Çözüm Alevi-Sünni barışında

00:005/04/2011, Salı
G: 4/09/2019, Çarşamba
Özlem Albayrak

Vaktiyle katıldığım bir radyo programında Alevilerin talepleriyle ilgili konuşurken, karşılıklı iyi niyetleri görmeyi engelleyen o puslu önyargı ortamı, yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermiş ve konuşmam Alevi kesime inkarcı baktığım yönünde değerlendirilmiş, bu da beni üzmüştü.Oysa bendenizin en son yapacağı şey kendilerine ait farklı bir inanma biçimi ve mekanı olduğunu ifade eden bir kesime, camiyi dikte etmek olurdu. Nitekim; inanç ritüelleri rejim için onyıllar boyunca sakıncalı bulunmuş bir kesimin

Vaktiyle katıldığım bir radyo programında Alevilerin talepleriyle ilgili konuşurken, karşılıklı iyi niyetleri görmeyi engelleyen o puslu önyargı ortamı, yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermiş ve konuşmam Alevi kesime inkarcı baktığım yönünde değerlendirilmiş, bu da beni üzmüştü.

Oysa bendenizin en son yapacağı şey kendilerine ait farklı bir inanma biçimi ve mekanı olduğunu ifade eden bir kesime, camiyi dikte etmek olurdu. Nitekim; inanç ritüelleri rejim için onyıllar boyunca sakıncalı bulunmuş bir kesimin mensubu olarak, Alevilere böylesi totaliterizmin içinden bakmam, kendi deneyimlerime ihanet anlamına bile gelebilirdi.

Sonradan yazdığım yazılarla niyetimi daha net ifade etmeye çalıştım ama gördüğüm kadarıyla, karşılıklı önyargı duvarları, hala oldukça yüksekti. Şimdiye dek birbirine hep çekince ve şerhle yaklaşmış iki devasa toplumsal gruptan birbirlerine yönelen karşılıklı niyet arkeolojisi denemelerinin sözkonusu olması da bir yere kadar normaldi. Bunun çok anlaşılır sebepleri vardı, anlamıştım.

O günden bu güne köprünün altından çok sular aktı. Alevilerin talepleriyle ilgili çalışmalar kimi zaman inkıtaya uğrasa da istikrara halel gelmedi. Konuyla ilgili çalıştaylar yapıldı. Son olarak Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi''nden Yard. Doç. Dr. Necdet Subaşı tarafından koordine edilen, 2 yıllık bir çalışmanın ürünü olan Alevi Çalıştaylarının nihai raporu açıklandı.

Raporda genel olarak alevi vatandaşların taleplerine olumlu yaklaşımlar var. Bundan böyle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde Alevi inancının esaslarının da okutulacak olması ve Madımak Oteli''nin kamulaştırılması karara bağlanmış sözgelimi. Ancak cemevlerine ibadethane statüsünün tanınması gibi netameli konularda somut bir gelişme yok.

Sevilay Yükselir, bu durumu “Sünnileri Kızdırmadan Alevileri Memnun Etmek Mümkün mü?” (01.04.2011) başlıklı yazısında, hükümetin korkmasıyla açıklıyor. Hükümetin hakkını da teslim ederek şöyle diyor Yükselir: “Özellikle aşırı dindar kesimin böyle bir kararı almaları halinde göstereceği tepkiden, onların alacağı tavırdan ürküyorlar”. Yükselir''in tezine görece katılabilirim. AK Parti hükümeti döneminde samimiyetle ellerinden geleni yaptıklarına kani olacağımız kadar çok sayıda çalışma ve gelişme oldu Türkiye''de. Öyle olmasaydı bile, siyasi partilerin varoluşsal şekilde oy kaygısı taşıdıkları bir sır değil ve özgürlükler ve insan hakları bağlamında bile ellerini bağlayabilen bir takım nedensellikler zinciri vaki olabilirdi.

Kanaatimce mesele bu değil. Mesele, Alevi kesimle Sünniler arasında, ciddi psikolojik bir bariyer olması. Bu elbette gündelik politikalarla ilgili değil. Osmanlı dönemine dayanan ve temelinin tamamen siyasal/politik çekişmeler olduğuna inandığım bir nifak tohumu yoluyla büyümüş bir toplumsal güvensizlik hissi. Ancak bugünkü alevi Sünni ayrışmasının kemikleşmesinde Cumhuriyet rejiminin varolan bu ayrışmayı, körükleyerek ve destekleyerek sürdürmesinin de büyük payı var.

Şöyle ki: Cumhuriyet rejimi bir yandan resmi söylemini ve kurumsal yapılanmasını Sünni bir din algısı üzerine inşa edip, Dersim gibi olaylarla Alevilerin başını ezmeye ve onları ötekileştirmeye çalıştı. Öte yandan aynı Cumhuriyet rejimi, ilk yıllar atlatıldıktan sonra, “ehlileştirilemeyen”, bilakis palazlanmaya başlayan Sünni İslam''a karşı, bu kez seküler-Kemalist bir inanç biçimi/birimi oluşturarak Sünni İslam''ı preslemek amacı güttü. Bu amaca matuf kesim olarak da aleviler sevildi.

Çağdışı ve gerici bir görünüm veren ve rejime karşı bir tehdit unsuru addedilen İslamcılar''dansa, “Gelin canlar bir olalım” diyen ve imanı tam da özlendiği gibi kalple kayıtlayan; kamusal alanda dini kimliğiyle görünür hale gelme gibi talepleri olmayan, olsa bile bu, rahatsızlık verecek düzeye gelmeyen Alevileri tercih ederlerdi. Nitekim rejimin siyaseti, sünnileri Alevilere, Alevileri Sünnilere karşı konumlandırdı. Tıpkı Kürtleri Türklere, Türkleri Kürtlere karşı konumlandırdığı gibi.

Bugün, Aleviler ve Sünniler arasında kız alıp verme asgari düzeydeyse; az sayıdaki örnekler de aileler tarafından kerhen kabul ediliyorsa; sözkonusu evliliğe onay veren aileler mahalle baskısını ve kınanmayı göze alarak bunu yapıyorsa; bu iki kesim birbirlerinin yemeğini yemiyor, komşuluk düzeyleri sokakta gördüğünde selamlaşma noktasında kalıyorsa; yani birbirine karşı kabalaşmadan ama karşılıklı güven de duymadan yaşıyorsa; bu iki büyük toplumsal grup arasında ciddi bir psikolojik ayrışma var demektir. Türkiye''nin Alevi meselesinin önündeki en büyük engel ve açılım hususunda hükümetin elini zayıflatan faktör de bence budur.

Yard. Doç. Dr. Subaşı''nın gönderdiği raporun tam metninin elime ulaşmasını beklerken tam olarak bunları düşünüyordum. Yanılmadım. Çünkü, devletin resmi söyleminin, dilinin, stratejisinin değişmesi, demokratikleşmesi çok önemli. En çok da Aleviler ve Sünniler arasındaki karşılıklı önyargıları kırmaya yol açacağı için, ötekine saygıya davet edeceği için önemli.

Bugünden yarına değil belki ama birgün mutlaka.

AYEDAŞ''ın değerli diyemediğim yöneticileri!

Elektrik bağlantısı gerektiren acil bir işi olan vatandaş, diyelim ki gazeteye yazı yetiştirmek zorunda olan bir yazar vatandaş, evine ve dahi mahallesine saatlerdir elektrik bağlantısı verilmediğini bildirmek için AYEDAŞ''a nasıl ulaşacak? 186 Arıza hattı, ilçe bölge hattı ve Maltepe Genel Merkez''in 20 hattı dahil olmak üzere bütün numaraların “meşgul” olmasını açıklayabilir misiniz, açıklayabilirseniz nasıl açıklarsınız, anlatır mısınız?.. İnternet bağlantıları, sabit telefonlar, tüm ev aletleri ve aklınıza gelebilecek her türlü modern alet edevatın tamamının ''çalışması'' elektrik bağlantısına bağlıyken, bu ne sorumsuzluktur, söyler misiniz?