İç içe çelişkiler

04:0015/03/2023, Çarşamba
G: 15/03/2023, Çarşamba
Taha Kılınç

Birinci İntifada (1987) sırasında Hamas’ın (Arapça adıyla: Hareketu’l-Mukâvemeti’l-İslâmiyye, İslâmî Direniş Hareketi) sahneye çıkışı, İsrail işgal yönetimini, o zamana kadar mesafeli durduğu Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve lideri Yâser Arafat’a yaklaştırmıştı. Seküler-Sosyalist bir çizgideki FKÖ’ye nispetle “İslâmcı” bir vizyona sahip olan Hamas, Filistin kamuoyunun o dönemdeki atardamarı mesabesindeydi. Hamas lideri Ahmed Yâsîn, 1989’da İsrail tarafından tutuklandığında, bu gelişme FKÖ saflarında

Birinci İntifada (1987) sırasında Hamas’ın (Arapça adıyla: Hareketu’l-Mukâvemeti’l-İslâmiyye, İslâmî Direniş Hareketi) sahneye çıkışı, İsrail işgal yönetimini, o zamana kadar mesafeli durduğu Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve lideri Yâser Arafat’a yaklaştırmıştı. Seküler-Sosyalist bir çizgideki FKÖ’ye nispetle “İslâmcı” bir vizyona sahip olan Hamas, Filistin kamuoyunun o dönemdeki atardamarı mesabesindeydi. Hamas lideri Ahmed Yâsîn, 1989’da İsrail tarafından tutuklandığında, bu gelişme FKÖ saflarında sevinçle karşılanmıştı. Sonraki gelişmeler ise, Hamas’ı güçlendirmekten başka bir işe yaramayacaktı:

Hamas’a bağlı bir grup, 13 Aralık 1992 günü İsrailli subay Nissim Toledano’yu kaçırarak, karşılığında Ahmed Yâsîn’in serbest bırakılmasını istedi; talepleri karşılanmadığı takdirde Toledano öldürülecekti. Koltuğuna birkaç ay önce oturmuş bulunan İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin, “teröristlerle müzakere etmeyeceğini” belirterek kapıyı kapatınca, Toledano’nun cesedi, 15 Aralık günü Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerinden Kfar Adumim yakınlarında bulundu. Rabin hükümeti, bunun üzerine çok kısa bir zaman dilimi içinde Hamas, İslâmî Cihad ve İzzeddîn el-Kassâm Tugayları mensuplarından oluşan 1200 civarında insanı tutukladı. İsimlerin ve yerlerinin tespitinde, Filistin saflarındaki İsrail muhbirlerinin büyük yardımı olmuştu.

Bununla da yetinmeyen Yitzhak Rabin, Hamas ve İslâmî Cihad’ın lider kadrosundan 415 kişiyi Lübnan’ın güneyindeki Merc ez-Zuhûr’a sürgün ettirdi. Dönemin şahitlerinin anlattığına göre, aralarında Mahmûd ez-Zahâr, Abdulazîz Rantîsî, İsmail Haniye, Saîd Siyâm, İzzeddîn Şeyh Halîl, Abdullah Kavâsme ve Azîz Duveyk gibi isimlerin bulunduğu sürgünler, 10 saat boyunca yalın ayak yürütülmüş, kendilerine yemek vs. verilmemiş, nihayet kış şartlarının hüküm sürdüğü Merc ez-Zuhûr’da terk edilmiş halde bırakılmışlardı.

Merc ez-Zuhûr sürgünü, Hamas’ın Filistin kamuoyundaki konumunun sağlamlaşması sürecinde bir dönüm noktasıydı. İsrail hükümeti, farkına varmadan “düşman”ı güçlendirmiş, böylece kendi ayağına sıkmıştı. Rabin’i daha fazla Filistinliyi sürgüne yollamaktan alıkoyan makam, İsrail Yüksek Mahkemesi oldu. Siyaseten yalnızlaşan Rabin, geri adım atmak zorunda kaldı. Sürgünler de ertesi yıl dolmadan, kahramanlaşarak ve büyük şöhret kazanarak vatanlarına geri döndüler.

“Siyonist siyasetçilerin İsrail’in ömrünü kısaltacak çılgın adımlar atmaması” şeklinde özetlenebilecek bir misyonla hareket eden İsrail Yüksek Mahkemesi, 2004 ve 2005’teki iki ayrı kararında, Batı Şeria’nın çevresini kuşatan “Ayrım Duvarı”nın istikametinin -Filistinliler lehine- değiştirilmesine hükmetmişti. Ayrıca 2019’da Râmallah yakınlarındaki Yahudi yerleşimi Ofra’ya yapılan bir ilaveyi iptal etmiş, geçtiğimiz yıl da Nablus’un güneyindeki Avitar Yahudi yerleşiminin boşaltılması yönünde karar almıştı. Filistinlilerin faydasına gibi görülen tüm bu kararlarda, işgalin temelden sorgulanmadığı, sadece ufak rötuşlar yapıldığı gözden kaçmamalıdır.

İsrail’de Benyamin Netanyahu ve aşırı sağcı koalisyon ortaklarının İsrail Yüksek Mahkemesi ve genel olarak hukuk sisteminin köşe başlarını kendi kontrolleri altına alma teşebbüslerinin haftalardır sokak gösterilerine sebep olması, yukarıda dikkat çekilen noktalar ışığında düşündürücü. Netanyahu muhalifleri “mahkemenin tarafsızlığının” ve “İsrail hukuk sistemi içindeki ince dengelerin” ortadan kalkacağını iddia etseler de, Yüksek Mahkeme bağlamında tarafsızlıktan söz etmek zaten mümkün değil.

Öte yandan:

İsrail’de (ve aynı zamanda Batı’nın genelinde) işgal karşıtı tutum sergileyen, Filistinlilerin haklarını savunan ve özgürlüklerden yana olan çevreler, aynı zamanda -eşcinsellik başta olmak üzere- İslâm’ın kesin bir şekilde yasakladığı birçok günahın serbestliğini de bayraklaştırıyor. “Özgürlükler” meselesi “paket program” halinde satılıyor, içinden ayıklama yapamıyorsunuz. Tel Aviv sokaklarında Netanyahu ve ortaklarını telin eden kalabalıkları “Vay be insaf ve adalet peşinde olanları da varmış” diyerek izlerken, sık aralıklarla göze çarpan LGBT bayrakları mesela, Müslüman bir zihin için işaret fişeği yerine geçmeli. İşgale, İslâm ve Müslüman düşmanlığına karşı beraber hareket edilebilecek bir ortak bulduğunu düşünürken, aslında başka yönlerden kuşatılmakta olduğunu hatırlatacak bir işaret fişeği… Bu da onu, dayatılan

sözde “özgürlükler”e öykünmek yerine, kendi ifade dilini bulmak noktasında yöntem arayışlarına sevk etmeli.

#Birinci İntifada
#Hamas
#Ahmed Yâsîn
#Merc ez-Zuhûr
#Benyamin Netanyahu
#Filistin
#İsrail