
Bu tablo bizi dünya ölçekli düşünmeye zorluyor. Maalesef en zayıf yanımız da bu. Ya dünyâyı Türkiye’den ibâret gören veyâ dünyâyı, meselâ küreselcilikte olduğu üzere, bağlamsız bir uçuculuk olarak telâkki eden bir zihniyetin esiriyiz. Dünyâ bağlamına oturtulmayan; Türk’ün Türk’ten başka dostunun olmadığı bir dünyâ algısı; tekmil dünyânın kendisine düşmanlık etmekte ittifâk ettiği bir Türkiye algısıyla birleşince sâdece bir yanılsama doğurur. Diğer taraftan ,gûya bu “obskürantizm”den kurtulmak adına üretilmiş “vatanım rûy-ı zemin, nev’im beşer” diyen bakışın ise tam bir dünyâ ıskalaması olduğunu da görmek gerekiyor.
Dünya târihsel olarak çeşitli işbölümü ağları üzerine kuruluyor. Castells gibilerin geliştirdiği, “Ağ Toplumu” kavramı nevzuhûr bir olgu değildir. Bize dünyâyı bir ağ toplumu olarak gösteren, teknolojinin bunu belirginleştirmesi ve parlatmasıdır. Hâlbuki , teknolojik donanımı bugünle kâbil-i kıyas olmasa da kadim dünyâda da “ communitas”lar arasındaki ilişki ve etkileşimler bir diz kültürel ağlar üzerine kuruluyordu. Mühim olan bu kültürel ağların, maddî işbölümündeki karşılıklarını görebilmektir. Mesele işbölümüne geldiğinde güzelleme yapmak zorlaşıyor. Eşitsizlikler, adâlesizlikler ,çıkar mücâdeleleri su üzerine çıkıyor. Keşke bununla bitse… Dahası; bu işbölümünün , birikimin (zenginlik ve iktidar) ağırlık kazandığı zeminlerden hafiflediği zeminlere doğru bir dünyâ sistemi oluşturduğunu görüyoruz. Acıtan taraf ise şu: Bu sistem bizzât sistem karşıtı unsurları da içeriyor. Eğer kendiliğinden, bir tepki olarak ortaya çıkarsa onu tornadan geçiriyor; eğer kendiliğinden ortaya çıkmazsa onu bizzat kendisi sunî olarak îmâl ediyor. Meselâ 20.Asırda gördüğümüz; bir tarafında “Batı”, diğer tarafında “Demir Perde” ve nihâyet “Bağlantısızlar”ın yer aldığı “Üç Kutuplu” bir sistem değildi. Tam tersine ,”sermâye”, “devlet “ve “uluslar”ın aktör olduğu modern birikim sürecindeki işbölümünün dağılımıydı. Sovyetler, Çin farketmez, sistemin görüntüdeki alternatifi, ama esasta sistemin birer dişlisiydi. Bu sebepten, Çin’in veya Sovyetlerin dönüşümünü(?) yadırgamamalıyız. Avni Özgürel bahsetmişti; Vietnam’da Ho Chi Minh’in müze olan mütevâzı evinin karşısına devâsa bir McDonalds açılması bizi şaşırtmamalıdır. Sistemlerin sonun sistem-karşıtı hareketler değil, bizzat sistem içinde yaşanan çevrimsel ve yapısal krizler getiriyor. Unutulmamalıdır ki Sovyetlerin çöküşü veyâ Çin’in dönüşümü , sistemin zaferi değil krizine işâret eder.
Ağır sarsıntılar yaşayan Dünyâ Sistemi kendi iç çevrimini sürdürmekte artık alabildiğine zorlanıyor. Bu çöküş 1970’lerde uç verdi. 1990’larda sistemin bir sütunu kırılıp çöktü. Unutmayalım ki Sovyetlerin çöküşü ile Asya krizleri zamandaştır. 2008 sonrasında ise merkezdeki tsunamiyi gördük. Artık bu sürecin geriye dönüşü yok. Bu çok net anlaşılıyor…
Denklem, Karatani’nin ortaya koyduğu gibi sermâye, devlet ve uluslar üzerinden işliyor. Frantz Fanon’un “Yeryüzünün Lânetlileri” olarak tanımladığı “Çeper Dünyâ” yine kimsenin umûrunda değil. Eğer değişkenleri devlet ve ulus temelinde koyarsak ,mücâdele iki boyut üzerinden işliyor. Bir boyutuyla Merkez ile Yarı Merkez Dünyalar çatışıyor. Meselâ Çin, Rusya, İran,Türkiye, Venezüella ,Meksika ve Brezilya başta olmak üzere çeşitli Lâtin Amerika devletleri ile Merkez’in Tek Patronu olma iddiasındaki ABD çatışıyor. Diğer taraftan mücâdele Merkez içinde devâm ediyor. ABD-Almanya, ABD-NATO Avrupası , ABD-Birleşik Krallık, ABD-Kanada , ABD-Japonya gerilimleri çeşitli dozlarda Merkez Dünyânın çatlaklarını oluşturuyor. Son G7 Zirvesi bunu neredeyse karikatürleştirerek somutlaştırdı.
Merkez dünyâdaki iç gerilimde “sermâye-devlet” çelişkisi üzerine epeyi yazdım Onun için dönmeyeceğim. Diğer taraftan Merkez içi ve Merkez-Yarı Merkez Dünyâlar arasındaki savaşın devlet sermâye gerilimine oturması anlaşılır bir şey. Yarı Merkez Dünyânın en karakteristik niteliklerinden birisi görece “eksik “sermâye birikimidir. Bunun denklemdeki karşılığı ise görece “arttırılmış “devletlerdir. Bir bakıma “eksik sermâyeyi arttırılmış devlet” tamamlar. Bu da sermâyenin küresel dolaşımını rahatsız ettiği için istenmez. Risk, diktatörlükle ve yolsuzlukla suçlanmaktır. Ama tuhaf ve beklenmeyen durum, bu arttırmanın demokratik meşrûiyet üzerinden pekişmesidir. Ne Sayın Erdoğan, ne Putin ve de Ruhânî’nin bir meşrûiyet sorunu olmaması bâzı çevreler için çıldırtıcı olsa gerekir. Baskı ve yolsuzluk dosyalarına rağmen seçiliyorlarsa, seçenleri kınamaktan başka yapılacak bir şey kalmıyor. İyi de, o zaman demokrasi öncesi değerlere dönüş için bilet kesilmiş demektir. Diğer taraftan “çoğunlukçuluk” ile “çoğulculuk” arasındaki ince akademik ayırımlar , kâğıt üzerinde değer bulsa bile, çoğulculuğun çoğunluktan ayrık değer bulması matematiksel olarak imkânsız.. Sermâye-devlet çelişkisinin ,devâm etmekle berâber, Merkez Dünyâya, Yarı-Merkez ile olan çelişkisinde fazlaca bir şey kazandırmadığı anlaşıldı. Vites değiştirildiği anlaşılıyor. Son gelişmelerin, mücâdelenin esasta giderek “devlet-devlet” çatışmasına evrildiğini düşünüyorum. Türkiye’ye mâtuf baskıların moral-politikte değil; reelpolitikte karşılığı var..Hukuksal dayatmalardan, siyâsal dayatmalara bir geçiş… Arkasının askerî bir dayatma olarak gelmesi şaşırtıcı olmamalı…
Merkez Dünyânın iç çelişkileri nasıl çözülür, Merkez-Yarı Merkez Dünyâ arasında giderek sertleşen gerilimler târihi nereye savurur, Yeni bir Dünyâ Sistemi ne zaman mümkün olur, bilmiyorum. Heyecanlar, ekserî yakıtını bilemediklerimizden almıyor mu? ….
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.