Ömer Lütfü Mete ya da batan son güneş

00:0025/11/2009, Çarşamba
G: 3/09/2019, Salı
Resul Tosun

Tam da geçen hafta bugün gelmişti kara haberi. Dilimiz kara habere alışmış. Aslında şeb-i arus haberi demek daha yakışır Ömer Lütfü Mete gibi bir gönül erine.Ömer ağabeyin ismini duyar, yazılarını okurdum. Tanışmak 1990 yılında nasip oldu.Dindar camianın başaramayacağı birinci hamur kağıda renkli haftalık dergi macerasına teşebbüs ettiğimde onu yanımda bulmuştum. Herkesi kucaklasın herkese hitap etsin diye düşündüğüm derginin -Yörünge- daha hazırlık aşamasında İsmail Güneş beyle birlikte gelmiş

Tam da geçen hafta bugün gelmişti kara haberi. Dilimiz kara habere alışmış. Aslında şeb-i arus haberi demek daha yakışır Ömer Lütfü Mete gibi bir gönül erine.

Ömer ağabeyin ismini duyar, yazılarını okurdum. Tanışmak 1990 yılında nasip oldu.

Dindar camianın başaramayacağı birinci hamur kağıda renkli haftalık dergi macerasına teşebbüs ettiğimde onu yanımda bulmuştum. Herkesi kucaklasın herkese hitap etsin diye düşündüğüm derginin -Yörünge- daha hazırlık aşamasında İsmail Güneş beyle birlikte gelmiş o zor işte bana omuz vermişti.

Oturmuş konuşmuştuk. Ben düşüncelerimi açtım hedefimi söyledim. Nice dost görünen arkadaşların tereddütle karşılayıp uzak durduğu o macerada yeni tanıştığımız Ömer Lütfü Mete -ki artık bizim Ömer ağabeyimiz olmuştu- bana omuz verdi. O zaman tek tüfek olan TRT televizyonunda yayınlanan tanıtım filmini de İsmail Güneşle birlikte o hazırladı.

Mevlana Şems misali kaynaşmış ve birbirimizi sevmiştik. Haşa kendimi Mevlana yerine koyamam ama Ömer ağabeyin bir Şems olduğunda şüphem yoktur.

Kibirsiz riyasız gerçek bir dosttu. Yörünge dergisini yayınladığım ilk sayısından devrettiğim 409. sayısına kadar 9 sene aralıksız her hafta Yörünge''ye yazı yazan birkaç yazardan biriydi Ömer ağabey. Başlangıçta sadece spor yazdı sonra gündemle ilgili yazılar yazmaya başladı. Müstear isimle değerlendirmeler yaptı. Ömer ağabeyin belki de ara vermeden en uzun soluklu yazı yazdığı yayın organı Yörünge oldu. 2 bin sayfaya yakın yazı yazdı 9 sene boyunca. Ve tabiî ki her hafta düzenli olarak görüştüğümüz, dertleştiğimiz bir dost idi.

Siyasi tercihlerimiz farklıydı ama bu farklılık bizi birbirimize düşürmedi aksine birbirimizden faydalandık. Çünkü biz partilerimizi din olarak algılamamıştık. Partilerimiz dinimiz değildi. Biz insandık ve dinimiz İslamdı. Kardeştik. İyi günde kötü günde kardeştik.

Usta bir gazeteciydi. Kendisinden çok şey öğrendik. Bir edipti, edebiyatçıydı. Ama aynı zamanda müeddep bir insandı. Hem edebiyatı öğretir hem de nasıl edepli olunacağını yaşantısıyla gösterirdi. Yani iyi bir terbiye uzmanı (eğitimci) idi.

İyi bir Müslümandı cümlesi zaid olur onun hakkında. İslam şeriatının zahirine bağlı olduğu gibi hakikatına da vakıf bir gönül adamıydı. Kalender bir Kadiri dervişiydi. Mükemmel bir gönül adamıydı. Kendisini derviş görürdü ama bence o çağdaş bir mürşitti. Ömer ağabeyle konuştukça onun derinliğini hisseder, görür hayran olurdum kendisine. Merak ettim Ömer ağabey gibi bir insan-ı kâmili kendisine bağlayan mürşit kimdir diye. Bir gün dergahlarına gittim mürşidini görmek için. Ama orada Ömer ağabeyden başka mürşit göremedim!

Birlikte çok sayıda projemiz oldu. Evrensel Gazeteciler Cemiyeti''nden, Gülistanbul(Örnek mahalle)a kadar çevremize ve bütün dünyaya hitap eden tasarılarımız oldu.

Henüz dindar camianın televizyon nedir bilmediği dönemde tv programları hazırlayan film ve dizi senaryoları yazan ender önderlerden biriydi Ömer ağabey.

Çağı yakalamış örnek bir dindardı Ömer ağabey. Seyircileri ekranlara bağlayan Deli Yürek dizisi onun eseriydi. Yusuf Kaplan''ın dediği gibi Deli Yürek kendisiydi aslında. Haksızlıklara karşı yüreğinde hissettiklerini senaryoya aktarmıştı. Kurtlar Vadisi konusunda pek anlaşamamıştık. İhkak-ı hakkı özendirdiği için cinayetler vadisi diye eleştirmiştim. Polat Alemdar ve adamlarını sonunda devlete bağlı bir örgüt haline getirerek meşruiyet kazandırmıştı.

Onun iyi niyetinden elbette ki şüphem yoktu. Kahramanlarını daima iyiliğe ve güzelliğe sevk eden bir "Kuşçu"su bir "Ömer Baba"sı oldu bütün senaryolarında. Ve Ömer ağabey, o Kuşçu ve Ömer Baba tiplemeleriyle millete öyle nasihatler verdi, öyle tavsiyelerde bulundu ki Türkiye''nin bütün vaizlerinin yıllarca anlatıp da millete aktaramadığı gerçekleri birkaç dakikada yaptı.

Cenazesine katılanlara baktığınızda onun aynı zamanda gerçek bir entelektüel olduğunu anlamakta hiç zorlanmazdınız. Türkiye''nin hemen her kesiminden insan vardı cenazesinde.

Ömer ağabey gerçek bir entelektüeldi.

Ben Şemsimi kaybettim zannediyordum ama meğer kaybeden sadece ben değilmişim Türkiye kaybetmiş. Evet Ömer Lütfü Mete benim ya da ailesinin yahut dostlarının kaybettiği bir insan değil o Türkiye''nin kaybettiği değerlerden biriydi.

Allah rahmetiyle muamele buyursun.