Türkiye ve Kolombiya, Çözüm Süreci ve Barış Süreci, PKK ve FARC arasındaki farklar

00:0013/10/2016, Perşembe
G: 16/09/2019, Pazartesi
Murat Zelan

Kolombiya'da hükümet ile FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri) arasında 26 Eylül'de imzalanan barış anlaşmasından sonra, PKK-HDP çizgisindeki isimler, sanki Türkiye'deki çözüm süreci devam ederken mermilerin namluya sürülmesini desteklememişler gibi, Türkiye'nin söz konusu anlaşmadan ders çıkarması ve ibret alması gerektiğini söylemeye başladılar.



Söz konusu anlaşma, 2 Ekim'deki referandumda halk tarafından veto edilince, bu kez diğer kutuptan isimler atağa kalktılar ve “Kolombiya halkı terörü affetmedi” demeye başladılar.



Kolombiya'daki “barış süreci” ile Türkiye'deki “çözüm süreci” sıklıkla birbirine benzetilir.



Benzerlikler yok mu? Elbette var… Kolombiya'daki terör 52 yıldır devam ediyor(du), Türkiye'deki terör 37 yıldır devam ediyor.



Kolombiya'daki (iç savaşla birlikte) terör 260 bin insanın ölümüne mal oldu, Türkiye'deki terör 40 binin üzerinde insanın hayatını kaybetmesine yol açtı.



İki ülkede de, eski bir dünyanın; soğuk savaşın kaşıdığı sıcak çatışmalar yüzünden on binlerce ocağa ateş düştü.



Her iki ülkede de terör yüzünden binlerce faili meçhul cinayet yaşandı… Her iki ülke de enerjisini teröre harcayarak kaynaklarını heba etti.



Acıları yarıştırmak, karşılaştırmak anlamsız. Her iki ülkede de benzer acılar yaşandı. Ancak, acılar benzer olsa da Türkiye'deki “çözüm sürecinin” ve Kolombiya'daki “barış süreci”nin dinamikleri birbirinden oldukça farklı…



Türkiye'deki “çözüm sürecinde” toplumsal ikna çabaları son derece başarılıydı ki, 2015 yılında sürece verilen toplumsal destek yüzde 70'e ulaşmıştı. Oysa Kolombiya'daki referandum gösterdi ki, toplumsal ikna süreci Türkiye'deki kadar başarılı olamamıştı.



Kolombiya'daki barış sürecinde ise toplumsal ikna çabaları değil ama teknik süreç son derece başarılı bir şekilde yürütüldü ve taraflar anlaşmanın altına imza atabildiler.



Ancak, Kolombiya'nın içinde bulunduğu şartlarla Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlar hiçbir zaman aynı olmadı.



Türkiye çözüm sürecini başlattığında, etrafı bin bir türlü terör örgütlerinin çarpıştığı, iç savaşlarla çalkalanan ülkelerden oluşan bir ateş çemberiyle örülüydü.



Kolombiya'nın komşularında ise böyle bir durum yoktu…



Üstelik Kolombiya, ABD ve AB'nin desteğini sonuna kadar arkasına almış, bu sayede FARC'a destek veren Venezüella ve Küba gibi ülkeleri de barış sürecini desteklemeleri konusunda ikna etmişti.



Kolombiya'daki barış sürecine destek olan aynı batılı güçler ise, Türkiye'deki terörün kaynağı olan örgütleri, PKK'nın Suriye kolu YPG'yi “müttefik” sayıyorlardı. PKK Türkiye'de saldırılarını yoğunlaştırırken, YPG de ABD'nin başını çektiği batılı ülkelerin desteğiyle Fırat'ın batısına geçerek saldırmaya başlıyordu. Kolombiya'ya uluslararası destek, Türkiye'ye uluslararası köstek uygulanıyordu. Bu durum PKK'yı barış karşıtı pozisyon alacak ve siyasi uzantısı HDP'yi “biz sırtımızı YPG'ye dayıyoruz” diyecek kadar cesaretlendiriyordu.



Türkiye'deki çözüm sürecinin teknik sorunlar yaşamasının başka birçok sebebi var. Örneğin, Türkiye henüz toplumsal ikna çabaları için adım dahi atmamışken FETÖ'cüler harekete geçtiler ve Oslo'daki görüşmeleri basına sızdırarak çözüm sürecini ölü doğmuş bebeğe çevirmek istediler. Bu, sebeplerden sadece biri…



Habur'da yaşanan üniforma kriziyle sürecin hafifsenmesi ve toplumun sinir uçlarıyla oynanmak istenmesi ayrı bir sebep…



HDP ve PKK'nın önde gelenlerinin süreç boyunca çözüm sürecinin mimarı Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan “diktatör” gibi hakaretlerde bulunması, “hedefimiz AK Parti'yi yıkmak” gibi söylemlere savrulması, çözüm sürecini zehirleyen ya da torpilleyen dil kullanmaları ise başka bir sebep…



Başlangıçta şartsız bir şekilde silahları bırakacağız diye açıklama yapan aynı kadronun, Suriye iç savaşının patlak vermesinden sonra, silahlı unsurları sınır dışına çekmek ve silah bırakmak bir yana, bu savaştan biz de nemalanırız düşüncesiyle daha da fazla silahlanmaya girişmesi, yollara mayın döşemesi bir diğer sebep…



PKK, FARC'ın gösterdiği samimiyetin onda birini bile göstermedi. Ki, Kolombiya hükümeti barış süreci devam ederken bile FARC'ın önde gelen liderlerini tek tek öldürüyordu. FARC buna rağmen ne sürecin mimarı Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos'u hedef aldı, ne “Hedefimiz Santos'u devirmek” gibi bir ahmakça açıklamalar yaptı, ne de barış sürecini zehirleyen ya da torpilleyen bir dil kullandı.



Bunlar süreçlere ilişkin notlar… Bir de örgütlere bakalım…



Her iki ülkenin mücadele ettiği terör örgütleri arasında benzerliklerden ziyade son derece ciddi farklar var…



PKK'nın da, FARC'ın da uyuşturucu ticareti yapması, çocukları kaçırıp savaştırması, birçok asker ve sivili fidye veya başka gerekçelerle kaçırması ortak noktaları…



Ancak farklar çok daha büyük. En temel fark şu…



FARC, kurulduğu tarihte, 1964'te de Marksist-Leninist bir örgüttü, bugün de Marksist-Leninist bir örgüt… Bu ideolojisinden hiçbir zaman vazgeçmedi.



PKK ise Marksist-Leninist dönemlerinin üzerine çoktan ölü toprağı serdi… Hatta bugün liberal politikaları savunduğu bile söylenebilir.



FARC, sosyal adalet ve ekonomi temelli bir dava güdüyor. PKK ise bütünüyle etnik temelli bir siyaset benimsiyor.



FARC, toprak reformu ve bölgesel kalkınmışlık gibi somut taleplerde bulunurken, PKK, bölgeye yapılan bütün yatırımları, okulları, havaalanlarını, yolları, iş makinalarını yakıp yıkıyor.



FARC, siyasi parti olarak yoluna devam etmek isterken, PKK'nın himayesinde bir siyasi parti Meclis'te faaliyet gösteriyor.



FARC'ın orman kadrosunda görev alanlar Kolombiya meclisinde boy gösteremezken, PKK'ın dağ kadrosuyla doğrudan ilişkili isimler HDP veya DBP gibi çatılar altında siyaset yapabiliyor. Üstelik yerel seçimlerde onlarca belediye kazanıyor, genel seçimlerde yüzde 13'ün üzerinde bir oyla 80 milletvekili de çıkarıyordu. Ve bunu silah bırakmamışken yapabiliyordu. Başka bir deyişle, PKK, FARC'ın hayalini bile kuramadığı bir siyasal iklimde yaşıyordu zaten.



FARC en güçlü olduğu zamanda bile hiçbir zaman özerklik, bağımsızlık gibi ayrılıkçı bir söylem kullanmadı, toprak reformu, arazi paylaşımı, gelir adaletsizliğinin sona ermesi gibi reformist bir duruş sergiledi.



PKK'nın dağ kadrosu ve siyasi uzantıları ise, çözüm sürecinin en umutlu günlerinde bile özerklik, otonom, bağımsızlık gibi söylemleri dillendirmeye devam ettiler. Bu uğurda “devrimci halk savaşları” adı altında kendi ipini çeken şehir savaşlarını başlattılar.



FARC imkânsızı değil mümkün olanı talep ediyordu. PKK ve siyasi uzantıları vaktiyle dile getirilen bütün kültürel ve siyasal hakların neredeyse tümü sağlanmışken bile mümkün olanı elinin tersiyle itip imkânsızı talep ediyordu. Aslında, Öcalan'ın hücresinin genişletilmesi ya da ev hapsine çevrilmesi gibi şahsa indirgenmiş talepleri saymazsak yaygın bilinen somut bir toplumsal talebi bile yoktu. İlkesiz, muğlak, genel ifadelerle siyaset yürütüyordu.



İki örgüt arasındaki en önemli farklardan biri de şuydu:



FARC, kirli geçmişiyle yüzleşmeyi göze alarak, 2002'de 119 sivilin öldüğü Bojayá Kilisesi katliamı gibi terör eylemlerinden ötürü halktan özür diledi. PKK ise hala bir tek eyleminden ötürü bile özür dilemedi, hatta buna yanaşmadı bile…



FARC, hâkim olduğu bölgelerde Kolombiya devletini hiçbir zaman “işgalci” diye tanımlama teşebbüsünde de bulunmadı. Hatta FARC'ın lideri Timoçenko barış görüşmelerinin sonuna doğru “Kolombiya Silahlı Kuvvetleri, artık barışı korumada ve ülke kalkınmasında da önemli bir rol oynayacak. Onlar bizim düşmanlarımızdı ama gelecekte Kolombiya için müttefik güçler olacaklar” dedi.



PKK ve siyasi uzantısı ise her fırsatta Türk Silahlı Kuvvetlerini ve genel olarak Türkiye'yi “işgalci TeCe” diye tanımlıyor ve hala bu söylemden vazgeçmiş değil.



Bir de şu var tabi… FARC'ın herhangi bir sözcüsü HDP'nin eşbaşkanı gibi “benim söylememle silah bırakılacaksa, tamam söylüyorum, silahları bıraksınlar” gibi süreçle dalga geçen açıklamalar da yapmadı.



Ayrıca, Kolombiya'da faaliyet gösteren FARC üyeleri silah bırakma kararı almışken ve bunu yapacağına dair ciddi bir taahhüt vermişken, bu amaçla yaklaşık 7000 kişilik bir listeyi BM'ye teslim etmişken, Kolombiya aydınlarından herhangi biri çıkıp da “FARC, silah bırakırsa biter” demedi…



Türkiye'de ise bir zamanlar merkez medyada yazan ve sözüm ona aydın geçinen birkaç isim ise açıkça “PKK silah bırakmamalı, PKK silah bırakırsa Kürt siyasal hayatı sona erer” benzeri açıklamalar yaptılar.



Şimdi o kişiler, Türkiye'ye “Bakın, Kolombiya başardı, siz başaramadınız” diyorlar.



Utanmadan, arsızca, pervasızca böyle söylüyorlar.



Çözüm süreci bir hayali bir ihtimal kılmıştı, ancak PKK ve destekçileri süreci çöpe attılar ve o ihtimal şu anda hayalden de uzak bir yerde duruyor.


#Kolombiya
#FARC
#Çözüm süreci
#PKK