
Doğrusu, kadınlar plajı konusuna girmeye hiç niyetli değildim. Herşey o kadar ortadaydı ki, uzun uzun anlatmayı neredeyse zul saydım, "örtülü kadınların güneşlenme, açık olanların da kadınlar plajında bikini izlerinden kurtulma hakları vardır" demek zorunda bırakılmayı, bir tür haksızlık saydım. Oysa heyhat, unutmuşum, Türkiye "bacağına kezzap atılan kız" figürü üzerinden rejim tartışması çıkartılabilen, doğru olduğu tartışmalı bir örnekle, topluma dozajı sürekli arttırılarak endişe pompalanan bir ülkeydi.
Dolayısıyla, elbette, Antalya Belediyesi"nin seçim öncesi vaat ettiği kadınlar plajını açması da tartışılacaktı. Ama ne tartışma; bunaltıcı, bıktırıcı, fazla kullanılmaktan yalama olmuş temelsiz argümanlarla ve "kızlı-erkekli plaj basmak" gibi ancak bizim ülkemizde kimseye şaşırtıcı gelmeyecek sakillikte eylemlerle yürüyerek üzerimize üzerimize gelen bir hafakan.
Hafakan evet, zira bu tartışma başladığından bu yana okullarda başörtüsünün yasak olduğu günlere ışınlanmış gibiyiz. Yüksek okullar için kullanılan "kamusal alan" ifadesi "plajlar"ı tanımlar olmuş, "açıklara ayrımcılık yapılıyor" kullanışlı cümlesi sözkonusu tartışmada "mayolulara ayrımcılık yapılıyor" olarak güncellenmiş, "ya yüksek okullarda başörtülü kızları örnek alan açık kızlar da kapanırsa" korkusu, "ya bütün kadınlar eşleri-aileleri tarafından kadınlar plajına gitmeye zorlanırsa" endişesine evrilmiş.
Ne için koparılıyor bu fırtına? Sekiz bin kilometre uzunluğunda sahilleri olan bir ülkede bir (rakamla 1) kilometrelik plaj alanı kadınlara tahsis edildi diye... Başka yerlerde de kadın plajları var diyenler için bu rakamı 10"a, hatta elimizi cömert tutup 100"e katlayalım; sonuç? Sekiz bin kilometrenin yüz kilometresinde bedenlerini erkeklere göstermek istemeyen kadınlar rahatça denize girebiliyor diye, hop oturup hop kalkıyor Türkiye.
En aklı başında gibi gözüken itiraz tezleri şunlar: Kadınlar plajı fikri, ilerleyen zamanlarda kadınlar aleyhine sonuçlar doğurabilir, bu plajı tercih etmeyen kadınların vücudunu sergilemekten imtina etmeyen birer hafif meşrep olarak görülmesi sözkonusu olabilir; tacize uğrayan kadın polise gittiğinde "sen de gitmeseydin karma plaja" cevabını alabilir; dolayısıyla kadınlar plajının açılması özgürlüklerin kaybı anlamına gelebilir.
Tamamen anlaşılmaz endişeler değil gibi gözüküyor, değil mi? Bir kadının ya da kadınların istemediği şeylere zorlanmasına elbirliğiyle karşı çıkmamız gerektiğinde de hemfikiriz sanırım. Ancak, bu ihtimal var diye, sizin gibi giyinmeyen ve yaşamayan kadınlara kendi yaşam tarzınızı dayatmak, dayatamadıklarınıza "siz de güneşlenmeyiverin canım, haşemanın suyu mu çıktı" demek gerektiği hangi özgürlük, çağdaşlık manifestosunda yazıyor? Bir gün, kendini bilmez bir görevlinin, bir mayolu kadına "sen de açma oranı buranı" demesi ihtimali var diye, binlerce, onbinlerce kadının rahatça denize girme hakkının elinden alınmasını istemek, hangi adalet terazisine sığıyor. Bilmez misiniz ki, özgürlüğünüz kısıtlanabilir endişesiyle, başkalarının özgürlüğünün kısıtlanmasını savunmanın adı dayatmacılıktır. Hem 80 yıl boyunca toplumsal gruplara sürekli bir şeyler dayatmış totaliter rejimden miras kalan o köhne, eski moda reaksiyonlara "kadın özgürlüğü savunusu" adını takıp, hem de patriyarkinin kurşun askerleri gibi ileri atılarak, sizin gibi olmayan kadınları sizin sahip olduğunuz "lüks"lerden menederek demokrat olamazsınız, biliyorsunuz değil mi?
Habermas"ın 1962 yılında kamusal alan üzerine geliştirdiği teorik çerçevenin en çok eleştirilen yönlerinden birinin farklılığa kapalı olması, bir tesadüf değil. Bugün farklılık ilkesinin Batı toplumlarındaki demokrasi tartışmalarını giderek daha fazla sorgulayarak belirlemesi de boşuna değil. Çoğulculuk ve farklılık ilkelerini hesaba katmadan, homojen ve tekçi bir demokrasi teorisinden de allame-i cihan olsanız bahsedemezsiniz.
Aslında işin teorik kısmına girmek de boşuna. Zira bana kalırsa, kızlı-erkekli bir kısım eski rejim özleyicisinin, sahilleri "plajlar kamusal alandır" demek suretiyle paylaşmayı reddetmesindeki tek sebep yaşam tarzı kaygısı filan değil, klasik Kemalist seçkincilik. Reel siyaset alanındaki etkinliğini kaybettiğini düşünen bir kesimin, en azından kamusal alanı belirleme ve menaje etme hakkı konusundaki inatçılığı.
Oysa artık kamusal alanı, Kemalist devlet eliyle yaratılmış burjuva-elit –devlet eliyle yaratılmış bir burjuva sınıfı kavramı da başlıbaşına bir çelişkidir- sınıfın duyarlılıkları ve onların açtığı yasak tartışmaları değil; farklılıklar, çoğulluk ve minik kültürel-politik habituslar belirliyor. İlişkiler yataylaşıyor.
Yeni siyaset düzenine duyulan kızlı-erkekli öfkenin, nefretin, kinin ve hıncın da, kadınlar üzerinde değil, başka yerde dindirilmesi gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.