Yazarlar Teklif ve tehditler arasında Kudüs

Teklif ve tehditler arasında Kudüs

Taha Kılınç
Taha Kılınç İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Barack Hussein Obama'nın 20 Ocak 2009'da başkanlık koltuğuna oturmasının ertesi günü, ABD'nin en çok okunan gazetelerinden New York Times'ta ilginç bir makale yayımlandı. Filistin sorununu konu alan makalede çözüm olarak, İsrail ve Filistin şeklinde iki ayrı devlet yerine, Yahudilerle Arapların bir arada yaşayacakları tek devletin kurulması öneriliyordu. “Böyle bir devlet kurulabildiğinde” diyordu yazar, “İki taraf da anlayacak ki, aynı çatı altında yaşamak, kalıcı bir barış için tek seçenektir”.
Makalenin, çiçeği burnunda Amerikan başkanına, Ortadoğu'nun bu kadim problemini bir an önce halletmesi için mesaj verdiği açıktı. Yazarı da oldukça tanıdık bir isimdi: Libya Lideri Muammer Kaddafi.
New York Times'taki yazı, Kaddafi'nin Filistin ve Kudüs'ün statüsü konusunda daha önce deklare ettiği çözüm planının özetiydi aslında. 2000'lerin başında oğlu Seyfülislâm'ın dilinden Londra'da dünyaya duyurulan plan, “İsrâtin Teklifi” diye biliniyordu. İsrâtin kelimesi, İsrail ve Filistin'in birleşimiydi; kurulması tavsiye edilen devlet de tıpkı bunun gibi iki din ve milleti kaynaştıracaktı.
“İsrâtin Teklifi”nin ayrıntıları oldukça ilginçti: Ortak devlet, “Kutsal Topraklar Federal Cumhuriyeti” adını taşıyacaktı. Filistin topraklarının beş ayrı eyalete bölünmesini öngören teklifte, Kudüs ise tıpkı Vatikan gibi bir 'şehir devlet' olacaktı. Bütün Filistinli mültecilerin ülkelerine dönmelerini de içeren plana göre, İsrâtin devletinin hâmisi Birleşmiş Milletler'di. Devletin kurulmasının ardından hemen seçimlerin düzenlenmesi, ülkedeki bütün kitle imha silahlarının dışarıya taşınması ve Arap Birliği'nin İsrâtin'i oybirliğiyle tanıması da, planın dikkat çeken diğer noktalarıydı.
“İsrâtin Teklifi” elbette hayata geçmedi. Teklifin taraflarından birinin görev süresi doldu, diğeriyse kendi halkı tarafından linç edilerek öldürüldü. Filistin sorunu ve Kudüs'ün İsrail işgali altında çektiği acılar ise bütün şiddetiyle hâlâ devam ediyor.
***
2010 yılının ekim ayında, İsrail'in en büyük gazetelerinden Haaretz, İsrail Savunma Bakanlığı'nın 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan hemen sonra, başkenti Nablus olacak bir Filistin devletinin kuruluşunu müzakere ettiğini ortaya çıkardı. Dönemin operasyonlar şubesi başkan yardımcısı Rehavam Zeevi'nin imzasını taşıyan taslağa göre, İsrail Doğu Kudüs'ü tamamen ilhak edecek; El Halil ve çevresindeki Filistinliler de bu yeni devlete göç ettirilecekti.
Söz konusu devletin adı da Araplara çok uygundu: İsmail. Böylece, Yakup peygamberin adı olan İsrail'i isimleştiren bir Yahudi devletiyle, onun amcası İsmail'in adını alan devletin çatısı altındaki Araplar, yan yana yaşayacaktı.
Turizm Bakanı olarak görev yaparken, 17 Ekim 2001'de Kudüs'te suikasta kurban giden Rehavam Zeevi'nin planında, sur içindeki Eski Kudüs'ün tüm dinlerin ortak şehri olarak kalması öngörülüyordu.
1973 Yom Kipur Savaşı ve sonrasında Birinci İntifada gibi süreçler, planın uygulamaya konulmasına engel oldu. Zeevi'nin 'İsmail' devletini kendisiyle müzakere ettiği dönemin Savunma Bakanı (ve ardından İsrail Başbakanı olan) Yitzhak Rabin'in 1995'te bir Yahudi yerleşimci tarafından öldürülmesi, Filistinlilere verilecek böylesi bir tavizin önünü tamamen kapattı.
***
1948'de İsrail'in resmen uluslararası arenaya çıkmasıyla Ortadoğu'da patlak veren problemlerin çözümü adına, yukarıda anlatılanlara ilaveten birçok plan daha ortaya atıldı. Bazıları son derece mantıklı çareler de içeren tüm bu planlar, sahadaki temel gerçeğin militarizm ve toprak mücadelesi olması nedeniyle işlerliğe kavuşamadı. Meselenin odak noktası Kudüs'ün kim tarafından kontrol edileceği olunca, İsrail bu imtiyazı başkalarıyla paylaşmaya yanaşmadı.
Kudüs'ün tarihine bakıldığında bu şehrin hep askeri güçle ve silahla el değiştirdiği, Kudüs'ü elde tutabilmenin zinde ve sürekli bir askeri üstünlük gerektirdiği görülür. İsrail'i yönetenler de bu tarihî gerçeğin farkında olduklarından, militarist yöntemlerin dışına çıktıkları anda şehir üzerindeki egemenliklerinin kaybolacağından endişeliler. Günlük hayatın kısıtlamalarla da olsa devam ettiği, turistlerin ve ziyaretçilerin gelip gittiği gevşek bir işgal, İsrail'e, Kudüs'ün statüsünün tartışmaya açılmasından ve sorunun kalıcı şekilde halledilmesinin konuşulmasından daha kolay geliyor.
Kudüs meselesi, Ortadoğu'daki bütün sorun ve aksaklıkların doğrudan ya da dolaylı olarak temel sebebi. Filistin sorunu da, aslında temelde sadece Kudüs meselesinden ibaret. Kudüs'te düğümlenen sancı giderilmeden, Gazze ya da başka yerlerdeki problemleri halletmek de mümkün değil. Bu anlamda, İslâm dünyası ve Müslüman siyasetçiler, Kudüs'ün karşı karşıya bulunduğu tehditlere daha fazla kafa yormalı.
ABD'nin yeni başkanı Donald Trump'ın, Amerikan büyükelçiliğini resmi başkent Tel Aviv'den Kudüs'e taşıma düşüncesini, gerçekleştiği takdirde bunun yol açabileceği muhtemel sıkıntıları ve atılabilecek karşı adımları ise gelecek yazıda tartışalım.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.