|
Yazarlar

Yeni siyaset için cevaplandırılması gereken eski sorular

04:00 . 26/11/2022 Cumartesi

Ömer Lekesiz

1958’de Akdağmadeni/Yozgat’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Yozgat’ta tamamladı. 1979 yılında Ankara Meslek Yüksek Okulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü’nü bitirdi. Ankara’da Yem Sanayi Türk A.Ş.’de iki dönem, memur, şef ve ticaret müdürü, Kırıkkale Üniversitesi’nde daire başkanı ve genel sekreter yardımcısı, Kırıkkale, Mersin ve İstanbul’da özel kuruluşlarda yönetici olarak çalıştı. Kayıtlar, Hece ve Hece Öykü dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Net ortamında Edebistan.com adlı elektronik dergiyi kurdu, editörlüğünü üstlendi. Kanal7’de Sözgelimi adlı haftalık kültür-sanat-edebiyat programını hazırlayıp sundu ve Yeni Şafak Kitap Eki’nin yayın danışmanlığını yaptı. Halen Yeni Şafak’ta köşe yazısı yazan Lekesiz, TRT Türk Gündem Kültür Sanat Programı’nın danışmanlığını yapıyor ve Süleymaniye’de sahafiye işletiyor. Edebiyat hayatına, Mavera dergisinde başlayan yazarın eleştiri, öykü, deneme, inceleme yazıları ve söyleşileri, kurucuları arasında yer aldığı dergilerin dışında Yedi İklim, İlim ve Sanat, Yom Sanat, Dergâh, Kafdağı, Düzyazı Defteri, İmge Öyküler, Eşik Cini, Varlık, Notos, İtibar, Dünyanın Öyküsü, İSMEK El Sanatları dergileriyle, Yeni Şafak, Vakit, gazetelerinde Yeni Safak Kitap ve Star Kitap eklerinde yayınlandı. Yeni Türk Edebiyatında Öykü adlı çalışmasıyla Türkiye Yazarlar Birliği 2001 Yılı Edebi Tenkit Ödülü’nü kazandı. Yazarın; Mimlerin Abecesi, Hasan Aycın Çizgilerinden Örneklerle Çizgi Sanatında Dil ve Mesaj, Sevgilinin Evi, Şirazeden Şirazeye, Öykü İzleri, Yeni Türk Edebiyatında Öykü, Öyküce Konuşmalar, Hüseyin Su Kitabı Kuramdan Yoruma Öykü Yazıları, Ateşten Kelimeler, Minarenin Kılıfı, Sanat Bizim Neyimize, Sanat ve..., isimleriyle yayınlanmış kitapları mevcuttur.

Ömer Lekesiz
Henüz resmî olarak açıklanmasa da partili cumhur başkanlığı sisteminde yeni milletvekilleriyle, cumhurbaşkanlığı
seçimleri
nin artık ülkemiz gündeminin ilk maddesi haline geldiği malumdur.

Bu demektir ki, siyaset konuşmaya zaten pek meraklı olan çoğunluğumuz eserden isme, enflasyondan hayat pahalılığına, yerel yönetimlerin başarısından, ilgili sivil toplumların çalışmalarına kadar… hemen her şey kahvehanelerin, siyaset bilimcilerinin ve toplum mühendislerinin masalarına boca edilerek konuşulacaktır.

Konu bu yanıyla normaldir. Normal olmayan yanı ise, bir
ateş çemberi
yle kuşatılmış olan Türkiye’nin –kendi bekası özelinde– uluslararası dostluklarının, düşmanlıklarının, ittifaklarının, karşıtlıklarının, maruz bırakılacağı dış ve iç cephe muhalefetlerinin konuşulmasının ve tartışılmasının, ilkine göre çok çok daha baskın olacağıdır.
Bu durumda artık asıl meselenin Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri tahtında, birinci derecede Türkiye’nin yeni devlet anlayışına, yönetim ve siyaset tarzına, sosyo-kültürel ve sosyo ekonomik tercihlerine, (en geniş anlamlarıyla)
din-milliyet
önceliklerine ya da bunlara dair reddiyelere veya mevcut toplumsal kodlarla uyuşması mümkün olmayan başka tercihlere, tekliflere açılacağı ve bu yanıyla önceki seçimlerde gündeme gelmemiş çok daha aslî, yapısal, siyasi bir temele oturacağı da görülebilmektedir.
Bu
de facto
içinde Türk entelektüel ve münevverlerinin yukarıda zikrettiğimiz üç masayı murakabe etmekle birlikte, kendilerine özel bir yeni bir masayı kurmaları temenniden öte zorunlu bir durumdur. Zira gündelik seçim heyecanlarının, tartışmalarının ve parti atışmalarının fevkinde, bu ülkenin şimdisini ve geleceğini birinci derecede ilgilendiren bir seçimdir söz konusu olan!

Dolayısıyla “Libya’da ne işimiz var?”; “Rusya-Ukrayna savaşında neden koşulsuz olarak NATO’nun yanında yer almıyoruz?”; “Mültecilere neden sahip çıkıyoruz?”; “Kuzey Afrika ülkeleriyle dayanışmamızın ne gereği var?”; “NATO müttefiklerimizden almak varken neden kendimiz silah ve mühimmat üretelim?; “Eğitimde, kültürde yerlilik arayışı çağdaşlıkla bağdaşır mı?” vb. gündelik siyasi ortamda telaffuz edilip geçilmesiyle basitleşen, sıradanlaşan ama gerçekte yukarıda zikrettiğimiz devlet esaslı yeni tercihler ve yönelimler bağlamında son derece hayati olan soruların cevapları için o özel masanın mutlaka kurulması elzemdir.

Ancak bu masadaki konuşma ve tartışmalarla, Cumhuriyetin kuruluşundan hatta Tanzimat’ın ilanından beri eski sorularda köklenmiş, doğru cevapları ise hep ileriki zamana ertelenmiş temel meseleler yeniden ele alınabilir ve doğru teklifler, çözümler, öneriler de bu sayede tahakkuk edebilir.

Bu bağlamda Cumhuriyetin şu ilk bir yüzyıllık devrinden geçen toplumumuzun –dünya görüşünün de ilk belirleyeni olarak tespitine muhtaç olduğumuz– dünya hakkındaki görüşünü öncelikle doğru anlamamız ve anlatmamız gerekmez mi?

Zira dünya fikri olmayanda devlet fikri olmaz; devlet fikri olmayanda da –İbn Haldun’un yüzyıllar öncesinden devletin zorunlu iki şartı olarak belirlediği– ordu ve ekonomi fikri olmaz. Oysaki hayatın mülk, iktidar ve adalet üzerine kurulduğu, bunların da devlet tanımı altında müesses hâle geldiği kadim zamanlardan beri bilinen bir gerçektir.

Peki Türk toplumu olarak bugün nasıl bir dünya telakkisine sahibiz?

Sözü uzatmadan söyleyecek olursak maalesef son derece travmatik, alil ya da arızalı bir dünya telakkisine sahibiz.

Çünkü din yönünden ahireti aslî bilerek değersizleştirmek zorunda olduğumuz, ama hayat şartlarına tabi olmak bakımından da ziyadesiyle önemsediğimiz iki dünya algısını birlikte taşıyoruz.

Bu, İmam Gazzâlî’nin ahiretle dünya sevgisini kalbinde birleştirdiğini iddia etmenin yalan olduğunu söyleyişinden daha çetrefilli bir durumdur. Tıpkı kötülükleri nedeniyle dünyayı değersizleştirmeyi kendilerine iş (meslek) edinmiş birinin, daha işini yaparken onun sonunda elde edeceği
ücret
i düşünüyor olmasındaki gibi çelişkili bir hâl üzerindeyiz. Bu yanıyla hem inancımızı gözetmenin hem de dünyada olmanın hakkını verdiğimizi sanmanın sahtekarlığına tabiyiz.

Öte yandan bu arızalı algı, neyi ne’liğiyle iyi ya da kötü olarak nitelediğimizi bilmediğimizin, dolayısıyla dünyanın varlığı karşısında kendi varlığımızı doğru konumlandıramadığımızın da bir göstergesidir.

Kendi hakikatlerine uygun olarak yaşatıldığımız yerin adıdır dünya!

Onun bize rağmen / bizden müstağni olarak sürüp giden varlığında belli bir müddetle ve ona rağm edilmiş olarak yer tutarız.

#Siyaset
#Cumhurbaşkanlığı seçimi
#NATO
#Libya
#Rusya
#Din
#Millet
#De facto
2 ay önce
default-profile-img
Yeni siyaset için cevaplandırılması gereken eski sorular
Dâhili ve hârici işler
Yıkım mutabakatı, intihal vaatler
Batı’nın korkusu (3) Türkiye’nin yeniden sistem-kurucu bir aktöre dönüşmesi
6’lı masanın Batı’dan beklediği aday işareti CIA yöneticisi olan 15 Temmuz firarisi Henri Barkey’den geldi?
Dokuz ülkeye karşı on ülke üç kıta