
Mart 2026 işgücü verileri izlenen ekonomi programının sahadaki yansımalarından sadece birini yansıtıyor. Kağıt üzerinde her şey İskandinav ülkeleri tadında. İşsizlik oranının %8,1 olarak açıklanması bir başarı hikayesine işaret etse de madalyonun diğer yüzündeki %31,5’luk atıl iş gücü oranı karamsar bir tabloyu gözler önüne seriyor. Yani sokaktaki her 10 kişiden sadece biri işsiz desek, kalan 9 kişinin evine her akşam huzur içinde dönerken birer kilo kıyma götürdüğüne inanmamız bekleniyor. Ama her üç kişiden biri ya işsiz, ya eksik istihdam edilmiş ya da çalışmak isteyip aramayı bırakmış.
Potansiyel işgücü ne harika bir tanım değil mi? İnsan işsizlikten o kadar uzaklaşıyor ki, artık bir insan değil, bir olasılık haline geliyor. Kuantum fiziği gibi hem evdesin hem değilsin hem çalışmak istiyorsun hem de iş aramaktan yorulup emekli olmuşsun. Hatta insanlar artık işe gitmiyorlar; sabah evden çıkıp, akşam eve dönene kadar meşgul sayılıyorlar.
Bugün uygulanan ekonomi programının temel omurgası; sıkı para politikası, enflasyonla mücadele, iç talebin baskılanması ve makro dengelerin teknik olarak düzeltilmesi üzerine kurulu. Enflasyonu kontrol etmek için talebi baskıla, talebi baskılamak için ücretleri reel olarak gerilet, ücretler gerileyince insanlar daha fazla çalışsın ya da daha düşük kaliteli işlere razı olsun. Sonuç? İnsanlar işsiz değil ama tam istihdamda da değil.
Eksik istihdam artıyor, potansiyel işgücü genişliyor, yani ekonomi bir üretim makinesi olmaktan çıkıp bir idare etme mekanizmasına dönüşüyor. Bu çerçevede bakıldığında işsizlik oranının düşmesi şaşırtıcı değil; çünkü programın başarısı istihdam oluşturmakta değil, işgücünü yeniden dağıtmakta ortaya çıkıyor. Yüksek katma değerli üretim yerine hizmet ve düşük verimli alanlara sıkışan istihdam yapısı, nicelik olarak iş üretirken nitelik olarak geriliyor. Mühendislik diplomasıyla evde oturup sabah programı izleyen gencin beyni değil, hayalleri paslanıyor. Sistem bizi yedek kulübesinde bekletmiyor, bizi rutubetli bir depoda çürümeye bırakıyor maalesef.
İSTİHDAMIN VAR, HAYATIN YOK OLDUĞU YER
İşgücü istatistiklerine göre kadınların işgücüne katılımının %35,3’te kalması, sosyal politikaların karşılık bulamaması ile ulu ekonomi programının örtük tercihini gösteriyor. Bakım yükünü sistem çözüyor mu, hane içi emeğin karşılığını veriyor mu, kadını çalışmakla çalışmamak arasındaki ince çizgiye hapsediyor mu, sorularının yanıtları atıl işgücü havuzunun neden büyüdüğü sorusunun yanıtını veriyor. Gençler tarafında ise %15’lik işsizlik oranı, yüce ekonomi programının geleceğe dönük bir istihdam vizyonu üretmediğini ortaya koyuyor. Gençler ya düşük nitelikli işlere razı oluyor ya da sistemden koparak potansiyel işgücüne dönüşüyor.
Bugün bir üniversite mezunu için kuryeliği bir harçlık durağı olarak nitelendirmek çok eskide kaldı. Kariyerin zirvesinde diplomayı rulo yapıp motorun arkasına takınca, aerodinamik olarak daha hızlı teslimat yapılabiliyor. Gerçi hep negatif yönüne bakıyoruz biraz da pozitif bakalım dediğinizi duyar gibiyim. O zaman, üç yabancı dil bilen bir gencin motosiklet üzerinde paket taşıması, aslında beşeri sermayenin kinetik enerjiye dönüşümüdür. Mühendislik diplomalarının rüzgâr direncini azalttığına dair bilimsel bir kanıtımız henüz yok, ama deniyoruz da denebilir. Dolayısıyla bugün işsizlik bir sorun olarak görülmese de eşsiz ekonomi programı kaynaklı bir istihdam kalitesi sorunu olduğu ortada. Çünkü politika seti, iş oluşturmaktan çok mevcut işgücünü daha düşük maliyetle, daha esnek ve daha parçalı biçimde kullanmaya odaklanıyor. Bu da istatistikleri iyileştirirken hayatı zorlaştırıyor.
Program başarıyla ilerliyor olabilir. Enflasyon düşüyor, dengeler toparlanıyor, işsizlik oranı geriliyor. Hatta ekonomi büyüyor da olabilir. Ama bu büyüme, tıpkı ergenlik sivilcesi gibi; hacim kaplıyor ama can yakıyor ve geçince yerinde derin izler bırakıyor. Yani sistem kendi hedeflerine ulaşırken, bize uğramıyor. Kabul edelim bu ekonomi programı işsizliği azaltmıyor; işsizliği yeniden tanımlıyor. Yetmiyor, istihdamı artırmıyor; istihdamı esnetiyor ve parçalı hale getiriyor. Üstelik refah üretmiyor; refah kaybını yönetiyor.
Bugün yaşadığımız tablo bir krizden ziyade bilinçli bir tercih setinin sonucu. İnsanlar belki teknik olarak işsiz görünmüyor, fakat gerçek anlamda bir hayat kurabilecekleri gelir ve istikrar düzeyine de ulaşamıyorlar. Yani sistem işsizliği azaltırken, yaşam kalitesini erozyona uğratıyor. Bu nedenle çözüm daha fazla sıkı para politikasıyla talebi baskılamak değil elbette. Daha akıllı, daha cesur ve insanı merkeze alan bir emek piyasası reformuyla üretkenliği, istihdam kalitesini ve refahı birlikte artırmak her geçen gün daha fazla kritik bir önem taşıyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.