
Sûriye’de baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. PKK hareketi sözde “târihî” kazanımlarını bir çırpıda kaybetti. Hâmisi ABD, daha doğrusu CENTCOM, bu teşkilâtı âdeta bir kâğıt parçası gibi buruşturup bir kenara atıverdi. Desteğini ümid ettikleri İsrâil ise hâdiseleri görmezden geldi ve sesini çıkarmadı.
İtiraf etmeliyim ki ben bu kadarını, üstelik bu kadar dar bir zamân aralığında bekliyor değildim. Halep’in birkaç mahallesinde başlayan harekâtın en fazla Fırat’ın batısındaki PKK unsurlarının temizlenmesiyle nihâyete ereceğini; Şam ordusunun Fırat’ın doğusunda sert bir ABD mukavemeti ile karşılaşacağını düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Gelinen aşamada PKK, Haseke ve Ayn el Arab’a (onların Kobani’si) kadar geriledi. Şimdi orada sıkıştı kaldılar. Daha beteri, iki coğrafya arasında hiçbir bağ kalmadı. Buralarda da tutunup tutunamayacakları ise meçhûl.
Bilhassa Barrack’ın nihâî beyanları dikkate alındığında, çok berrak görülüyor ki ABD PKK’yı devreden çıkarmış vaziyette. Bunu PKK’nın topyekûn târihe gömülmesi olarak değerlendirmiyorum. Ama en azından orta vâdede PKK,Orta Doğu’da alabildiğine etkinsizleşmiş bir hâle getirilmiştir. Teşkilâtın mayasını elbette muhafaza edeceklerdir. Ama Türkiye’ye bir bek’a meselesi olmaktan çıktıklarını rahatlıkla ifâde edebiliriz.
Bu manzarayı elbette Türkiye’nin hânesine müspet bir puan olarak yazmakta hiçbir beis yok. Bunu Ankara’nın başarısı olarak selâmlıyor ve tebrik ediyorum. Ankara’nın, küresel ve bölgesel dengelerin eşgüdümünü son derecede iyi değerlendirdiği; bu neticenin hâsıl olması için kendi ağırlığını ne zaman nereye koyacağını iyi hesaplamış olduğu âşikâr. Mehmetçiğe halel getirilmeden sağlanan bir başarı bu. Bu tarafıyla da müstakilen çok kıymetli.
Bu köşeyi tâkip edenler hatırlayacaklardır. Ben, İdlib’den başlayan, Esed’in devrilmesi, İran unsurlarının Sûriye’den kesin olarak, Rusya’nın ise büyük ölçüde tasfiyesi ile biten sürecin, uluslararası bir konsorsiyumun projesi olduğunu daha ilk günlerde iddia etmiştim. Bu kanaatim, bugün de devâm ediyor. Türkiye’nin karar alıcıları bu konsorsiyuma dâhildir. Esed’in devrilmesini, aşırı yorum sâhibi çevreler gibi Türkiye’nin tek taraflı yürüttüğünü düşünmüyorum. Tesbitim Türkiye’nin rolünü küçümsemek adına değildir. Tam aksine, bunu Ankara’nın kıvrak kavrayışı olarak gördüğümü hemen belirtmeliyim. Beynelmilel karşılaşmalar ve mücâdeleler, futbolda olduğu üzere, iki takımın farklı renklerdeki formalarla sâhaya çıkıp maç yapmasına benzemez. Umûmiyetle çeşitli iş birliklerine dayalı olarak işler. Türkiye de bunu yaptı. Meselenin üç kritik boyutu vardı. Evet, Esed’li Sûriye’de PKK varlık hacmini büyütüyordu. Bu başlı başına bir bek’a meselesini doğuruyordu. Diğer boyut ise İran’ın ve Rusya’nın hemen güneyimize yerleşmesiydi. Yâni, komşu iki rakibimiz “sıcak denizlere” doğru yayılıyor ve bizi güneyden kuşatıyordu. Nihâyet, aynı ittifak içinde yer aldığımız ABD’nin, IŞİD bahanesi üzerinden PKK’yı himâye eden ve apaçık olarak Türkiye’yi tehdit eden bir yaklaşımı mevcuttu. IŞİD bahanesi ortadan kalktıktan sonra çok daha tehlikeli başka bir senaryo devreye girdi. İsrâil’in Orta Doğu’daki güvenliğini sağlamlaş-tırmak için PKK /KDP/KYP hattı üzerinden bir Kürt Kuşağı tesis etmek için düğmeye basıldı. Demokratların ve NATO çevrelerinin yürüttüğü, hakikaten çok ağır bir tabloydu bu.
Ankara ilk olarak Astana çerçevesinde İran ve Rusya ile durumu dengeleyen bir mekanizmayı hayâta geçirdi. 15 Temmuz hâdisesi ABD-Türkiye ilişkilerini dramatik olarak bozdu. Sağlanan boşluklarda Türk ordusu üst üste harekâtlar gerçekleştirdi ve Sûriye’de birtakım cepler açmaya muvaffak oldu. Bu akâmete uğrasa da mühim bir adımdı. Zamân içinde İsrâil-İran çelişkisi derinleşti. Rusya arada kaldı ve İsrâil saldırıları karşısında adım adım İran unsurlarını yalnız bıraktı. Gazze ve Lübnan hâdiseleri İran’ı belirgin bir şekilde hedefe koymaya başladı. ABD-İsrâil ittifâkı Sûriye’deki iş birliğini anti-İran bir çizgide derinleştirmeye başladı. Anglosakson ittifak Esed’in ipini çekmeye karar verdi. İdlib ve HTŞ bunun merkez üssü olarak seçildi. Ama bunun Türkiye olmadan başarılamayacağını anladılar. İşte Türkiye tam da bunu yakaladı ve ağırlığını koydu. Devâmını biliyorsunuz. Esed’i çok kısa bir zamân içinde devirdiler. Türkiye burada çok kritik bir rol oynadı ve önplâna geçti. (Trump bunu sık sık vurgulamaktan zevk alıyor).
Mızıkçılık yapan İsrâil oldu. Esed’in devrilmesi ve İran nüfûzunun tasfiye edilmesinden fevkalade mesud olmaları beklenirdi. Ama öyle olmadı. Kendi akıl dışı maksimalizmini Sûriye’ye de bulaştırdı. Golan Tepeleri’ni topyekûn işgâl etti. Şam’daki yeni rejimin askerî kapasitesini zaafa uğratmak için sayısız hava harekâtı tatbik etti. Bununla da yetinmedi; Dürzîleri arkalayarak Sûriye’nin güneyinde bir cep büyüttü. Hayâlinde, Dâvud Koridorunu açarak Fırat’ın doğusundaki PKK hâkimiyeti ile birleşmek ve bunu Erbil ve Süleymaniye ile bitiştirmek vardı. İsrâil’in bir korkusu da Sûriye’de İran’ın yerini güçlü ordusu ile Türkiye’nin alması ihtimâliydi.
Ankara, Sûriye’den İran ve Rusya’nın tard edilmesini sağlamıştı. Ama şimdi çok daha kritik bir evreye girilmişti. Sûriye, Türkiye ile İsrâil arasında bir tampondu. Ama Esed sonrası bu tampon da ortadan kalkmış vaziyetteydi. Şimdi korakor olarak Türkiye-İsrâil rekâbeti başlamıştı. Düğümü çözecek olan Washington’dı. Yahudi ve Türk diplomasisi Washington’da kıran kırana bir rekâbete tutuştu. Hatırlayalım; son aylarda Ankara-Washington ve Tel Aviv-Washington trafiği baş döndürücüydü. İlk bakışta Tel Aviv’in ABD’deki ağırlığı baskındı. ABD Sûriye’de ne yapacaklarına uzun bir süre karar veremedi. Barrack’ın çelişkili açıklamaları tam da bunu ortaya koyuyor. Ama nihâyetinde siyonist aşırılık Washington’ın küresel plânlarını zaafa uğratacak kadar azgınlaştı. ABD son karârını verdi. Bu karar Türkiye’nin tezlerini ve taleplerini büyük ölçüde karşılayan nitelikteydi. Ankara sabırlı çalışmalarının semeresini aldı. Şimdilik manzara çok net: İsrâil sindi. PKK kaybetti. Türkiye ise kazandı.
Bundan sonrasına dâir düşüncelerim de var. Ama bunların olgunlaşması zamân alacak. Elbette bâzı endişelerim de mevcut. Peyderpey bunlardan da bahsedeceğim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.