Kouchner ve Günay, amaçlar aynı mı?

00:0028/05/2007, Pazartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Kürşat Bumin

Gelişmelerden artık hemen herkes haberdar: Fransa''da sosyalist Bernard Kouchner, sağcı –hem de ülkenin aşırı sağcı partisi Ulusal Cephe''nin desteğini sağlayarak-alarak cumhurbaşkanı seçilen Nicolas Sarkozy''nin dışişleri bakanı oldu...Kolay açıklanabilecek-anlaşılabilecek bir gelişme değil bu. Hele de olay, sağ ve sol cenahın neredeyse iki yüzyıl önce kendilerini açık ve seçik olarak tarif ettikleri bir ülkede, Fransa''da karşımıza çıkıyorsa.Biliyorsunuz; siyayette sağ-sol ayrımı -bizde bu konuda

Gelişmelerden artık hemen herkes haberdar: Fransa''da sosyalist Bernard Kouchner, sağcı –hem de ülkenin aşırı sağcı partisi Ulusal Cephe''nin desteğini sağlayarak-alarak cumhurbaşkanı seçilen Nicolas Sarkozy''nin dışişleri bakanı oldu...

Kolay açıklanabilecek-anlaşılabilecek bir gelişme değil bu. Hele de olay, sağ ve sol cenahın neredeyse iki yüzyıl önce kendilerini açık ve seçik olarak tarif ettikleri bir ülkede, Fransa''da karşımıza çıkıyorsa.

Biliyorsunuz; siyayette sağ-sol ayrımı -bizde bu konuda ne kadar laf edilse de- Avrupa''da hâlâ anlamlı bir gerçeklik. Bu ayrım tahmin ettiğiniz gibi tabii ki bizde olduğu gibi “laiklik”,”cumhuriyetçilik”, “milliyetçi-ulusalcı” gibi konuyla ilgisiz kavramlar üzerinden yürümüyor. Söz konusu ayrım herşeyden önce sosyal-ekonomik politikalara ilişkin tercihler üzerinden sürüyor. Son yirmi otuz yıldır bu politikaların yanına geniş anlamıyla “kültürel-kimliksel” konulara ilişkin tutumların eklendiğini de hatırlayabiliriz.

Yani özetle, Kouchner gibi geç de olsa Sosyalist Parti''ye katılmış, bugüne kadar milletvekili seçilemese de sosyalist hükümetlerde birkaç kere bakanlık üstlenmiş, “insani yardım” adı verilen tarihi çok eskilere gitmeyen toplumsal-politik haraketlere öncülük etmiş, Birleşmiş Milletler adına yüksek görevler üstlenmiş bir kişinin Sarkozy''nin yanında görünmesi gerçekten şaşırtıcı ve de “kolay yutulur lokma” değil.

Zaten hatırlarsanız bu zorluğu Sosyalist Parti de –haklı olarak- içine sindirememiş olacak ki, Kouchner''i ağır bir dille eleştirip kendisiyle yolunu ayırmakta gecikmedi.

Kouchner''in bu işe niçin soyunduğunun açıklamasını ben de merak ediyordum. Bu önemli politikacının ömrü zaten kısa olan -çünkü önümüzdeki ay genel seçimler var- sağcı bir hükümette he işi vardı? “İnsani yardım” hareketlerinde enemli rol oynamış bir kişinin kabinesinde yer aldığı cumhurbaşkanının resmi dilde “problemli mahalleler” olarak anılan “varoşlar”daki Kuzey Afrika kökenli gençlerden hangi sözcüklerle söz ettiğini hatırlamaması şaşırtıcıdan da ötedeydi.

Neyse çok geçmeden Kouchner''in yeni görevine ilişkin kaleme aldığı “Niçin kabul ettim” başlıklı yazısı geldi önümüze. Kouchner, bu yazısında nasıl biri olduğunu özetledikten sonra pekçok konuda kendisi gibi düşünmeyen insanlarla çalışmaya karar verirken eski düşüncelerinden, yani sosyalist kimliğinden uzaklaşmadığını söylüyordu. Hem de son seçimde Segonel Royal için çalışıp ona oy verdiğini de hatırlatmayı unutmayarak. Yani -yine kendi sözleriyle- hükümette yer alması “sarkozist” olduğu anlamına gelmiyordu. Peki o zaman niçin; madem değişmemişti o halde Sarkozy''nin dışişleri bakanlığını kabul etmesinin ne âlemi vardı?

Kouchner''in bu nihai soruya verdiği cevap -doğrusu- çok hayalkırıcı nitelikteydi.Şöyle diyordu: “Ülkemizin dış politikası ne sağcıdır ne de solcu. Bu politika her gün yeniden kurulan dünyada Fransa''nın çıkarlarını savunmaktadır.”

Oldu mu şimdi? Var mı böyle “nötr” bir dışı politika? Var mı böyle “ne sağcı ne solculuk”la ilgisi olmayan bir dış politika?

Kouchner''in kendisini -eskinin sosyalist hükümetlerinde olduğu gibi- Sarkozy''nin sağlık bakanı olarak tahayyül edebilmesi imkansızdır herhalde. Benzer bir imkansızlık mutlaka eğitim ve ekonomi bakanlıkları için de geçerlidir. Öyle olmalı, çünkü eskinin bir sosyalist sağlık bakanının sağcı bir hükümetin sosyal harcamalara ilişkin politikalarıni benimseyebilmesi -sosyalist kalarak- mümkün değildir. Ama dış politika ve dışişleri bakanlığı farklı, çünkü burada Fransa''nın tamamının çıkarları söz konusudur!

Peki ben şimdi, içinizden bazılarına “Her derdimizi hallettik de geriye Kouchner''in seçimi meselesi mi kaldı?” dedirtecek olan bu bilgileri ve bunlara ilişkin yorumumu niçin aktarıyorum?

Sorunun cevabı yazının başlığında (“Kouchner ve Günay, amaçlar aynı mı?”) ilan etmiştim ama gördüğünüz gibi Ertuğrul Günay''a bir türlü gelemedik. O halde Günay''ın tercihini de yarın gözden geçirelim.