İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’ndaki sınavı

04:0015/01/2024, Pazartesi
G: 15/01/2024, Pazartesi
Turgay Yerlikaya

7 Ekim sonrasında başlayan İsrail saldırılarının bilançosu gün geçtikçe ağırlaşıyor. On binlerce masum çocuk ve kadının katledildiği, BM yerleşkeleri başta olmak üzere hastane ve okulların bombalandığı bir sürecin içerisinden geçiyoruz. Yüzün üzerinde gazetecinin katledildiği bu ağır koşullara ek olarak, denizden ve karadan sıkıştırılarak temel gıda maddelerinden yoksun bırakılan bir topluluğun yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. Her türden trajedinin yaşandığı Gazze ve diğer işgal topraklarındaki


7 Ekim sonrasında başlayan İsrail saldırılarının bilançosu gün geçtikçe ağırlaşıyor. On binlerce masum çocuk ve kadının katledildiği, BM yerleşkeleri başta olmak üzere hastane ve okulların bombalandığı bir sürecin içerisinden geçiyoruz. Yüzün üzerinde gazetecinin katledildiği bu ağır koşullara ek olarak, denizden ve karadan sıkıştırılarak temel gıda maddelerinden yoksun bırakılan bir topluluğun yaşam mücadelesine tanık oluyoruz.
Her türden trajedinin yaşandığı Gazze ve diğer işgal topraklarındaki bu ağır koşulların yarattığı kriz, insanlık tarihi açısından büyük bir buhrana işaret etmektedir.

Mevcut güç ilişkilerinden kaynaklı dünya sisteminin yarattığı bu kaotik durumun, BM ya da herhangi bir diğer otorite tarafından çözümü oldukça güç. Hem bölgesel hem de küresel aktörlerin duruma yönelik tavırları, İsrail’e yönelik herhangi bir yaptırımın gündeme gelmesine imkan tanımamaktadır. Koşulların sadece 7 Ekim’den bu yana değil neredeyse yüz yıldır sürdüğü dikkate alındığında, Filistinliler aleyhine işleyen bir sistemin varlığı daha net biçimde görülecektir. Nitekim İsrail’in BM nezdinde defaatle kınamaya maruz kalan ülke olmasına rağmen yaptırım gücü olan herhangi bir müeyyideye tabi tutulamaması, günümüzde İsrail sorunu olarak adlandırılan küresel bir fenomenin doğmasına neden olmuştur.


Güney Afrika ve Uluslararası Adalet Divanı

7 Ekim sonrasında yaşanan bu trajedinin her geçen gün ağırlığını artırması, küresel protesto ve barış gösterileri açısından önemli meydan okumalara sahne oldu. Batılı hükümetlerin aksine bölge halklarının İsrail’e yönelik tavırları, İsrail’in uluslararası alandaki itibarı açısından da önemli eleştirileri gündeme getirdi. Tam bu esnada Güney Afrika’nın İsrail’i soykırım yapmakla itham etmesi, ve hukuki argümanları oldukça güçlü olan bir başvuruyla konuyu Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) taşıması, dünya kamuoyunda bir heyecan yarattı.

Söz konusu girişimin Güney Afrika’dan geliyor olması oldukça sembolik bir öneme sahiptir. Öyle ki Güney Afrika’nın nüfusunun oldukça küçük bir kısmı Müslüman olmasına rağmen Filistin ile ilgili böyle bir duyarlılık göstermesi, dünya kamuoyunda daha fazla yankı uyandırdı. Bir diğer husus da
Apartheid tecrübesini iliklerine kadar hisseden Güney Afrika’nın benzer bir trajediye maruz bırakılan Filistin halkıyla özdeşlik kurması ve onların sorununu uluslararası bir gündem haline getirmesi.

Dava Süreci ve Taraflar

Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te İsrail’in “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme” kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle UAD’ye başvurdu. Güney Afrika ekibinin İsrail’e yönelttiği suçlamalarda, İsrail devletinin 7 Ekim’den bu yana öldürdüğü çocuk ve kadınlardan oluşan siviller, temel gıda maddelerine yönelik erişimin İsrail tarafından engellenmesi ve Filistin halkını evlerinden ve yaşadıkları yerlerden zorla çıkarma gibi başlıklar ön plana çıkmaktadır.

Hukukçuların yönelttiği suçlamalarda dikkat çeken bir konu başlığı da dini söylemlerin soykırımdaki etkisi üzerineydi.
Duruşmada, Güney Afrika’yı temsilen Avukat Ngcu-kaitobi’nin Netanyahu’nun “Amalekliler” ile ilgili konuşmasını delil olarak sunması önemli bir ayrıntı idi.
Avukatın, İsrailli askerlerin “Amaleklerin soyunu kurutun” sloganları atarak kendilerini motive ettikleri ve slogan attıkları videoyu da salonda izlettirmesi ikna edicilik açısından önemli idi.
Güney Afrika’yı temsil eden hukukçuların İsrail suçlamalarında yararlandıkları bir diğer görsel materyal de Anadolu Ajansı temsilcilerinin katliamlar esnasında çektikleri fotoğraflardı. Özellikle
savaş suçu sayılan beyaz fosfor kullanımı ve toplu mezarlarla ilgili fotoğraflar, İsrail’in açık bir savaş suçu ve soykırım işlediğini göstermektedir.
Güney Afrika adına konuşan hukukçuların hem retorik hem de somut belge anlamında oldukça iyi bir performans ortaya koydukları düşünüldüğünde, UAD’den beklenen kısa (ihtiyati tedbir) ve uzun (soykırımcı devlet) vadedeki sonuçların alınabilme ihtimalinin arttığı görülmektedir.

İsrail’in Savunması

İsrail Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanın Tal Becker’in konuşmasıyla başlayan savunmada, Hamas’ın terör örgütü olduğu ve sofistike yöntemleri uyguladığı gerekçesiyle İsrail’in bu konuda ciddi zorluklar içerisinde olduğu ve bu anlamda Hamas’a yönelik meşru müdafaa hakkı bağlamında saldırılar yapıldığı dile getirildi. Dolayısıyla buradan bir soykırım çıkartılamayacağı ve İsrail’in Gazze’de kalıcı olmadığının vurgulanması da dikkat çekici idi. İsrail tarafının Güney Afrika’nın konu ile hiçbir ilgisi olmamasına rağmen kendilerini Adalet Divanı’na taşımalarının anlamsız olduğu ve ihtiyati tedbir kararının çıkması durumunda, UAD kurumsal yapısının saldırganlar açısından bir silah olarak kullanıldığının göstergesi olacağı sert bir dille vurgulanmıştır.

İsrail adına savunma yapan bir diğer isim de ünlü İngiliz hukukçu Malcom Shaw idi. Shaw’un ortaya koyduğu performans da İsrail adına ikna edici değildi. Shaw’un, İsrail’in her ne kadar bazı ihlallere yol açsa da temelde bu eylemleri soykırım niyetiyle işlemediğini iddia etmesi dikkat çekici idi. “İhlallerin varlığı bir soykırıma işaret etmez” diyen Shaw’un bu iddiasını desteklemek için kullandığı argüman ise oldukça yetersizdi.
Shaw’a
göre, İsrail’in bombardımanların öncesinde uyarı yaparak bölge halkını bilgilendirmesi,
soykırım niyeti taşımadığının bir göstergesidir.
Sonuçlarının bağlayıcılığı, yaptırım uygulanmasındaki teknik ve siyasi koşulların zorluğuna rağmen, İsrail’in soykırım yapmakla itham edildiği bir divanda, hukuki bir savunma yapmak zorunda olması bile insanlık adına ümit verici.
#İsrail
#Politika
#Turgay Yerlikaya