Gerçekten de, "Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan doğar"

00:0023/06/2012, Cumartesi
G: 5/09/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

Kabul edersiniz ki toplumsalın batılarının ''conflit'' olarak adlandırdıkları, bizim ise ''çatışma, çekişme, zıtlaşma(?)'' gibi sözcüklerle karşılayabileceğimiz kavram olmadan anlaşılması imkansız. Bu kavramın vazgeçilmez olduğu –birinci ile ilişkisi içinde- ikinci alan ise tabii ki ''siyaset''tir. Siyasetin ancak bu kavramı varsayması, hatta temel alması durumunda ''demokrasi'' ile birlikte anılabileceğini da söylemeliyiz. Demek ki, ''siyaset'' artık –pek çok farklı yol denedikten sonra- toplumdaki

Kabul edersiniz ki toplumsalın batılarının ''conflit'' olarak adlandırdıkları, bizim ise ''çatışma, çekişme, zıtlaşma(?)'' gibi sözcüklerle karşılayabileceğimiz kavram olmadan anlaşılması imkansız. Bu kavramın vazgeçilmez olduğu –birinci ile ilişkisi içinde- ikinci alan ise tabii ki ''siyaset''tir. Siyasetin ancak bu kavramı varsayması, hatta temel alması durumunda ''demokrasi'' ile birlikte anılabileceğini da söylemeliyiz. Demek ki, ''siyaset'' artık –pek çok farklı yol denedikten sonra- toplumdaki ''çatışma, çekişme, zıtlaşma''nın ortadan kaldırılmasını değil, tam tersine yanlış olarak olumsuz anlamlar yüklenmiş olan bu ayrılıkların temsillerinin sağlanmasına yöneldiği takdirde makbul bir teori-pratiktir. Dolayısıyla geçmişin kötü hatıralarla yüklü farklı ''Birlik'' arayışları yanlış bir toplum ve siyaset anlayışına dayanmaktaydı. Fransız Devrimi''nin (ve ondan türeyen) ''genel-milli irade''yi esas alan tekçi egemenlik anlayışlar da böyle idi, sonradan dünyayı o zamana kadar rastlanmadık biçimde sarsan totaliter sistemler de.

Demek ki, ''siyaset'' konuşurken ''Bir-Birlik''ten söz etmekten imtina edeceğiz. Toplumun farklı düşünce, fikir, çıkar, umutlar taşıyan parçalı bir yapıda olduğunu, siyasetin amacının da bu apaçık gerçeğin –söylediğim gibi- temsilinin işini kolaylaştırmaktan geçtiğini unutmayacağız.

''Conflit'' sözcüğüne Türkçe karşılıklar ararken hatırladık Namık Kemal''in yazının başlığına taşıdığım o ünlü vecizesindeki ''müsâdeme'' sözcüğünü.

Ne güzel de söylemiş şair...

Sözcüğü önümüze katarak biraz dolaşınca, İbrahim Kardeş tarafından kaleme alınan ve Yeni Şafak''ta yedi yıl kadar önce yayımlanan ''Bârika''nın başına gelenler'' başlıklı (maalesef aklımdan çıkmış) o güzel yazısıyla karşılaştık. Yazının özellikle ikinci bölümü ''Bârika''nın bir gazetecinin elinde aldığı biçime yönelik eleştirileri içeriyordu. Ama yazının aktarmayacağım bu satırlara gelinceye kadar ki bölümünde sözünü ettiğimiz bu ''conflit'' (yani ''müsâdeme'') meselesi o kadar güzel anlatılmıştı ki, bu faslı olduğu gibi alıntılıyorum:

''Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan doğar.'' Lügat-i Nâcî''de bu cümle, ''bârika'' kelimesinin kullanımına örnek olarak verilir ve cümlenin ''Kemâl Bey''e ait olduğu belirtilir. Muallim Nâcî için de, çağdaşları için de ''Kemâl Bey'' denince akla sadece Namık Kemâl gelir.

Bir konuda birbirinden ayrı, hattâ birbirine aykırı görüşler olabilir. Bir görüşün sahipleri veya destekçileri, hele iktidara veya güce de sahipseler, kendi görüşlerine uymayan görüşleri ve sahiplerini görmezden gelme, bastırma ve susturma, hattâ yok etme yoluna gidebilirler. Oysa bu durumda yapılması gereken iş, farklı görüşleri yüzleştirmek, yüzleştirmekten de öte ''müsâdeme''ye sokmak, yani ''çatıştırmak''tır. Çünkü gerçeğin ne olduğu, ancak bu ayrı görüşlerin birbirleriyle girdikleri ölçüşme, tartışma, çatışma ile ortaya çıkabilecektir.

Ölçüşme, tartışma, çatışma gibi ilişkilerin hep olumsuz sonuçlar doğuracağını sanmak, kötü bir yanılgıdır. Kullandığımız bütün nesnelerde, ölçüş-tür-meyle sağlanmış uyumlar, dengeler, güzellikler, vardır veya yoktur. Kantarlarda, terazilerde, basküllerde, alışlarda verişlerde, arzlarda taleplerde, emeklerde ücretlerde, devletlerde toplumlarda... birbirini tartan ve elverişli bir denge sağlamaya çalışan taraflar vardır. Bazı çatışmaların yıkıcı, yok edici nitelikler taşıdığı doğrudur ama altında barındığımız nice çatı, yapıcı çatışmalarla oluşmuştur.

Nâmık Kemâl, neredeyse bir darb-ı mesel (atasözü) yaygınlığı kazanan vecizesinde, hakikat şimşeğinin doğuşunu fikirlerin çatışmasına bağlarken, şimşeğin oluşumunu örnek gösteren bir benzetme yapmıştır. Hakikaten, şimşek dediğimiz o göz alıcı parıltı; bulutla yer arasında, bulutla başka bir bulut arasında veya bir bulutun kendi içinde elektrik yüklerinin akışmasından, çatışmasıyla oluşmaktadır.

Müsademe-i efkâr, yani fikir çatışmaları, ille de farklı kişiler veya topluluklar arasında cereyan etmez. Bir topluluk içinde tartışma, çatışma olabildiği gibi, bir kişinin kendi içinde de ayrı, hattâ çelişkili eğilimler, görüşler, düşünüşler bulunabilir ve o kişi, kararlarını ve davranışlarını bunları çatıştırarak üretir.

Hareketten, tartışmadan, çatışmadan ürken, korkan, uzak durmak isteyen kişiler ve toplumlar, güdülmeye yatkın kişiler ve toplumlardır. Babasultankralpatrondevletşefâmir, ne buyurmuşsa ona boyun eğmek, daha uygun ve akıllıca bir davranış gibi görünür böylelerine.

Ne güzel satırlar bunlar...

Bu arada, ''ölçüşme'' sözcüğü de de çok iyi bir öneri doğrusu...