde durdum. Çocuk yurtlarına, huzur evlerine, gençlik merkezlerine gittim. Gördüğüm şeyleri de basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdum. Bundan AKP içinde bazı kişiler rahatsız oldu. Ayrıca benim memleketimde de AKP''li belediye yolsuzluk yapıyordu. Bunu ortaya çıkardım. Bu olay da rahatsızlık yarattı. Ama yapılanlar yapanın yanına kaldı."

Konu hakkında bilgim olmadığı için bu sözlerin gerçeği ne derece yansıttığını bilemem. Ancak bugüne kadar Elkatmış''ta gözlediğimiz insan hakları konusundaki hassasiyet ve samimiyetten hareketle bu sözlerin hiç değilse yabana atılacak cinsten olmadığını söyleyebilirim.

Mehmet Elkatmış, son dönemde ortaya dökülen bazı özel harekatçı polislerin itirafları ve Mehmet Ağar''ın mahkûmiyeti sonrasında verdiği bu röportajda eski bir TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı olarak –bir kere daha- öyle açıklamalarda bulunuyor ki, devletin ilgili kurumlarının bu açıklamalara - bir kere daha- "polisiye roman" muamelesi yapması gerçekten anlaşılır gibi değil…

Elkatmış''ın açıklamalarından bazılarını aktaracak olursam:

"Susurluk olayı patlayınca, Mesut Yılmaz, ana muhalefet partisinin başkanı olarak Cumhurbaşkanı Demirel''e gidiyor. ''Devletin içinde sayısı 100-120 olan bir çete var.. Bütün cineyetleri onlar işliyorlar, haraç topluyorlar. Bunun ortaya çıkarılması lazım. Ama bundan, devletin zarar göreceğinden de endişe ederim'' diyor. Anlayacağınız ANAP''ın başkanı, hem ''bu işler ortaya çıkarılsın'' diyor, hem de ''bu işler ortaya çıkarsa devlet zarar görür'' diyor. Devlet ancak bu işleri organize etmişse zarar görür. Yoksa devlet neden zarar görsün ki?"

Elkatmış''ın değerlendirmesine katılmamak mümkün mü?

Elkatmış''ın Neşe Düzel''in "Susurluk çetesinin uyuşturucu işlerine ve cinayet girişimlerine devlet mi karar vermişti?" şeklindeki sorusuna yanıtı "hukuk devleti" olduğu yolundaki iddiaları daha da tuz-buz edici nitelikte:

"Susurluk çetesinin bir amacı da ölüm listelerini gerçekleştirmekti. Dönemin Başbakanı Tamsu Çiller, ''PKK''ya yardım ve yataklık yapan kişilerin isimlerini biliyoruz. Listesini hazırladık'' diye bir açıklama yaptı ve 50-70 kişilik bir listeden bahsetti. Bu işe Milli Güvenlik Kurulu''nda karar verildiği kanaatindeyim ben. Ayrıca İbrahim Şahin''in ve Mehmet Ağar''ın da bu işi kendi başlarına yaptıklarını, talimatlar verdiklerini düşünmüyorum. Bu işlere de Milli Güvenlik Kurulu''nda karar verildiğini düşünüyorum."

Ne dersiniz, "yeni Anayasa" çerçevesinde MGK''nın yeri olup olmadığı tartışmasının çok önceden açılması gerekmiyor muydu? Bu "gecikme"nin nedeni nedir acaba? Yoksa MGK, yeni kompozisyonundan dolayı "yeni Anayasa"da varlığını koruyacak mı?

Elkatmış''ın Susurluk Komisyonu Başkanı olarak Susurluk çetesiyle ilgili olarak bütün bilgilere ulaşamadıklarından bahisle sözünü en önemli engel –maalesef- bugün de yerinde duruyor. Elkatmış, TBMM içtüzüğünün 105. maddesine işaret ediyor.: "Kendi tüzüğümüz zaten bize sen bu konuyu araştıramazsın diyor. (…) Meclis, Anayasa''dan evvel, içtüzüğünü değiştirsin. Çünkü Anayasa değişse bile, bu içtüzüğün üçüncü ve son fıkrası durdukça Meclis güçlenemez."

TBMM içtüzüğünün 105. maddesinin son fıkrasını da aktaralım:

"Devlet sırları ile ticarî sırlar, Meclis araştırması kapsamının dışında kalır. "

Hani "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" idi! Demek ki bu vecize gerçeği anlatmıyormuş… "Devletin sırları" sözü edilen egemenliğin aşılmaması gereken çitini oluşturuyor.. İnanılır gibi değil ama "ticari sırlar" da bir ikinci çit! "Susurluk" gibi içinde "ticaret"in bolca yer aldığı bir dosyada TBMM Araştırma Komisyonu''nun önüne çıkarılan "ticari sır" engeli…

Elkatmış, konuya girmemiş ama yeri gelmişken bir hususa da ben değineyim: Röportajda da adı sıkça geçen ve "Ergenekon" davası çerçevesinde yargılanan Veli Küçük''ün bugünü kadar "Susurluk" bağlamında ifadesine başvuruldu mu acaba? Açıkçası dava sürecini yakından izlemediğim için bu sorunun cevabını yakın zamana kadar bilmiyordum. Yakın zamanda (10.10.2011) karşılaştığım haber şöyle diyordu:

"Susurluk''ta yeni viraj / TBMM Susurluk Raporu ve ekleri mahkemeye gönderildi. Susurluk kazasıyla ilgili suskunluğunu koruyan Veli Küçük''e geçmişin gizli kalmış ilişkileri sorulacak."

Demek ki en azından bir yıl sonra şöyle bir haberle de karşılaşabileceğiz: "TBMM Susurluk Raporu ve ekleri mahkemeye gönderildi. Susurluk kazasıyla ilgili suskunluğunu koruyan Veli Küçük''e geçmişin gizli kalmış ilişkileri sorulmaya başlandı"(!)

Zamanımız bol nasıl olsa…

Türkiye işte böyle bir ülke….