
3G teknolojisinin adını her duyduğumda, Vizontele''deki o Cem Yılmaz repliği geliyor aklıma; “Zeki Müren de bizi görecek mi?”. Teknolojiyle tanışmanın çarpışma efekti uyandırdığı; tereddütlü, saf zamanlardan, TV yayıncılığının internetle bütünleşeceğinin, evdeki eski TV setlerinin yerini, etkileşimli Web TV''lere bırakacağının konuşulduğu günlere geldik. 3G''yi konuşuyoruz, kullanıcılar/izleyiciler/okuyucular/dinleyicilerin aynı kişiler olduğu ve birbirini görmelerine olanak tanıyan teknolojilerle tanıştığı interaktif bir dünyadayız artık.
Zeki Müren''in de TV''den bizi göreceği günler ömrü vefa etseydi, belki de yakındı yani. Ama bir dakika, burada bir başka soru giriyor zihnime. Peki, ömrü vefa etmeyenler ne olacak? 3G yerçekimi gücünün üç misli hızla salınacaksa aramızda, yok mudur merhumlarımız için de uygun bir ivme?
İnternet ve Arpanet''in kurucularından Vinton Cerf, gezegenlerarası bir internet bağlantısının tasarımı konusunda ta 1999 yılında NASA''ya tavsiyede bulunuyorsa ve bu tavsiyenin içeriği 2030''da Mars''ta içinde insanların bulunduğu bir uzay istasyonunun kurulmasını, 2040''ta da kalıcı bir internet bağlantısı kurulmasını öngörüyorsa (Castells, Enformasyon Çağı: Ekonomi Toplum ve Kültür Cilt 1: Ağ Toplumunun Yükselişi, S: 465) “Ahirete 4 megabit” başlıklı yenilikler beklemek de, artık hakkımız.
“Bizim şebeke bağlantımızda, operatörümüzde, servis sağlayıcımızda sorun yok, karşı taraf sürekli off-line, kapsama alanı dışında” cevaplarının bizi tatmin etmeyeceği ve uzun süredir görmediğimiz sevdiklerimizden haber alabilme hakkımızın engellenemeyeceği konusunda, demokratik eylem hakkımızı kullanacağımızı da belirtmek isterim, efendim. Akşama kadar yan gelip yatmak değildir öyle, adamlar uzayda internet bağlantısı sağlıyor, biz de meşrebimizce öte taraftan haber alabilmeliyiz bence. Teknolojiye atfedilen mekan ve zaman gibi insan hayatının temel maddi boyutlarını organize etmekse, bundan daha uygun bir hedef bulunabilir mi “arş-ı ala''da?”. Hem “sanal gerçeklik-gerçek sanallık” diyoruz, “ağlar” diyoruz, “ulaşamadığımız yer bizim değildir” diyoruz. Virtual bağlamda, iletişim adına, yani neler oluyor öte tarafta?
Şöyle cehenmeme ayrı, cennete ayrı şirin bir “City Web” konseptiyle? Nasılsa, teknoloji gerçeklik ile sembolik temsil arasındaki farkı sıfırladı. Nasılsa, çok boyutlu iletişim dediğimiz yeni bir evrene geçildi. Öteki tarafa bir selam çaksak, bir ibret alsak, fena mı olurdu?
Olmazdı. Düşünsenize, berrak bir hava, fonda şol cennetin ırmakları, önde fişek gibi 30 yaş görüntüsüyle büyükdedeniz, size tatlı tatlı sırat-ı müstakimi anlatıyor. Ya da -hafazanallah- bağlantı hataları nedeniyle kesik kesik gelen görüntülerde, fondaki yalazların ortasında gevrek gevrek gülen bir öte dünya yaratığı tarafından üç uçlu çatal şeklindeki nar haline gelmiş dirgenle dürtülen akrabanızın, kederli tonda ünleyerek fısıldadığı “Şimdi gitmem lazım yavrum, belki bir daha görüşemeyiz, tavsiyem; kul hakkına dikkat et, münker-nekir''i kandırırım sanma, 24 saat on-line onlar, cin olmadan adam çarpma” sözlerini duymak. Sonra üzülmek, Yaşar Nuri Öztürk''e mesaj atarak sormak: “Bluetooth''la sevap göndermek mümkün müdür hocam?”
Hele uyanık yapımcılar, “Ben Topuzlanıyorum” isimli bir kabir-gözetleme programı yapsalar, bakın şuraya yazıyorum hem de fikir hakkı talep etmeden, reyting rekorları kırar. Tele-marketing var sonra, “Sırat''tan kolay geçebilmenin 10 yolu” tavsiyeleri içeren videoyu ve hediye olarak “Ruhen fit olma aparatları”nı isteyin, adresinize gönderelim. Üstelik KDV''si bizden iade garantisiyle” diyen dışsesler. İmkanlar mümbit. Hele Ramazan''da patlama yapmazsa, adımı değiştiririm.
“Hedef ahiret. Ama intikal değil, bağlanmak” başlıklı bir blog açmaktan ya da “Sevgili Twitter, teknolojinin yavaş ilerlemesi sayesinde, bugün de ölmüşlerimi göremedim” filan gibi şeylerin yazılacağı günleri muhayyel saymamdan kasıt, elbette gayba inananların bileceği biçimde minik bir latifeden ötesi değil. Hayır, manevi duyguları kabalıkla anmak da değil, tebliğ çalışması hiç değil.
Kastım, gerçekliğin maddi varlığının tümüyle sanala dönüştürüldüğü, görüntülerin yalnızca deneyimlerin iletildiği ekran üzerinde kalmadığı, bizzat deneyimin kendisi olarak farz etme dünyasına yedirildiği bir sistemden sözetmek. Teknoloji sayesinde farz edilen, soyut olan ve inanılanın, mü''minlerin de görmediği halde farzettiği ve inandığı o sistemler bütünüyle aslında mümkünsüz olan iletişim ihtimalini sözkonusu ederek, enformasyon teknolojisini biraz olsun açımlayabilmek. Özetle, “kurgu, kurmaya duyulan inançtır” der Castells ve gönül rahatlığıyla katılırız kendisine.
Türkiye''nin henüz geçtiği 3G teknolojisinin baz istasyonları oranını, dolayısıyla radyasyonu, dolayısıyla manyetik kirliliği, dolayısıyla kanser ve türevi hastalıkları dokuz kat arttıracağı söylentileri bir yana, bu teknolojiye Suriye''den bile sonra geçmiş olmamız ve İsveç''in 4G''ye geçiş test çalışmalarına başladığı da, cümlenin başındaki ihtimali zail etmese bile, teknolojiden kaçış olmadığını kanıtlıyor. Kullanıcı dostu ve hayatınızı kolaylaştırıcı o. Kaçmasanız olmuyor, kaçtığınızda işiniz bitiyor.
Tersine bir niyetle söyler bunu Leonard Cohen ama, küreselleşmenin nakaratı da aynı: “Manhattan''ı da alırız, Berlin''i de alırız.” Şam ve İstanbul dahil her yer düştü, düşüyor baksanıza…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.