Turgut Bey vurulduğunda neredeydiniz?

00:0026/03/2001, Pazartesi
G: 11/09/2019, Çarşamba
Taha Kıvanç

Yaşı 50''nin üzerindeki Amerikalılar için en önemli olay, "Başkan Kennedy suikastı"dır; o yaştaki Amerikalılar, "Kennedy öldü" haberini duyduklarında nerede olduklarını çok iyi hatırlar... Ben de Turgut Özal''ın suikasta uğradığı haberini duyduğum ânı çok iyi hatırlıyorum: Yunanistan''ın Selanik kentinde, bir yabancı gazeteci dostumun evinde televizyon izliyordum; birden yayın kesildi ve Yunanlı spiker, "Özal vuruldu" deyiverdi...Turgut Özal''ın suikasta uğramasını Türkiye''nin uluslararası ilişkileriyle

Yaşı 50''nin üzerindeki Amerikalılar için en önemli olay, "Başkan Kennedy suikastı"dır; o yaştaki Amerikalılar, "Kennedy öldü" haberini duyduklarında nerede olduklarını çok iyi hatırlar... Ben de Turgut Özal''ın suikasta uğradığı haberini duyduğum ânı çok iyi hatırlıyorum: Yunanistan''ın Selanik kentinde, bir yabancı gazeteci dostumun evinde televizyon izliyordum; birden yayın kesildi ve Yunanlı spiker, "Özal vuruldu" deyiverdi...

Turgut Özal''ın suikasta uğramasını Türkiye''nin uluslararası ilişkileriyle irtibatlarım ben; ilk sıraya Yunanistan''ı koyarak... Bu tezimin sizlere garip geleceğini elbette biliyorum; o yüzden, müsaadenizle, o kanaate nasıl vardığımı anlatayım.

Yunanistan''a, beni, Turgut Özal''ın Davos''ta gerçekleşen ''bahar havası'' sürüklemişti. "Türkiye Cumhuriyeti başbakanının onca yıl aradan sonra yaptığı ilk resmi ziyareti" izleyen gazeteciler arasındaydım. Kalabalık bir heyet olarak gidildi Atina''ya, verimli temaslar yapıldı. Her yıl en az iki kez savaş krizi çeken iki ülke, ilk o ziyarette, aradaki buzların eriyebileceği işaretini verdi dünyaya...

Özal Yunanistan''dan döndü, suikast girişimi üç gün sonra yapılan ANAP Kongresinde sahnelendi. Ben, o sırada çalıştığım gazeteye daha ucuza mal etmek için, Özal''ın kongre ertesi çıkacağı ABD gezisini Atina''dan aldığım ucuz biletle gerçekleştirmek ve aradaki günleri Yunanistan''ı biraz daha tanıyarak değerlendirmek üzere heyetten ayrılmıştım. Türkiye''de olsaydım, ANAP Kongresi''ni izleyecek ve Özal''ın vurulma sahnesine salonda tanıklık edecektim... Suikastçı Kartal Demirağ''ın açtığı ateşten sonra salonda kıvrılarak yaptığı hareketleri televizyondan izlerken, yanımdaki yabancı gazeteci dostum, "Tıpkı gerilla gibi" deyiverdi... Benim ağzımdan dökülen sözcük ise farklı oldu: "Kontr-gerilla"...

Susurluk öncesi günler olduğunu unutmayın lütfen. Türkiye''deki alternatif örgütlenme pek az kişinin bilgisi dahilindeydi. Hele, eğitim verilen bazı tiplerin özel hizmetlere salındığını kimseler düşünmüyordu bile. Yıllar sonra ortaya çıkartılacak silâh depolarının, her devirde yenilenerek, 1954 yılından beri varolduğu gerçeğiyle Susurluk arasında doğrudan ilişki kuran bugün de yok... Mehmet Ağar bakanken İsrail''den alınan suikast silâhlarının kendilerine verildiğini, Korkut Eken, Susurluk duruşmaları sırasında kabullendi; ondan önce alınan silâhların, kim tarafından, kimlere verildiği bilinmiyor...

Tuhaf bir tesadüf: Susurluk''un faturasını bakanlıktan istifa ederek ödeyen tek siyasi olan Mehmet Ağar, Özal suikasta uğradığında, salonun güvenliğini sağlamakla görevli Ankara Emniyet müdürüydü. Kartal Demirağ''ın silâhı cihazlardan nasıl geçirdiğini herhalde o da merak etmiştir. Kartal Demirağ''la Kemal Horzum arasında irtibat kuranlar çıkmıştı o günlerde; Mehmet Ağar, Afyon''lu Demirağ''ı Afyon''lu Horzum''la ilişkisi sebebiyle de sorgulamıştır herhalde...

Gençler hatırlamayabilir: Kemal Horzum 12 Eylül sonrasının ünlendirdiği bir kaç ''vurguncu'' işadamı tipinden biriydi. Hayali ihracattan trilyonlar götürdüğü duyulmuştu. Kendisini diğer hortumculardan ayıran bir özelliği vardı Horzum''un: Onyıllar sonra Susurluk''taki kazayla ortaya çıkacak garip ilişkiler ağının tam ortasındaydı... Kurduğu bir havayolu kargo taşımacılığı şirketinde, hem eski parlamenterler, hem de eski istihbaratçılar yöneticiydiler. Horzum Grubunun en tepe noktasında MİT''te müsteşar yardımcılığına kadar yükselmiş bir general oturuyordu. Grubun halkla ilişkilerini ise ''gazeteci'' kimlikli biri sağlıyordu...

Türkiye Kemal Horzum''u ve temsil ettiği çıkarları hafife aldı, onu âdi bir dolandırıcı gibi yargıladı ve Susurluk irtibatını en az 15 yıl önce ortaya çıkartma fırsatını elinden kaçırdı. "Özal''a suikast" olayını da, daha çok Turgut Bey''in Türkiye içinde yaptıklarını gözünde büyütmesi sebebiyle, hep ''iç odaklı'' bir olay olarak görme eğilimi ağır bastı. Şimdilerde köşesine çekilmiş bir medya patronunun ''olaydaki rolü''nü gördü Turgut Bey; ancak o kişinin "Susurluk-vâri" ilişkilerini göremedi... Turgut Özal şöyle düşündü: "Uyguladığım ekonomik politikalarla kaçakçıların trilyonluk kârları sona erdi; beni kaçakçılar ortadan kaldırmak istedi..."

Yanlış değildi muhakemesi, ama eksikti. Türkiye''de kaçakçılık, uzun yıllar, Susurluk-vâri kirli ilişkilerle yürütüldü. ''Mafya'' denilen tipler, o örgütlenmenin bir unsuru olarak kullanıldı. Bir beyin, kimine ''hayali ihracat'', kimine ''sigara kaçakçılığı'' yaptırdı, kimi ise ''kargo taşımacılığı'' ile ilgilendi. Aynı patrona çalıştıklarını hissettirmeden...

Bir televizyon programı sırasında Çetin Altan''ın Turgut Özal''a atfen anlattığı suikast tezi, eğer Türkiye''nin dış ilişkilerine getirilmek istenen yeni boyut ayağı eklenirse, bir anlam kazanır. Her yıl en az iki kez çıkartılan Türk-Yunan krizleri bittiğinde kimlerin çıkarı bozulacaksa, "Davos ruhu" ardından meydana gelen suikastı planlayanları o çok-uluslu yüzler arasında aramak gerekir...

Turgut Bey Susurluk kazasına kadar yaşamış olsaydı, eminim, ona en doğru teşhisi koyardı. Biliyorsunuz, Turgut Özal, görev süresini dolduramadan âniden aramızdan ayrılıverdi.

Bu vesileyle Turgut Özal''a Allah''tan rahmet niyaz ediyorum...