Atlar, köpekler, gazeteciler...

00:0013/10/1999, Çarşamba
G: 10/09/2019, Salı
Mehmet Şeker

Atları ve köpekleri severim. İkisi de insana yakın, halden anlayan dostlardır. Kendilerine duyulan sevgiyi hemen farkeder ve daha çok yakınlaşırlar.Biliyorsunuz, günden güne kalabalıklaşan büyük şehirlerde yaşamak, gittikçe zorlaşıyor. Böyle olunca, tabiata duyulan özlem artıyor.Depremden sonra beton yığını halindeki çok katlı binalar insanları daha çok sıkmaya başladı. Trafikten yakınmayan, çamaşırının üzerine halı silkeleyen, gürültü yapan komşularından rahatsız olmayan var mı? Deprem korkusu,

Atları ve köpekleri severim. İkisi de insana yakın, halden anlayan dostlardır. Kendilerine duyulan sevgiyi hemen farkeder ve daha çok yakınlaşırlar.

Biliyorsunuz, günden güne kalabalıklaşan büyük şehirlerde yaşamak, gittikçe zorlaşıyor. Böyle olunca, tabiata duyulan özlem artıyor.

Depremden sonra beton yığını halindeki çok katlı binalar insanları daha çok sıkmaya başladı. Trafikten yakınmayan, çamaşırının üzerine halı silkeleyen, gürültü yapan komşularından rahatsız olmayan var mı? Deprem korkusu, tek katlı binalara olan rağbeti de artırdı.

"Bir atım olsun, bir de köpeğim; çıkıp dağ başında bir kulübede yaşayıp gideyim kendi halimce" diyenlere sık rastlar olduk son zamanlarda. Hele bir de çalıştığınız işyeri stresli ise... Gün boyu koşuşturma içindeyseniz...

Bu düşünceye sahip olan bir gazeteci, toplamış tasını tarağını "Ben tabiata dönüyorum, bıktım bu cıvık ilişkilerden" deyip çıkmış gitmiş şehirden.

Toprakla haşır neşir olmuş. Dağ tepe dolaşmış. Ormanlara dalmış, derelerde yıkanmış, pınarlardan su içmiş...

Temiz hava, bol gıda derken, günün birinde sırt çantasındaki konserveleri tükenmiş. Rastladığı meyvalarla, topladığı otlarla karnını doyurmaya çalışmış. Tabiat sevgisiyle bir müddet böyle idare ettikten sonra sıkılmaya başlamış. "Etrafta bir köy olsaydı da yiyecek birşeyler alsaydım" diye günlerce yürümüş. Üstü başı dökülmüş, perişan halde dolaşırken uzakta bir kulübe görmüş. Binbir güçlükle oraya ulaşmış. Çalmış kapıyı. Karşısına çıkan adama dili damağı kurumuş vaziyette anlatmış derdini.

- Açım, yorgunum, param da yok, pulum da... Karnımı doyurursanız, minnettar kalırım.

- Çalışırsan olur, demiş adam.

- Çalışırım...

Karnını doyurmuşlar, eline bir kürek vermişler...

- Arka tarafta ahırın yan tarafında gübre yığılı. Al bu küreği, tarlaya dağıtmaya başla. Çiftlik sahibi boğaz tokluğuna çalışacak bir adam bulduğu için sevinirken, çok kısa bir zaman sonra öteki çıkmış gelmiş.

- Tamamdır.

- Ne oldu? Vaz mı geçtin çalışmaktan?

- Niye vazgeçeyim, bitirdim hepsini.

- Hepsini mi? Nasıl olur? On kişinin bir haftada bitireceği işi sen iki saatte mi yaptın?

Adamımız, küreğin sapına yaslanmış, kasıla kasıla cevabı yapıştırmış:

- Ben gazeteciyim arkadaş, tecrübem var. Etrafa pislik atmakta üstüme yoktur!

Yıllar sonra

İki arkadaşın karşılaşmasıdır bu, Galata Köprüsü üstünde biri balık tutarken...

- Ooo, naber yahu! Şu işe bak kaç yıl sonra tekrar aynı yerde karşılaştık. Nasılsın, ne var ne yok?

- İyilik sağlık dostum, sen nasılsın?

- Ben de iyiyim. Bu da benim oğlum. Öp oğlum Bekir amcanın elini...

- Allah bağışlasın, çok şirin.

- Sen ne âlemdesin, evlilik yaptın mı?

- Hayır.

- Yaa... Hâlâ bekarsın demek.

- Değilim.

- Nasıl, nişanlı mısın yani?

- Yok.

- Allah Allah... Çıldırtma adamı. Boşandın mı yoksa?

- Hayır evliyim.

- Hoppala!.. Yahu az önce sorduk ya evlilik yaptın mı diye, hayır dedin...

- Evlendim dostum, evlendim. Evlilik yapmadım.

Tescillenmiş meğer

Atları ve köpekleri sevdiğim için, bazı kimselere bu şekilde hitabedilmesini hiç uygun bulmam. Birkaç gün önce etrafa pislik saçan birinin çalıştığı gazeteyi telefonla arayan bir okurumuz, tasvip etmediğimi belirttiğim şekilde hitapta bulunmuş. Aradığı kişinin ismini bile söylemeden, şöyle demiş telefona çıkan hanıma:

- Orada bir it oğlu it var, onunla görüşmek istiyorum.

- Bugün yok, yarın arayın diye cevap vermiş o da.