
Bir Levent Kırca söylese, bir Metin Akpınar dese, hadi diyelim kürt meselesi kontenjanından bir İbrahim Tatlıses sallasa, politik mesajdan köşe bucak kaçtığı bilinen Cem Yılmaz''a mizah kafası potansiyelinden opsiyon tanısak sözgelimi, O konuşsa… Anlayabilir insan, zihindeki çıtçıtlar yerini biraz zorlamadan sonra bulabilir.
Ama işte bu tür avam hassasiyetlerle hiç işi olmayacağını düşündüğünüz, devlet alakasına tenezzül etmeyecek kadar uluslararası otorite icracısı olduğunu tahayyül ettiğiniz, yüzde 30''larla-70''ler hesabına girişmeyecek kadar kendinden emin elitist-burjuva statüsünde değerlendirdiğiniz Fazıl Say kalkıp "İslamcılar kazandı, ben gidiyorum. Biz yüzde 30, onlar yüzde 70" dediğinde, rahatsızlık sebebini de bakanların eşlerinin başörtülü olmasına bağladığında, olmuyor.
Samimiyet çıtçıtları birbirini bulmuyor. Bu sözlerin altındaki niyeti bilemeyiz elbet, davetiyesi eline ulaşmadığı için davet edilmediğini sandığı Cumhuriyet Resepsiyonu''na karşı bir salvo olarak değerlendirme taraftarı da değiliz o nedenle, ülkesine karşı ''oryantalist takılmanın'' Avrupa''da kendisine getireceği katma değere bağlama eğiliminde de.
Ancak, insan en azından dünyada Türkiye''nin adını duyurmuş, sanatının evrenselliğini bünyesinde damar damar, yol yol gezdirmiş olması, ucuz benlik hesaplarını ardında bırakması beklentisi içinde olduğu bir sanatçıya, -bu açıklamaların hiçbir egosal nedeni olmasa bile- sırf memleketin şu gerim gerim gergin haline hiç de mütevazı olmayan katkılar sağlamaya gönül indirebildiği için, bunları yakıştıramıyor.
''Sanat politiktir'' savsözüne sözümüz yok elbet ama, sanatın ucuz politikayla ilişkisinden peydahlanmış bütün kariyerler ya ölmüş, ya çökmüştür; tarih şahittir. Hem nedir bu; "Devlet başını okşadığında "cici", olmayınca Avrupa''ya şikayet edilesi, "dinci" halleri.
Ne yapacağız yani. Bütün bakanların eşleri tek Fazıl Say başımızda kalsın diye açılsa, milyonlarca genç kadın üniversite hakkından vazgeçse, imam hatipler topyekun kapatılsa, halkımız bundan kelli CHP''ye oy vermeye ''ikna edilse'', ''başarılı sanatçımız'' tatmin olur da gitmekten, Türkiye''yi değerli varlığından mahrum bırakmaktan, muasır medeniyet seviyesine ulaşamamış, cahil bizi, görgüsüz bizle bırakma cezasından cayar mı acaba?
Hayır efendim, en büyük cayırtıyı koparanlar en haklılar olmadı hiç. Aşağıda anlatacağım olay, yazara okuru tarafından yüzyüze iletişim yöntemiyle aktarılmış, tamamen gerçek kişilerle ilgisi bulunan ve dolayısıyla ardından Bekir Coşkun tarzı ''varsayalım ki ben uydurdum'' tashihi gelmeyecek olan şahitli bir ''olgarşik'' tahakküm bonservisidir. Buyrun;
Yer; İstanbul''da bilmem ne hattında çalışan bir çift katlı otobüs. Trafik var, vakit uzuyor, dolayısıyla yolcuların telefonları aralıklarla çalıyor. Başörtülü kadın, yandaki açık bayanın avukat olduğunu, dava dilekçesinde yazanları, yetişmesi gereken yeri tüm otobüsle birlikte dinliyor. Az sonra bir başka adamın ailevi problemlerini öğreniyorlar hep birlikte. Biraz sonra da, ''tandansı''nı, çok iyi olmayan giyimi ve yanındaki başörtülü eşiyle alınyazısı gibi taşıyan adamınki çalıyor... Adam sesini çok alçaltmıyor kabul, ama konuşurken ötekiler kadar da kesinlikle bağırmıyor. İki cümleden sonra, arkadan öfkeli bir ses çınlıyor; "Ben senin konuşmanı dinlemek zorunda değilim, ben seni rahatsız ediyor muyum. Kes artık şu sesini!.."
Görgüsüzlükle itham edilen adam; efendi çıkıyor, "Az önceki konuşmaları ilginç bulduğun için mi dinledin? Benim konuşmam mı sarmadı, yoksa rahatsızlığın başka mı?" demiyor: Arkaya bakıyor, susuyor ve telefonu kapatıyor, zaten az sonra da eşiyle birlikte iniyor. İzleyici konumundaki başörtülü genç kadın bir süre sonra inmek için ayağa kalktığında kendisine dikilmiş ateş saçan bir çift gözle karşılaşıyor; taciz modunda bir bakış ama bu, insan sırtını dönse bile görüş alanına girecek kadar delici. Bunun az önceki kadın olduğunun ayrımına varıyor başörtülü; boyalı, geçkin sarışın az sonra 10. yıl Marşı''nı falçata niyetine yüzüne sallayacakmış gibi duruyor. ''Birbirine girme'' atmosferi pekala oluşmuşken; ne hikmettir başörtülü de müeddep çıkıyor; geçiyor gidiyor.
Yani ki; eğer ille niceliksel bir hesap yapacaksak bu ülkede aritmetik üstünlük hiçbir zaman moral üstünlüğe dönüşmediği gibi, halka yıllardır halkın isteği hilafına görgü dersi, medeniyet dersi, edep erkan dersi, şu dersi, bu dersi vermeye and içmişler ''korku'' kalkanını kullanarak, sesini yükselttikçe yükseltiyor. Halihazırda uğradığı muameleler karşısında bırakın korkmayı şöyle kallavisinden bir kavga çıkarması gerekenler medenice susuyor, medeniyet ve demokrasi öğreticileri muhayyel korkularını bir sopaya dönüştürmüş, vurdukça vuruyor.
O yüzden endişe etmemeli Fazıl Say; bu toplumun yüzde 99''u daha önce Mecusi''ydi de, AK Parti gelince İslam''ı seçmedi. Hiç merakı olmasın, o yüzde 30 zaten meydanı kimselere bırakacak gibi durmuyor.
Ayrıca düzeltelim, yüzde 70 dediği de AK Parti''nin seçim başarısı değil, bu ülkedeki örtülü kadın sayısının genele oranı. Dolayısıyla kendisi, geride kalan yüzde 30''un içine girmiyor. İlle bir tasnif yapacaksa, yüzde 53''e giriyor. Az mı?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.