
İlginç bir tevafuk eseri, her sene 15 Temmuz’da Kudüs’e yolum düşüyor. Bilerek ve kasten ayarlamasam da, denk geliyor. Ve her seferinde, 15 Temmuz’un bütün anlamlarını iliklerime kadar hissettirecek hadiselere şahitlik ediyorum. Bu hadiselerin en akılda kalanı ise, herhalde 2017’de yaşadıklarımızdı:
Hiç unutmuyorum, 13 Temmuz Perşembe günü otelimize yerleştiğimizde, çoktan akşam olmuştu. Havaalanındaki işlemler çok uzamış, böylece en azından akşam namazına Mescid-i Aksâ’ya yetişme düşüncemiz de gerçekleşmemişti. Kafilemizde önceki geceyi tamamen uykusuz geçirenler, yolculuk hali sebebiyle yeterince dinlenemeyenler ve hafif hasta olanlar vs. vardı. Akşam hemen istirahate çekildik. Geceler kısa olunca, yorgunluk sebebiyle sabah namazı için Mescid-i Aksâ’ya çok azımız çıkabildi. Şu düşüncenin rahatlığındaydık hepimiz: “Zaten üç tam gün buradayız. Kahvaltıdan sonra da Kudüs’ü adım adım dolaşacağız. Güzelce dinlenelim, zinde olalım.”
Sabah namazından sonra, kahvaltı edilirken bir haber geldi: Mescid-i Aksâ’nın girişlerinde nöbet tutan İsrail işgal askerlerinden ikisi, Bâbu’l-Hutta’nın önünde üç Filistinli tarafından vurularak öldürülmüştü. Askerlere saldırı girişimleri zaman zaman oluyordu, ama ölümlü hadise pek nadirdi. Olaydan sonra İsrail önce Mescid-i Aksâ’nın, ardından da bütün Kudüs’ün kapılarını giriş çıkışlara kapatmıştı. Hatta şehrin kuzeyinde, Müslüman mahallelerinin arasından geçen Kanuni Sultan Süleyman ve Salahaddin caddeleri de abluka altına alınmıştı. İster turist, ister yerli halktan olsun, hiç kimse Kudüs’ün çevresine dahi yaklaştırılmıyordu.
Kafile olarak tam da Kudüs sokaklarına dağılacağımız bir zamanda yaşanan bu gelişme hakikaten can sıkıcıydı. İçimizden sadece birkaç kişi Mescid-i Aksâ’yı görmüş, diğerlerine yollar kapanmıştı. “Belki açılır” diye diye, öğleye kadar bekledik. Ama sonra, 1967’deki işgalden beri ilk kez, Mescid-i Aksâ’nın ibadete kapatıldığını, içeride cuma namazı bile kılınmayacağını duyurdular. Ne yapacağımızı düşünürken, Arap arkadaşların yönlendirmesiyle Batı Şeria’nın Erîha şehrine geçtik. Kafiledeki birçok arkadaşımızın gözlerinin dolduğunu söylememe bile gerek yok. Mescid-i Aksâ’ya niyetlenirken, Erîha’da, herhangi bir tarihî özelliği bulunmayan, yeni inşa edilmiş bir camide namazlarımızı kıldık, Kudüs’e döndük.
14 Temmuz Cuma, 15 Temmuz Cumartesi ve 16 Temmuz Pazar da durum değişmedi. Kudüs ve Mescid-i Aksâ kapalıydı. Şehirden ayrılmamıza yakın, Kudüs’ün bazı sokaklarını görebildi, şanslı olanlarımız. Hatta Aksâ kapalı olduğundan, Vadi Caddesi’nin ana güzergâhında oluşturulan bir cemaate de katılıp taşlara secde ettik. Kafilenin gerisi, geldiği gibi İstanbul’a dönmek durumunda kaldı. Yolda, teselli babında, iki şeyi hatırlattım arkadaşlara:
“Bu seferi, Hudeybiye gibi sayın. Hani, Hz. Peygamber ve ashabı, Mekke’nin kapısına kadar gelmelerine rağmen içeri sokulmamışlardı. Onların yaşadığı burukluğu ve hüznü düşünün, inşallah biz de ecrimizi kazandık.
Ve şunu hiç unutmayın: Biz burada sadece geçici bir şekilde engellemeyle karşılaşırken, işgal altındaki topraklarda, Filistinlilerin on yıllardır yaşadığı şey bu. Her gün ve sürekli. Karşılarında keyfî şekilde ibadeti, ulaşımı, haberleşmeyi, bayramlaşmayı, velhasıl her türlü insanî faaliyeti dilediği zaman engelleyen bir işgal gücü var.”
Bu sözlerim kimi, ne kadar teselli etti bilemiyorum. Uçağımız İstanbul’a inip de yeniden kendi rutinlerimize dönünceye ve yaşadıklarımızı böylece biraz unutuncaya kadar, kafilemizde kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.
Bugün -15 Temmuz 2023- yine Kudüs sokaklarını adımlarken, aklımda hem Türkiye’nin yaşadığı o uğursuz 15 Temmuz kalkışması, hem aynı güne tevafuk eden kendi tecrübelerim, hem de tarihteki bir başka tesadüf var: Avrupa’nın dört bir yanından, “Kutsal Topraklar”a akın eden Haçlı sürüleri, barbarca bir kuşatmanın ardından Kudüs’ü düşürüp şehrin sokaklarını kan gölüne çevirdiklerinde de tarihler 15 Temmuz’u gösteriyordu, 15 Temmuz 1099…
Rakamsal rastlantılarda hikmet arayan bir eğilime sahip değilim, ancak her 15 Temmuz benim için hem dünü ve bugünüyle Kudüs’ü hem de Türkiye’mizi düşünüp, şahit olduklarımızdan dersler çıkarmaya çalıştığım bir muhasebe mevsimine dönüşüyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.