Yazarlar Bir haysiyet krizi olarak felaket tellallığı

Bir haysiyet krizi olarak felâket tellâllığı

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Yazı başlığımızdaki haysiyet kelimesiyle, felâket tellâllığı deyiminin mânâsını, zihinleri sokak-iletişim diliyle sınırlanmış olanların anlayış düzeyine indirmemiz gerekiyor.

Arapça hys kökünden gelen haysiyet, Doğan sözlüğe göre 1. Değer, kıymet, itibar; 2. Şeref, onur demek. Mekân ve sebep belirten bağlaç olarak da kullanılıyor. Haysiyetli-lik olumlu, haysiyetsiz-lik ise olumsuz kipleridir.

Çağbayır sözlüğünün, haysiyete ilk olarak yüklediği “sosyal konum, statü” anlamına göre, kelime bir grup aidiyetini, mensubiyeti, taraftarlığı da ihtiva ediyor.

Felâket tellallığı ise, sözlüklerde yer bulan muhabbet tellâl-lığ-ı deyiminden üretilmiş gibi. Buna göre, biraz argoya kaçan bir olumsuzlukla beraber, en çok şu tanıma açık bulunuyor:

Sosyal konumunu, statüsünü kaybetmiş olan birinin, kişileri, kurumları ve kuruluşları, ölümüne, deyim yerindeyse geberircesine kötüleme düşkünlüğüne uğraması.

Mevcut anlamını, tanımını ve karşılıklı ilişkilerini aşağıdaki örneklerle tahkim edeceğimiz haysiyet kelimesi ve felâket tellallığı deyimini, konu etmemizin nedenine gelince:

Korona’nın sadece sağlık, ölüm-kalım yönünden değil, sosyal ve ekonomik yönden de dünya genelindeki alışılmış işleyişi bozduğu; devletlerin ve fertlerin gündelik hayatlarıyla, bütçelerini altüst ettiği herkesin malumudur.

İngiltere’nin maruz kaldığı petrol ve gıda dağıtım zincirindeki aksama, Romanya’daki hükümet krizi bunun en sıcak iki örneğidir.

Almanya’da sel felâketine maruz kalanlara on beş günden önce yardım götürülememesi, felâkete maruz kalan beldelere uzun süre elektrik verilememesi de bu örneğe dâhildir.

Sorunun asıl perdesinin ise önümüzdeki günlerde açılacağı, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, ekonomileri zayıf olan devletlerde ciddi sosyal ve siyasi krizlerin elinin kulağında olduğu da aşikârdır.

Sağlık meselesinin yönetimi konusunda son derece başarılı olan sayılı ülkelerden biri olarak Türkiye de, mezkûr genel durumun dışında değildir. İlgili hibelere ve kredi desteklerine rağmen, küçük esnafın tezgâhlarını iki yıldır işletemeyişlerinin, tarım ürünleri başta gelmek üzere gıda ve eşya fiyatlarındaki anormal artışların neden olduğu sorunların çözümü doğal olarak belli bir zamanı, kısa ve uzun vadede etkili uygulamaları gerektirmektedir.

Bu nokta, aynı zamanda genelde devletle, özelde devleti yöneten iktidarla ilgili insaf noktasıdır. Bu mânâda devlete/iktidara öneri iletebilecek ya da eleştiri yöneltebilecek olanlardan, dünya şartlarıyla Türkiye’nin özel şartlarını salim bir akılla düşünerek davranmaları beklenir.

Çoğunlukla bu yönde davranılmasına rağmen, haysiyet krizine uğrayarak felâket tellallığına soyunanların varlığı da ortadadır.

Mezkûr anlam ve tanım arayışımız esasında, kapanan Taraf’ın yerine çıkartılan Karar’daki kimi editörlerin ve köşe yazarlarının, haysiyet krizine uğramanın etkisiyle ilgili konularda felâket tellallığına soyunmalarını örnek olarak verebiliriz.

Yukarıda kullandığımız geberircesine nitelemesinin Karar’daki söz konusu duruma daha çok yakışacağını da ifade ederek, oradaki felâket tellallığının düzeyini şu sıcak örneklerle belgeleyelim:

“İktidarın pahalılığı önemsemesi önemli. (...) Çare olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu formül ise, ‘pahalılığın varlığını önemsemek’ kadar ciddiye alınır değil. Değil çünkü, biraz yerel seçimler öncesindeki patates-soğan tanzim satışlarını hatırlatıyor. Ciddiye alınır olmamaktan da öte, bir tür çaresizliğin en tepeden seslendirilmesi anlamına da geliyor.”

“...Ne beyinlerde ne sermayede kayda değer bir Türkiye’ye yöneliş yok. İktidarın ilk dönemlerindeki gibi realist, rasyonel ve evrensel hukuk yönlü politikalara yönelmekten başka çıkış yolu gözükmüyor.”

“Devlet tıkandı.”

“Bulgur kurtlandı.”

Malum tellâlların felâket çığırtkanlığına bu örnekler yeter de artar bile. Yetmez diyenler için bir de Karar’ın manşetinden yapılanına bakalım:

Boğaziçi rektörünün makam aracı, sadece insanlıktan değil, elbiseden de arınmış bir grup eşkıyanın saldırısına uğradı. Güvenlik güçleri, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir inanışta, hiçbir ahlak tarafından olumlanması mümkün olmayan bu işin faillerini yakalamaya çalışırken, Devlet Başkanımız da, durumu kınadığını belirten bir açıklamada bulundu. Güvenlik güçlerinin takibi sonucunda ilgili kişiler de aynı gün yakalandı.

Karar bunu şöyle manşete taşıdı:

“Erdoğan ‘terörist’ demişti: Boğaziçi’nde 10 gözaltı.”

Ferdasında, Karar tellâllarının “Türkiye despotik yönetime teslim oldu” şeklinde yazılar döşeyecekleri ise malumdur.

Sonuç olarak, “Aç köpek fırın yıkar” söyleyişinden, “Haysiyet krizine uğrayan, felâket tellâllığı yapar” sözünün üretilebileceği tek ülke maalesef Türkiye olsa gerektir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.