Yazarlar Zincire vurulma sırası Tunusta mı?

Zincire vurulma sırası Tunus’ta mı?

Mehmet Acet
Mehmet Acet Gazete Yazarı

Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said, “ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü şartları” gerekçe gösterip, resmen darbe yaptı.

Seçilmiş meclisin tüm yetkilerini dondurduğunu, seçilmiş milletvekillerinin dokunulmazlığını askıya aldığını, seçilmiş Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevden aldığını ve kendi atayacağı bir başbakanla yürütmeyi devralacağını duyurdu.

Adına darbe denilen şeyin tek türünün tankların, tüfeklerin caddelere çıkmasından ibaret olmadığını yakinen bilen bir ülkede yaşadığımıza göre, Tunus’ta bu yapılana da neden darbe denmesi gerektiğini uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Zaten, iki ay kadar önce yayınladığı belge ile bu son gelişmeleri önceden haber veren Middle East Eye isimli ünlü internet sitesi de, daha o günlerde Tunus’un başına gelecek olan şeyin tanımını ‘darbe hazırlığı’ olarak yapmış.

Evet evet, pek çok muadilinde olduğu gibi Tunus’ta yapılan darbe girişimi de, göstere göstere, ayak sesleri duyula duyula gelmiş.

“Tunus’ta neler oluyor” diye sorduğum bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin söylemesiyle haberdar oldum ben de.

Açtım baktım.

Mayıs ayında sözünü ettiğim Middle East Eye sitesi, ele geçirdiği belgeler üzerinden darbe hazırlıklarını çarşaf çarşaf yayınlamış.

O belgelere göre, Cumhurbaşkanı Kays’ın danışmanları, ülkede bütün ipleri ele geçirmek için ne yapması gerektiğini kendisine tek tek raporlamışlar, sonra o raporlar, bir şekilde bu site tarafından ele geçirilmiş, devamında da darbe planlaması diye haber patlatılmış.

O günlerde bu haber Tunus iç siyasetinde büyük tartışmalara yol açmış.

Hatta savcılık soruşturma bile açmış.

Ama darbe planlamasını yapanlar belli ki, afişe olmak pahasına hazırlıklardan vazgeçmemişler ve Cumhurbaşkanına bu anti-demokratik kararı aldırmışlar.

Darbeyi yapan Cumhurbaşkanı Kays Said’i en kestirme yoldan tanımak için Arap dünyasını çok yakından izleyen ve bilen bir isim olan Prof. Dr. Yasin Aktay’ın haber 7.com’a verdiği demeçte yer alan şu sözlerine bakabiliriz:

“Kays Said ilginç bir kişilik aslında ve bu tür sürpriz kişiliklerin seçilmesinin ne kadar riskli olabileceğini de bir kez daha hatırlatan bir kişilik. Mevcut kişiler çok yıpranmış gibi görününce hiç denenmeyen, kimsenin tanımadığı ve sadece bir anayasa profesörü olduğu bilinen bir şahsiyet üzerinden adeta zoraki bir ittifak kuruldu ve kurulan bu ittifak bizdeki Ahmet Necdet Sezer örneğine benzer bir örnekti.”

Ahmet Necdet Sezer’in Anayasa Mahkemesi üyesi iken yaptığı ‘özgürlükçü ve demokrat’ nitelikli bir konuşması, 2000 yılında Meclis’te yapılan seçimlerde yıldızlarının hiçbir şekilde barışmadığı kesimlerden bile oy almasını sağlamış ve onu cumhurbaşkanı yapmıştı.

Kays Said’de Sezer gibi bir anayasacı.

Tunus Cumhurbaşkanı olarak seçilmeden önce, ülkesinde muhtemelen Ahmet Necdet Sezer’in Türkiye’de tanındığı kadar tanınıyordu.

2019 sonlarında yapılan seçimlerin ikinci turunda, karşısında Tunus’u 25 yıl demir yumrukla yöneten Zeynel Abidin bin Ali’nin mirasçısı olan bir aday olunca, NAHDA dâhil geniş bir kesimin desteğiyle seçimlere girip kazanmış bir isim.

Yine Yasin Hoca’nın dediğine göre, seçim süreçleri içerisinde pek konuşmamış.

Bir iki beyanatı olmuş sadece.

Bunlarda, Filistin davasına bağlı kalacağına ve Fransa’ya karşı Arapça konuşacağına yönelik mesajlar verip millet üzerinde “bizden” algısı oluşturmuş.

Bu son gelişmeye gelene kadar Tunus’la ilgili basında görüp dikkatimi çeken tek haber, bir gazetenin dış haberler sayfasında gördüğüm, korona salgınının ülkedeki sağlık sistemini nasıl felç ettiğini anlatan bir haberdi.

Geçmişinde, halkı sefalet içinde yüzerken Fransa başta olmak üzere dış güçlerin desteğiyle iktidarlarını koruyup zevk-ü sefa süren diktatörler tarafından yönetilmiş, petrolü olmayan, sanayisi zayıf kalmış bir ülke Tunus.

Turizmden elde ettiği gelir de, pandemi şartlarında zora girince, Cumhurbaşkanı’nın darbe yapmak için bahane ettiği ‘zor şartlar’ içine düşmüş.

Cumhurbaşkanı ve bu yaptığına destek olan Birleşik Arap Emirlikleri ve de Fransa dâhil ülkelerin niyeti, bu zorlu şartları kötücül planlar için fırsata dönüştürmek olmasaydı, daha önce denenip başarı sağlanmış uzlaşma yöntemleri devreye sokulabilirdi mutlaka.

Ama darbe dinamiği, bu defa da salgının ürettiği sorunları zayıf halka olarak kendi lehine kullanmış oldu.

Arap Baharı’nın ilk kıvılcım aldığı ülke olan Tunus, Libya, Mısır, Suriye gibi ülkelerin aksine, şiddete ve iç savaşa sürüklenmeden ayakta kalmayı başarabildi.

Bu tablonun oluşmasında en büyük rol, kendisine darbe yapılan isimler arasında yer alan Meclis Başkanı ve NAHDA hareketi lideri Raşit Gannuşi’ye ait.

Başından beri demokrat ve uzlaşmacı çizgiden sapmayan, Tunus siyasetinin farklılıklarını gözeten, yeri geldiğinde girdiği seçimler sonucu hak ettiği mevkilerden bile feragat etmiş bir isim Gannuşi.

Yeni Şafak’ın dünkü manşetinde yer alan “Tunus’a bu kötülüğü yapmayın” sözü de, ona ait.

Bunu söylerken yukarıda saydığımız “kötülüğe uğramış ülkeleri” kastettiği anlaşılmıyor mu?

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.