
Son haftalar boyunca olup bitenler bana eski bir yazımı (Fare, Kapan, Kedi Üçgeni, 24 Ekim "04/Pazar) anımsattı:
Kafka"nın "Bir Hayvan Masalı" başlıklı kısacık öyküsü şöyle: " "Öf " dedi fare, "dünya da günden güne daralıyor. İlkin bir genişti ki, korktum, koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarlar görür görmez dünyalar benim oldu. Ama bu uzun duvarlar da bir çabuk birbirlerine doğru ilerliyor ki, en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gide gide kısılacağım kapana." Kedi: "Sen de öyleyse yönünü değiştir" dedi ve fareyi yedi."
Şikâyetçi, çaresiz fare, kaçınılmaz akıbetinin yalnızca kapana yakalanmak olduğunu düşünürken, kedi, ona yepyeni bir almaşık sunar. Kedi, farenin kaçınılmaz ölümünün, önüne geçilmez mukadderatının biricik yolunun kapana kıstırılmak olmadığını ona göstermek ister ve onu yakalayıp yer.
Fare, kedinin getirdiği almaşığın akıbetini değiştirmeyeceğini bilmiyor değil, ama önünde tuzak olarak kurulmuş olduğunu gördüğü kapana yakalanmanın aptallıkla niteleneceğinin de farkında. Oysa kedinin kendisini yemesine izin vermesi, onu, hiç olmazsa aptal görünmekten kurtaracaktır.
Denebilir ki, ölümü göze aldıktan sonra kapana kısılmakla kediye yem olma arasında ne fark var? Kapana kısılmak, onun kapan olduğunu bile bile kapana yakalanmak bir tür intihar olacakken, kediye yem olmak, sonucu koşullara atfedilebilecek bir gerekçe vermektedir elimize. Ama son çözümlemede, öyle veya böyle, kendini ölüme terk etmek abes değil mi? Ama öyküyü kuran mantık zaten bu abes çaresizlik üzerine kurulmuştur. Fare, böylece kediye yem olmak suretiyle arkasında şu bildiriyi bırakmaktadır: "Ben kendimi kediye yem etmezdim, ama açık bir tuzağa düşmek de fazla aptalca olurdu!"
Ancak burada bir noktayı unutmuş görünüyoruz, o da, farenin kendini kediye kendi iradesiyle terk etmediği hususudur. Öyküde, kedi fareyi ona rağmen yer. Ancak, farenin, ölümünden kendini sorumlu tutmaktan kaçınabilmesi mümkün görünmemektedir: kedinin kendisini yemek üzere orada hazır bulunmasından fare sorumlu değildir, tamam. Ama kendisini yemek üzere orada bir kedinin hazır bulunabileceğini akletmesi gerekirdi; böyle bir ortamda bulunmanın sorumluluğu, o ortama girmiş olana aittir.
Bu noktada şu çıkarıma ulaşmak mümkün görünüyor: kendi düzencesi karşısında fare durumuna düşen insan için, orta yerde daima bir kedi bulunacaktır. Fare rolünü benimsemiş olanın karşısında, birilerine de kedi rolünü oynamak kalır. Böylece kedi, her seferinde, yeni bir almaşık olarak fare karşısında avcılığını sunar.
Bu roller değişebilir mi?
Kafka"nın öyküsünde bu mümkün görünmüyor. Çünkü onun öyküsü, fare, kapan, kedi üçgeninin mantığı üzerine kurulmuştur. Bunların her biri, kendine düşeni yerine getirmeye mecbur ve mahkûmdur. Ama kendine bir düzence kuran insan, o düzenceye mahkûm olmak zorunda değildir. Kurduğu düzence karşısında fare rolünü benimsemeye kimse zorlamıyor onu. Fakat düzence karşısında acz gösterenler, kendiliğinden fare konumuna düşmüş oluyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.