Gelin görün ki işler hiç de plânlandığı gibi gitmedi. Evet, kafa dengi Birleşik Krallık ile berâber Rusya’yı ve Rusya-Ukrayna savaşını bahane ederek, NATO’yu pekiştirdiler. AB’yi, Avro bölgesini, hiç değilse belli bir zamân zarfında sıkı bir şekilde kontrolleri altına aldılar. Aslında bu “başarı”, eğer başarıysa, Trump devrinde ihmâle uğrayan ve Macron tarafından “beyin ölümünün gerçekleştiği “ iddia edilecek derecede zayıflayan, imparatorluk ağındaki sert çekirdeği oluşturan
alâkalıydı. Buna Pasifik’de Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Avustralya’yı da alan AUKUS’u dâhil edebiliriz. Bu aslında Demokrat Parti bünyesinde faaliyet gösteren bir Neocon projesiydi. Niyetleri,
Çin’in Rusya üzerinden geçen Kuzey hattını işlemez
hâle getirmek,
Rusya’yı ezerek Çin’i baskılamaktı
. Plâna buzulların erimesiyle açılan Kuzey Kutbu ticâret yolunun ele geçirilmesi ve daha uzun bir vâdede Sibirya’nın paylaşımı da dâhildi. Çin bu meydan okumaya karşı pasif bir vaziyet aldı ve geri durdu. Ama dolaylı yoldan, Kuzey Kore’den Rusya’ya silâh sevkiyatında misâlinde olduğu üzere Rusya’yı desteklemeye devâm etti. Buna ilâveten Rusya’nın Avrupa’ya gaz ve petrol ihracâtını devâm ettirdi. Ama esas mühim olan Hindistan’ın ne yapacağıydı. Muhtemelen İngilizler Hindistan’ı, Rusya karşıtı denklemlerine dâhil edeceklerini düşündüler. Ama, Ortadoğu’da hayli Batı yanlısı bir çizgiye gelmiş olan Hindistan Rusya ile bağlarını Batı’nın istediği ölçüde koparmadı. Son zamanlarda NATO’nun, aslî mevzisi olan Avrupa üzerinde savaş rüzgârları estirmesinin esas sebebi, Asya’da denklemleri istediği gibi kuramamasıyla alâkalı görünüyor.