
Deprem hepimizi derinden vurdu. Facianın ilk haftası afet bölgesine yardımlar yağdı. TV''lerdeki görüntüler, hep yaralanan şehirlerimizden. Enkazın altından canlı çıkarılan her insan, acılı yüreğimize biraz su serpti. Ancak canlı çıkarılıp, alelacele ambulanslarla gözden yiten bu insanların dramı henüz bitmiş değil. Hastaneler, bugün yaşadıklarına sevinemeyen bu insanlarla dolu. Yardım için uzaklara gitmeye gerek yok. Bir okurumun yaptığı şu çağrıya kulak verelim ve yakınınızdaki bir hastanede yatan bu insanlarımıza da bir el uzatalım:
"Sayın Melikşah Utku,
"Rahatlığın, lüksün, şımarıklığın, hatta azgınlığın doldurduğu dünyamdan ilk defa bu kadar nefret ettim. Tatil planlarım, evimin kavlamış saten boyalarını en kısa sürede tamir ettirme niyetim, ağzına kadar tıkılı gardrobum ilk defa bu kadar utandırdı beni. Dedemi, anneannemi, dayımı kaybettiğimde yaşadığım hüzünlerin binlercesini, hastane odalarında hiç tanımadığım insanlar yaşattı bana. Bu çatısız ve ruhsuz binalarla, ilk defa hepimizi sarsan bu deprem felaketinin gölgesinde tanıştım. Bir haftadır acılarını ekranlarda film gibi seyrettiğim insanlarla ilk defa yüzyüze geldim. Baba ocağında, üniversitede ve evlilik hayatımda öğrendiğim bütün tecrübeleri küçümseten gerçek hayatla, işte yolun yarısı denen otuz yaşlarımda, aynelyakin şu üç beş günde karşılaştım.
"Hastaneler, hayatımın ilk anlamlı okulu oldu sanki. Onun her bir odasında, hatta asansörlerinde bile çok şeyler öğrendim. İşte o odalardan birine giriyoruz. İçeride erkek hastalar yatıyor. Yanı başlarında bekleyen bayan refakatçilerden cesaret alarak, her odaya bıraktığımız türden şeyleri uzatıyor, bunları vesile kılarak ihtiyaçları olup olmadığını soruyoruz. Kapının girişinde yatan 57 yaşlarında bir amcanın zoraki kaldırdığı başını ve bir şeyler mırıldandığını hissediyor, yanına sokuluyoruz. Belinin kırılışından, ailesinden beş can verdiğinden, eşi ve çocuklarını kaybeden oğlunun kafayı üşüttüğünden, İzmit''te başka bir hastanede yatan yaralı eşinden bahsediyor. Yanı başında, yaşadığı büyük acıları paylaşacağı Allah''ın bir kulu yok. Ertesi gün kendisi için hazırladığımız poşeti götürüp hal hatır sorduğumuzda yine aynı şeyleri tekrar ediyor. Hayatının bitmiş olduğunu, yardımlara artık ihtiyacının olmadığını söylese de, onu teselli ediyor, çektiklerinin ecrinin büyüklüğünü hatırlatıyorum. Manidar bir şeyler mırıldanıyor: "Kızım ben müslüman bir adamdım, bunlar niye benim başıma geldi ki?" Ona can yoldaşı olup babam gibi bakmak ve yıkılan umutlarını diriltmek istiyorum, ancak odada bizi seyreden başka insanların varlığını fark ediyorum. Mesela 40 yaşlarında gün görmüş olduğu her halinden belli genç bayanı. Eşinin başında. Acil ihtiyaçlarını söyletmek için çok zorlanıyoruz. İkisinin ailesinden 9 kişiyi kaybettiklerini ve ev namına hiçbir şeylerinin kalmadığını öğreniyoruz. Öyle ya, hayatı boyunca kimseye el açmamış bu gururlu insan, bizden ne isteyebilirdi ki? Ertesi gün yeniden ziyaret edeceklerimizin listesine onları da ilave ediyor, odalarından ayrılıyoruz. Aynı gün eşini asansörle diyalize götürürken yeniden karşılaşıyorum ve ihtiyaç listesine koyacağımız kıyafetlerin beden ölçülerini zihnime not ediyorum. Ertesi gün götürdüğümüz poşetlerin en kabarığı onlarınki. Ancak yatağını boş buluyorum. Yoğun bakıma indirildiğini söylüyorlar. İçime korku çöküyor. Kat hemşiresini buluyorum. Hastanın yakını olmadığıma emin olunca, onun biraz önce yoğun bakımda ex olduğunu söylüyor. Bu hissiz mekanda ölümün adının bile ne kadar basitleştirildiğine şahit oluyorum. Özenle hazırladığımız poşetten o rahmetliye ait olanları çıkarıyor, diğerlerini odaya bırakıyorum. Adamcağızın yatağını kıpkırmızı kan lekeleri bezemiş.
"Söylenecek hiçbir şey yok. Artık diğer odaları dolaşmak, onlara umut dağıtmak öyle zor geliyor ki. Ama siparişlerini bekleyen onlarca oda aklıma geliyor ve arabadan siparişlerini almak üzere kendimi asansöre atıyorum. Her köşesinde başka bir dramın en canlı tezahürlerini taşıyan bu mekanda beni, bu defa tekerlekli sandalyeye yığılmış aslan gibi bir adamın gözyaşları karşılıyor. Her tarafı yaralı, parmakları kesilmiş oğluna eşlik eden annesinin "Buna da şükür" diyen teskin edici tesellilerini işitiyor, tek bir laf edemiyorum.
"Eşyaları yüklenip asansöre yeniden bindiğimde, iki gündür pek hüzünlü gördüğüm anne-babanın gözlerinde kıpırdayan bir şeyler seziyor, oğullarının nasıl olduğunu soruyorum. Üniversiteyi kazandığı haberinin ona yaşama sevinci verdiğini söylüyorlar. Burada öyle acı, öyle can alıcı manzaralar var ki. Sizinle hangi birini paylaşabilirim ki. Elimdeki poşetleri görünce, ayağı kesilmiş oğlu için bir şeyler isteyen ve sanki beni buna inandırmak için odasına sürükleyen annenin dramını mı? Kurtarma ekiplerinin kendisine ulaştığı bir başka annenin, kolon altında kalan kolunu keserek içerideki evlatlarına bir an önce yardım ulaşmasını temin eden fedakar yüreğini mi? Depremden çıktıktan sonra dünyaya getirdiği bebeğine ellerin bebeklerinin eskilerini giydirmek zorunda kalan evsiz annenin acısını mı? Varlıklı bir ailenin sadece üstündeki kıyafetiyle ortada kalan genç kızına ağlayan anneanneyi mi, çarşafın altında elbisesiz yatan kadının çamaşır isterken duyduğu utancı mı, "Bir zamanlar biz de eskilerimizi birilerine verirdik, şimdi başkaları bize eskilerini getiriyorlar" diye kahrolan kadını mı? Her kapıdan başınızı uzattığınızda gözünüze takılan azaları kesilmiş, uzuvları ezilmiş insanları mı?
"Hastaneler. Depremzedelerin yaşadığı acıya biraz olsun ortak olmak isteyen insanların en kolay ulaşabileceği mekanlar. İnanın, oralarda öğrenilecek çok şeyler var. "Saygılarımla...
"Bir okurunuz..."
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.