
Bir kaç yazımda adı geçmişti Yalçın Küçük''ün; en son, Kışlalı suikastı öncesinde yazdığı, "ABD başkanlarının Türkiye gezileri kan dökülmesine yol açıyor, bakalım bu defa sıra kimde?" sorusunu içeren öngörüsüne işaret etmiştim. Yalçın Küçük, Haymana Cezaevi''nden bir mektup göndererek değişik düşüncelerini benimle paylaştı. Siz de bilgi sahibi olmak istersiniz diye düşündüm. Mektubun bir bölümü aşağıda:
"Dünyanın aydınları, nihayet, bir noktada anlaşıyorlar: Medyanın insanlığın ve özgürlüğün önünde büyük bir tehdit olduğunda birleşmek üzereler. Birleşik Devletler''de Chomsky-Herman, bu alanda, özgün teori ve modeller geliştirdiler; bizim bağımsız buluşlarımızla paralellik bizi sevindiriyor. Bu kez Herman-McChesney''nin ''The Global Media'' çalışması çok aydınlatıcıdır; görmüş olmanız mümkündür, ancak bu alanda duyarlılığınızı gördüğüm için ayrıca yazıyorum. İnsanlığın karşılaştığı bu veba karşısında uyarıcı yazılarınızı ilgiyle okuyorum, teşekkür ederim.
Kışlalı''ya gelince, Ahmet, Nilgün, şimdi her ikisi de göçtüler, Temren ve ben, bir ara sık sık sofra başında buluşan yakın arkadaştık. Nilgün müthiş canlı, Ahmet son derece ince idiler, acımız büyüktür. Bir süre de, Mehmet Ali''nin Yankı''sını, neredeyse Ahmet, Hıncal ve ben, üçümüz çıkarıyorduk. Haber verdiğim katliamın Ahmet''e isabet edebileceğini hiç aklıma getiremedim, gerçekten bir katliamdır.
Bu cinayet, Kışlalı ile Uğur Mumcu arasında karşılaştırmalara da yol açtı, normaldir; ancak Kışlalı''nın Mumcu kadar popüler olmadığı ve bu nedenle katledilmeye hak kazanmadığı yollu yorumları medyatik bir yanılma saymak zorundayız. Seçim ''teorik''tir ve retrospektif değerlendirme ile, isabetlidir. Medyada görünmenin artık büyütmeyip küçülttüğünü bir kenara koyacak olursak, Ahmet Kışlalı''nın arkasında bıraktığı görevler, öro-sosyalist geçmişi, gençliği ve nazik kişiliği bir sembol yapılmasına çok daha elverişlidir; yalnız Ahmet belki hayatının hiçbir zamanında son zamanlarda olduğu kadar ortodoks görünmemişti, bu yeni bir durumdur ve belki de verimli analizin başlangıcı sayabiliriz.
Uğur ve Ahmet arasında, burada, tam bir benzerlik var; her ikisi de yok edilmelerinden çok kısa bir zaman önce, ''doktrin sözcülüğü'' denilebilecek çok yeni bir kürsüye çıkarılmışlardı, Uğur, Harp Akademisi''nde ders vermeye başlamıştı, Ahmet''in benzer görevlendirilmeleri olduğunu, yakınları, açıkladılar. Böyle görevler ''sol'' devrim veya sosyalist geçmişi olanlara kapalıydı; yine de kapatmak isteyenler olabileceğini düşünmek zorundayız.
Ancak Fehmi Koru, aynı gazetede, 31 Ekim tarihli katkısında, "Kışlalı da tıpkı kendisinden önceki Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Uğur Mumcu gibi, çok daha karmaşık bir karar mekanizması sonucu hayatını kaybetti" diyordu; çok isabetlidir. Karmaşıklık biraz da çok yakından bakmak ile ilgili oluyor, yukardan bakıldığında kayboluyor. Daha makro seyrettiğimizde, Türkiye, yasal zorunlulukların zembereğindedir, görüyoruz.
(..) Dünkü yazınızda sözünü ettiğiniz Dr. Tüfekçioğlu''nun çalışmasını, ben, benim yolumda bir araştırma olarak memnuniyetle karşılıyorum. Daha öncesi var, şimdi kanıtlanamayan ''toprak-üs talebi'' ve Tan ile Zincirli Hürriyet terörünü, 1945-47 arasındadır, bu çerçevede almak durumundayız, yayınlanmış kitaplarımda analizleri var. Özü şudur: Ülkemizde yönetici refleksi, Batı ile büyük ''buluşmalar'' öncesinde, içerde çok büyük tehlikeler bulunduğunu gösterecek biçimde hareket etmektedir. Komünizm, kürdizm, İslamizm önemli değildir; önemli olan, tehlikenin çok ve yönetenlerin kararlı olduğunu göstermektir. Bu zaman zaman içsel olduğu kadar dışsal bir operasyondur.
(..) Biz Türkler''in idyosenkrazisi çoktur; bir ara jeopolitik önemimizle övünüyorduk. Şimdi Bülent Bey, ''kıskanıyorlar'' diyor, çok iyi gidiyormuş, kıskanıyorlarmış; son derece childish olmakla birlikte Hasan Fehmi Güneş türü karşıtlarının bile benimsediğini görüyoruz. Yöneticilerinin her gün bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu söyledikleri, enflasyonu yüzde yüzü aşmış, bütçesi faiz ödemelerine giden, depremine çadır kuramayan bir ülkeyi kim ne için kıskanacak; 1853 yılında Rusya Çarı''nın sözü "L''Homme malade", yeniden sirkülasyondadır. Avrupa, Türkiye''yi hasta adamı sayıyor ve her gün yeni reçete yazıyor; 1856 yılında Avrupa Türkiye''ye toprak güvencesi verirken bir de ''Islahat Fermanı'' alıyordu ve bugün yine bunun peşindedir. Ecevit''in, Mayıs ayında Schröder''e gönderdiği mektup bir yeni ''Islahat Fermanı''dır, Bülent Bey Fermanı''nda duramıyor, görüyoruz.
Kısaca yazacaklarım budur. Gebze Mahbusu''na geldiğimde, yazgıdaşlarım, Yeni Şafak''ı her halde bilmiyorlardı, ben, politikayı izlemek için gerekli olduğuna işaret ettim, sanıyorum artık bütün koğuşlar okuyorlar. Yalnız özgürlüklere yaklaşım, hala egoistce''dir; Nazlı Hanım''ın genel bir özgürlük savunuculuğu iddiası gerçekleri yansıtmaktan çok uzak olmakla birlikte, geleceğe yönelik bir niyeti gösterdiği ölçüde sevindiricidir. Egoizm ise her zaman miyobi ile birliktedir ve benim selamlarım sizinledir."
Yalçın Küçük''ün, "Keşke daha geniş yerim olsaydı" diye hayıflanarak kısalttığım mektubundan önemli pasajlar böyle.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.