Kemalizm öldü mü, ıssız acun kaldı mı?

00:004/07/2014, Cuma
G: 12/09/2019, Perşembe
Özlem Albayrak

Bir yazıya "sonuç" diye başlamak tuhaf gözükebilir; ama sonuç hakikaten ortada. Başbakan Erdoğan"ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan ettiği dakikadan itibaren kimin kazanacağı belli. Yanılma payı bulunan tahminler yapıp, heyecanla ne olacağını beklediğimiz bir süreç değil önümüzdeki; merak yok, iddia yok, bekleyiş yok; olsa olsa Erdoğan"ın nasıl bir Cumhurbaşkanı olacağıyla AK Parti"den çıkacak Başbakan"ın kim olacağı; bu iki yapının karşılıklı bağlantılı çalışmasının nasıl tezahür edeceği konuları

Bir yazıya "sonuç" diye başlamak tuhaf gözükebilir; ama sonuç hakikaten ortada. Başbakan Erdoğan"ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan ettiği dakikadan itibaren kimin kazanacağı belli. Yanılma payı bulunan tahminler yapıp, heyecanla ne olacağını beklediğimiz bir süreç değil önümüzdeki; merak yok, iddia yok, bekleyiş yok; olsa olsa Erdoğan"ın nasıl bir Cumhurbaşkanı olacağıyla AK Parti"den çıkacak Başbakan"ın kim olacağı; bu iki yapının karşılıklı bağlantılı çalışmasının nasıl tezahür edeceği konuları var.

Peki ne oldu da, "muhtar bile olamaz" denilen Erdoğan sekiz kez peşpeşe görkemli seçim başarıları kazandı, normalde bir değil birçok hükümet götürebilecek denli ağır bir kumpasa maruz kaldığı halde bırakın sarsılmayı neredeyse iki partinin toplam oy oranını sollayarak belediyeleri yine sildi süpürdü. Erdoğan"ın Cumhurbaşkanlığını kazanmasına kesin gözüyle bakılmasının sebebi, AK Parti"nin başarılı belediyeciliğinden, Erdoğan"ın hizmet insanı oluşundan mı kaynaklanıyor; yoksa O"nun gayet kişisel olan, ama hem ulusal hem uluslararası arenalarda kamusal yansımaları bulunan özgüveninden mi doğuyor?

Bunlar var; Erdoğan"ı Erdoğan yapan şeylerin hepsinin, Türkiye"nin bir daha görebileceğinden emin olamadığım böylesi büyük bir başarının varolmasında elbette payı var. Ama toplumun Erdoğan"a yönelik bu büyük ve önüne geçilemez olduğu anlaşılan ilgisinde, ülkenin rejiminden doğan bıkkınlığın da rolü var.

Bu sütunun takipçileri arasında Partha Chatterjee"yi okumuş olan var mıdır, bilmem. Sosyolojiye akademik bir ilgi duymadıkça göze çarpmamış olma ihtimali yüksek bir isim Chatterjee; kendi ülkesi olan Bengal üzerinden sömürge ve sömürge sonrası toplumları anlatır, Batı"nın akılcılık anlayışının batılı olmayan kültürleri bilimsellikten uzak bir gelenekçilik olarak nitelediği tespitini yapar. Bana kalırsa O"nu, toplumların dönüşümüne egemen rakımdan bakmaması değerli kılar. Chatterjee"de; kolonyal toplumların yaratılan iç ve dış mihraklar korkusu ile düşmanlık fikri üzerinden nasıl varedildiği, aynı toplumların çeşitli manevralarla nasıl tarihsizleştirildiği, Batılı ülkelerin bir yandan kaynakları sömürürken, bir yandan da sömürdükleri o toplumları çeşitli yollarla nasıl değersiz hissettirdiği, onu bırakın kendilerini sömürenlere minnettar hissettirdiği tespitleri yeralır.

Chatterjee"den neden uzun uzun sözediyorum? Türkiye hiç bir zaman doğal kaynakları Batılı ülkeler tarafından sömürülen bir ülke olmadı; ancak Batı"nın bilimini tekniğini değil değerlerini alan yabancılaşmış aydınlar eliyle dönüştürülmeye çalışılması neredeyse O"nun anlattığı örnekler gibi oldu da ondan. Türkiye, tıpkı bir sömürge ülkesinde olduğu gibi tarihsizleştirildi, toplumun diliyle bağı kesildi, imbikten geçer gibi yüzlerce yıllık tecrübelerden akıp gelmiş her türlü pratik, bu pratiklerle bağlantılı değerler itibarsızlaştırılmak suretiyle yok edildi. Yabancı olan herşeyi içselleştirmiş olmakla kalmayıp yerli olandan neredeyse nefret eden bir devlet eliti sınıfı neredeyse yoktan varedildi. Her türlü imkan ve imtiyazlar bu tescilli ve icazetli sınıfa sağlandı. Sömürge ülkeleri, "sahip"ten bağımsızlığını icazetle alırken, Türkiye"de de varolmak, -bir köylü olarak, sokaktaki eğitimsiz vatandaş olarak varolmaktan bahsetmiyorum- ancak bu sınıfın icazetiyle mümkün olabildi. Elbette ilericilik ve Batıcılık şiarlarını ilke edinmemiş olanların bu icazeti sittin sene alamadığını belirtmeme gerek yok. Kendi toplumuna oryantalist ve kolonyal bu sınıfın siyasetteki temsilcisi CHP"ydi; ekonomide İstanbul sermayesi, üç göbek bürokratlar, monşerler vesairdi. İmkanlar, karar ve kuralları belirleyicilik, iyi yaşama gibi haklar 90 yıl boyunca neredeyse babadan oğula geçti.

"Biz düşmandan kurtulmak istemiş ama bizi düşman gibi gören bir devlet dilememiştik" diyen toplum da kimliğini, Chatterjee"nin "inner spirit" ve "outer spirit" olarak kavramsallaştırdığı korunma mekanizmalarından "inner spirit"I tercih ederek, yani içsel kaynaklarını koruyarak tahkim etti.

Bu yüzden, tapelere itibar etmediği gibi, CHP rozeti taşıyan çarşaflıları sevmedi. Büyük ihtimalle bu yüzden de Ekmeleddin İhsanoğlu"na oy vermeyecek.

Bu yüzden geleceğin devrimsel öneminden sözedenler, son derece haklılar...

Sonuç ortada değil mi?