Bir türküyü havalandırmak

00:0030/03/2013, Cumartesi
G: 6/09/2019, Cuma
Ömer Lekesiz

"Mustafa Kutlu (...) kendisinde hasıl olan yeni bir fütûhattan haberdar etti beni" demiştim, en son.Kutlu böyledir; en has, en doğru şekliyle kendisinin yazabileceği kimi keşiflerini hem ağabeyim olarak kendisinden nasipsiz kalıp sızlanmayayım hem de asıl ona açılan kapılardan ben de bakma cesaretine erişebileyim diye bana doğru havalandırır."Dedi, dedim" klişesiyle sizleri tekrara boğmamak için Kutlu"nun bana söylediklerini, ben söylüyormuşum gibi aktarmaya çalışacağım. Vurgulayarak belirtmeliyim

"Mustafa Kutlu (...) kendisinde hasıl olan yeni bir fütûhattan haberdar etti beni" demiştim, en son.

Kutlu böyledir; en has, en doğru şekliyle kendisinin yazabileceği kimi keşiflerini hem ağabeyim olarak kendisinden nasipsiz kalıp sızlanmayayım hem de asıl ona açılan kapılardan ben de bakma cesaretine erişebileyim diye bana doğru havalandırır.

"Dedi, dedim" klişesiyle sizleri tekrara boğmamak için Kutlu"nun bana söylediklerini, ben söylüyormuşum gibi aktarmaya çalışacağım. Vurgulayarak belirtmeliyim ki bu aktarıştaki doğrular Kutlu"ya, eksiklikler ve yanlışlar bana aittir.

"Havalandırmak" dedim madem oradan sürdüreyim sözlerimi:

Merhum Neşet Ertaş, sazını kucağına çekip, yüzünü semaya doğru hafifçe kaldırarak "Eh, şimdi bir türkü havalandıralım" derdi.

Nedir havalandırmak?

İlk bakışta konu Neşet Ertaş olunca biraz çakırkeyif bir zihnin saz-söz meşkine özel bir duruşunun karşılığıymış gibi görünebilir "havalandırmak".

Ama bu havalandırmaya "doğu irfanı" içinden baktığımızda çoktandır unuttuğumuz bir bilgiyi zahire çıkardığını geç de olsa anlarız Neşet Ertaş"ın.

Şöyle ki, İbn Arabi Arapça"nın içinden düşünerek "Sözlü harfler beka, ebedilik ve süreklilik mekanında semadadırlar ve hava alemin sözleriyle doludur" diyor.

Harflerin edilgen birer figür olarak bize verildiklerini, onlara bizim nefes üflediğmizi, aralarındaki ünsiyeti gözeterek onları birleştirip kelimeleri meydana getirdiğimizi ve nefes üflemenin de aslında o şeylere nefis yani kimlik kazandırmak olduğunu geçmişteki bir yazımda söylemiştim.

Harf diye nitelediğimiz o figürler nereden geliyor bize? Gökten geliyor.

O figürlere nefisi nasıl kazandırıyoruz? Nefesimizle yani kendi ciğerlerimizden çıkan havayla.

Peki nasıl birleştiriyoruz onları, nasıl ekliyoruz birbirlerine? Bizden çıkan havanın sıcaklığıyla ehlileştirip, yine İbn Arabi"nin söyleyişiyle o sıcaklık içinde onları nikahlayıp, gerdeğe sokarak yapıyoruz bunu da.

Adına türkü dediğimiz şey de böylesine bir işleyişe tabi olduğuna göre türkü söylemeyi havalandırmak olarak nitemelesin de ne yapsın Neşet Ertaş! Hava vasıtasıyla edindiği şeyi nezaketle ona iade etmesin mi?

Bilimsel konulardan pek anlamam ama yıllar yıllar önce dünyada meydana gelen seslerin göğün bir katında toplandığına, hiç bir sesin kaybolmadığına dair bir buluştan söz edilmişti. İbn Arabi keşf ehli olarak 1200"lü yıllarda söylemiş bunu; Neşet Ertaş da aynı şeyi bizim zamanımızda söylemiş işte.

Havalandırmanın -bilimi değil- bilgisi bu söylediklerimle de bitmiyor, düşündükçe yuvarlanan kar topu gibi büyüyor.

Büyüyor çünkü bu havalandırma sazın tellerinden (müziğin içinden) matematiksel bir aidiyetle dilin kendi yapısında ve söyleniş tarzında içkin olan "ahenk"e bağlanıyor.

Nedir ahenk? Uyum, uzlaşma, ezgi, vezin, ölçü, edep...

Yani Neşet Ertaş"ın havalandırması başıboş bir havalandırma, gürültü çıkarma değil. Misalli Sözlük"ün söyleyişiyle "Konusu birlikte çıkan sesleri uyuşturmak olan musiki sistemi, armoni"ye dahil bir şeyi gerçekleştirmek". Eh, armoni de zaten ahenk, uyum demek.

Kur"an söz konusu ahengi doğrudan "kader" kavramının içine çekiyor: "Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık." (Kamer 49)

Kader "Allah"ın mevcut olan her şeyle ilgili takdiri" demektir ki bu da Ragıp el-İsfahani"ye göre iki şekilde gerçekleşir:

1-Kudret verme, bahşetme şeklinde,

2-Onların hikmetin gerektirdiği tarzda tahsis edilmiş özel bir miktar ve yine tahsis edilmiş özel bir yol, yön ve maksat üzere olmalarını sağlama şeklinde.

Şimdi "hikmet" de devreye girdiğine göre, gelecek yazıda sözümüz buradan sürsün inşallah.