Ne iş olsa yapmam

04:0031/01/2026, Cumartesi
G: 31/01/2026, Cumartesi
Özgür Bayram Soylu

TÜİK’in Aralık 2025 verileri, manşetlerde işsizlik oranının %7,7’ye gerilemesiyle bir kez daha iyimserlik üretmeyi başarmışa benziyor. Kağıt üzerinde bakıldığında bu tablo, ekonomik programın meyve verdiği ya da işgücü piyasasının dirençli kaldığı izlenimini ima ediyor. Ancak rakamların arkasındaki dağa bakıldığında ortaya çıkan manzara, bir başarı hikâyesinden çok, iyi kurgulanmış bir istatistiksel illüzyona işaret ediyor. Yani işsizlik, insanlar iş bulduğu için değil, iş aramaktan umudunu kesip

TÜİK’in Aralık 2025 verileri, manşetlerde işsizlik oranının %7,7’ye gerilemesiyle bir kez daha iyimserlik üretmeyi başarmışa benziyor. Kağıt üzerinde bakıldığında bu tablo, ekonomik programın meyve verdiği ya da işgücü piyasasının dirençli kaldığı izlenimini ima ediyor. Ancak rakamların arkasındaki dağa bakıldığında ortaya çıkan manzara, bir başarı hikâyesinden çok, iyi kurgulanmış bir istatistiksel illüzyona işaret ediyor. Yani işsizlik, insanlar iş bulduğu için değil, iş aramaktan umudunu kesip evine döndüğü için düşüyor. Ekonomi yönetiminin en büyük keşfi “Yok sayarsan yoktur” yaklaşımı da, bu durumu ekonomi programının hanesine yazılan bir başarı olarak pazarlıyor. Bir sonraki işsizlik rakamları açıklanan kadar hala iş arıyorsanız, lütfen istatistiklerin ‘pürüzsüzlüğünü’ bozmamak için sisteme dahil olmamaya dikkat edin.


İŞ BULMADAN İŞSİZLİĞİ AZALTMAK

Aralık ayında işsiz sayısı 286 bin kişi azalarak 2 milyon 736 bine gerilerken, aynı dönemde istihdam edilenlerin sayısının 42 bin kişi azalması tablonun ilk çelişkisini ortaya koyuyor. Asıl dikkat çekici gelişme ise, işgücüne dahil olmayan nüfusun yalnızca bir ayda 369 bin kişi artarak 31,2 milyona ulaşması. Buna paralel olarak işgücüne katılma oranı da %53,7’den %53,2’ye geriliyor. Bu veriler, işsizliğin istihdam artışıyla değil, insanların piyasadan çekilmesiyle azaldığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de umudu kırılmış çalışan etkisi artık marjinal bir eğilim olmaktan çıkıp işgücü piyasasının merkezî bir dinamiği haline gelmiş durumda. İşgücü piyasasında yaşanan bu çekilme, “ne iş olsa yaparım” söyleminin yerini sessizce “ne iş olsa yapmam” gerçeğine bıraktığını gösteriyor.

İşsizliğin %7,7’ye inmesi; piyasanın canlanmasından ya da yüksek faizlere rağmen üretimin direnç göstermesinden değil, sanayideki kaybın inşaat ve hizmet sektörleri tarafından kısmen telafi edilmesi ve yüz binlerce kişinin işgücü piyasası dışına çıkmasıyla açıklanabilir. Ortaya çıkan tablo, sağlıklı bir işsizlik düşüşünden ziyade, işgücü arzının daraldığı bir dengeye işaret ediyor. Sektörel kırılımlar da bu yapısal sorunu teyit ediyor. Kasım 2025 ücretli çalışan verileri, sanayi sektöründe yıllık bazda %3,6’lık (yaklaşık 178 bin kişilik) bir istihdam kaybına işaret etmekte. İmalat sanayiindeki %3,9’luk daralma ise uzmanlaşma, verimlilik ve ihracat kapasitesi açısından ciddi bir alarm. Buna karşılık inşaat sektörü %6,4’lük artışla ve hizmetler sektörü %2,4’lük büyümeyle istihdamın “tamponu” haline gelmiştir. Özellikle konaklama ve yiyecek hizmetlerindeki %5,5’lik artış, işgücünün nitelikli üretimden düşük bariyerli hizmet işlerine doğru kaydığını gösteriyor. Sanayide uzmanlaşmış işgücü, üretim kanalları daraldıkça ya hizmet sektörüne yönelmekte ya da tamamen piyasadan çekilmekte. Doğal olarak günün sonunda uzmanlaşma zayıflıyor, verimlilik düşüyor, orta vadede büyüme potansiyeli aşınıyor.


GÖRÜNMEYEN İŞSİZLER

Resmi işsizlik oranının %7,7 olduğu bir ortamda atıl işgücü oranının %28,6 seviyesinde olması ise bu illüzyonun en net göstergesi. Resmi işsizlik ile atıl işsizlik arasındaki yaklaşık 21 puanlık fark, piyasada devasa bir kullanılmayan emek rezervi olduğunu gösteriyor. Üstelik bu tabloya haftalık ortalama fiili çalışma süresinin 43,1 saate yükselmesi eşlik ediyor. Yani daha az kişi çalışıyor, ama çalışanlar daha uzun süre çalışıyor. Bu durum, işletmelerin yeni istihdam oluşturmak yerine mevcut çalışanlar üzerinden yükü artırdığını, işgücü piyasasının sıkı değil, verimsiz olduğunu ortaya koyuyor.

Kırılgan gruplar açısından tablo daha da ağır. Genç işsizlik oranı %14,1 olarak açıklanırken, genç kadınlarda bu oran %18,2 seviyesinde. Kasım ayında %24,4 olan genç kadın işsizliğinin bir ayda 6,2 puan düşmesi, sürdürülebilir bir iyileşmeden çok, mevsimsel geçişler ve istatistiksel oynaklıkla açıklanabilir. Kabul edelim ki sorunumuz artık sadece ekonomik değil, sosyal da bir mesele. İşgücüne dahil olmayan nüfusun hızla artması, sosyal güvenlik sisteminin aktif/pasif dengesini bozmakta; daha az çalışan, daha çok çalışmayan bir nüfus yapısı ortaya çıkmaktadır. İşsiz sayılmadıkları için işsizlik sigortasından yararlanamayan bu kitle, giderek sosyal yardımlara ve doğrudan gelir desteklerine bağımlı hale gelmektedir. Bu da ister istemez sosyal transfer bütçeleri üzerinde kalıcı bir baskı oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, 2025 yılının sonunda Türkiye işgücü piyasasında yaşanan şey, sağlıklı bir iyileşme değil; istihdam alanı oluşturmayan, işgücünü daraltan ve uzmanlaşmayı aşındıran bir denge olarak dikkat çekiyor. İşsizlik oranındaki düşüş, ekonomik canlılığın değil, umut kaybının istatistiklere yansıması olarak okunmalı. Eğer bu tablo doğru okunmazsa, “ne iş olsa yapmam” dönemi geçici bir kriz refleksi olmaktan çıkıp, kalıcı bir düşük verimlilik rejimine dönüşebilir. 2026’yı “ne iş olsa yapmam” noktasına savrulmuş bir işgücü ile mi geçireceğiz, yoksa doğru işi doğru beceriyle bulabilen bir işgücü yapısını yeniden inşa ederek mi? asıl kritik soru burada düğümleniyor.

Bizde razı olmakla mecbur kalmak aynı şey değil.

#Ekonomi
#Toplum
#Özgür Bayram Soylu