
Günün tarihini atarken, insanın eli eski yıla gidiyor.
Bir yıl boyunca yazılan 2025’in yerine, hemen bir günde 2026 yazmak kolay değil.
Alışkanlık işte. Tiryakilik gibi bir şey. Hemen bırakılmıyor.
Aradan zaman geçince, tam yeni yılı yazmaya alışırken, birden bire o yıl da bitiveriyor. Her sene aynı durum.
*
Türküde geçen “Bayram gelmiş neyime” sözü gibi, yeni yıl gelmiş neyime desek yeridir.
En çok da 1900’lü seneler bitip 2000’liler başlayınca yaşandı bu sıkıntı.
Hayatı boyunca 1900’lü tarih atan eski nesil, 2 ile başlamakta zorlandı.
Neyse ki 3 ile başlayana hiçbirimiz yetişemeyecek.
“Trakya’nın suyundan, Amasya’nın unundan, yeni çıktı fırından, taze sıcak gevrek simit…”
Üç tekerlekli arabasında satış yapan simitçi böyle bağırıyordu.
*
Güzel, hoş ama bir o kadar da düşündürücü.
Su Trakya’dan ise un niye Amasya’dan?
Trakya’da un mu yok?
Yaklaşık 900 kilometre uzaktan un getirmenin gereği nedir?
Uçsuz bucaksız tarlalar varken, büyük kısmında buğday yetiştirilirken, böyle bir şey söz konusu olamaz.
*
Herhâlde simitçinin memleketi orası.
Gelmiş bu Trakya kasabasına yerleşmiş ama memleketini unutmak istememiş.
Söylediği tekerlemede onu belirtme ihtiyacı duydu.
Geçen hafta İstanbul’da bir İSKİ görevlisinin sokaktaki boruya zarar verdiğini, tazyikli suların boşa aktığını, sonra da tamir için oraya gelip çalıştığını gördük.
Anlam vermek imkânsızdı.
Bir insan hem de İSKİ çalışanı, boruya niye zarar verir?
Suların akıp gitmesine, ziyan olmasına, vicdanı nasıl razı olabilir?
*
Biz barajlardaki suların günden güne azalması karşısında endişe duyarken…
Her tarafta su kıtlığı yaşanırken…
Ekranlarda her gün baraj doluluk oranlarına dair haberler yayınlanırken…
Kar ve yağmur yağması için dua ederken…
Evlerde bir damla suyun bile ziyan olmamasına çalışırken…
Bulaşıkların son durulama sularını bile biriktirip değerlendirmeye gayret ederken…
Muslukları az açmayı alışkanlık hâline getirirken…
Boşa akan suları önlemeye çalışırken…
Sokaktaki su borusunu parçalamak, akıllara ziyan bir durum.
Ormanları yakmaktan, cinayet işlemekten farkı yok.
*
Galiba kurumsal bir anlayış söz konusu.
Zira aynı günlerde başka bir üzücü haber vardı ki boruyu kesen o İSKİ elemanını neredeyse temize çıkaracak cinstendi.
Arnavutköy desek…
Yok edilen Mavigöl desek…
İBB hafriyat dökümü ve çevre katliamı, balıkların ölümü diye başlıklar hâlinde özetlesek anlaşılır mı?
Bilenler için yeterli tabii.
Bilmeyenlere açıklama gerekir.
Elimizi tutan yok, açıklayalım o hâlde.
*
İBB Arnavutköy’deki Mavigöl’ü hafriyat döküm alanına çevirmiş ve Mavigöl’ü tamamen kurutmuş diyordu elinde mikrofon tutan muhabirler.
Göle hafriyat dökülür mü?
Bir iki kamyon değil, binlerce kamyon.
Hangi akla, hangi vicdana sığar?
Bu da toplu katliam demektir.
İsrail’in Gazze’de yaptığından farkı varsa da çok fazla değildir.
*
Kurumsal anlayış derken, İSKİ’nin İBB’ye bağlı olduğunu hatırlatmak istedik.
Alayını birleştirsek, bir göl etmez…
Çevreciler nerede?
Odalar, dernekler ne yapıyor?
Hepsi kış uykusunda mı?
Yoksa çokoprens almaya mı gittiler?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.