|
Yazarlar

Dünya Kupası, futboldan fazlası

04:00 . 12/11/2022 Cumartesi

Yasin Aktay

1966’da Siirt’te doğdu. Siirt İHL’yi 1985’te tamamladıktan sonra ODTÜ Sosyoloji Bölümünde 1990’da lisans, 1993’te Political and Intellectual Disputes on the Academisation of Religious Knowledge isimli teziyle Yüksek Lisans; 1997'de de Body, Text, Identity, Islamist Discourse of Authenticity başlıklı tezle doktora derecelerini aldı. 1992-2012 yılları arasında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyeliği yaptı. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesidir. 2010-2014 yılları arasında Ankara’da bulunan Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün başkanlığını yaptı. TÜBA Üyesi de olan Aktay, halen Yeni Şafak Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

Yasin Aktay
Futbolun hiçbir zaman futboldan ibaret olmadığını biliyoruz. Oyun boyutuyla, ortaya konulan performansıyla kendi iç dinamiği, grameri, kuralları ve gerçekleştirimi var elbet. Neticede “
iyi olan kazansın
” dediğimizde bile biraz da oyunun kendisinin, oynayanlardan bağımsız olarak, kazanmış olmasını peşinen kabullenmiş oluyoruz -kalitesiyle, güzelliğiyle, performansıyla oyunun.
Ne var ki, futbol sadece futbol olarak kalmayınca oyun da sadece oyun olarak kalmamış oluyor.
Futbol bütün bir şehir halkını, sonra ülke halkını oyunun içine çeken yanıyla siyasallaşmadan kalması mümkün değil ki
, bir noktadan sonra bu özelliği keşfedilerek birlik, beraberlik, bütünlük için bir vesile olarak değerlendirilmekten geri durmamıştır. Yirminci yüzyılda futbol her kademede, dünya gerçekleri nereye akarsa aksın,
bütün unsurlarıyla paralel bir evren oluşturacak şekilde bambaşka bir alem olarak yaşanıyor.
Sevinçleri, hüzünleri, dostlukları, düşmanlıkları için kendi sebepleri kendi dinamikleri olan bir alem.
Yine de bu alemin ilk ortaya çıkış sebeplerinin siyasal olduğunu unutmamak gerekiyor.
Kimi onu kitlelerini oyalamak için kullanmak istedi, kimi toplumu birleştirecek bir harç olarak, kimi kendini başkalarından ayıracak bir kimlik sınırı olarak. Her ne için kullanıldıysa, kullananlar sahneden çekilse de futbol kaldı ve neticesinde futbolun bir oyun olarak özerk varlığı daha da kazandı. Uzun ve çetrefil bir hikâye tabi.
Bugünlerde Katar’da gerçekleşecek Dünya Kupası maçları dolayısıyla futbolun siyasallaşmasının farklı bir örneğini de yaşıyoruz.
Aslında Dünya kupası tam da savaşlardan, çatışmalardan, birbirine yabancılaşmadan, mesafelerden mustarip dünyamıza bir barış ve tanışma vesilesi olarak düşünülmüş devasa bir organizasyon. Bu organizasyonla dünya halkları başka hiçbir vesileyle olmayacak kadar birbiriyle tanışma fırsatı buluyor. Tabi birbirlerine karşı mevcut dostluklarını ve husumetlerini sergileme imkanı da bulmuş oluyor ama futbolun bunu centilmence gerçekleştirme yolu olarak her durumda barışa, tanışmaya, kaynaşmaya vesile olarak düşünülüyor.
Bu ay içinde oynanmaya başlanacak 2022 Dünya Kupasının bir özelliği ilk defa bir İslam ülkesinin ev sahipliğinde gerçekleşecek olması.
2010 yılında verilmiş olan bu karar dolayısıyla Katar 12 yıldır inanılmaz bir hazırlık yapıyor. Dünya kupası organizasyonu için Katar’ın şehir altyapısı bu süre içinde adeta yeniden oluşturuldu, inşa edildi. Dünyaya mahcup olmamak, bu işi yüzünün akıyla gerçekleştirmek üzere çok titiz bir çalışma yürütüldü.
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al-Sani Dünya Kupası’nı dünyanın Katar’ı tanıması için bir fırsat olarak değerlendirdiklerini söylemiş.
Ancak kendisini tanıtma konusunda sergilemeye çalıştığı bu büyük çabaya karşılık Katar’ı tanımaya karşı büyük bir direncin olduğu da görülüyor
. Muhtemelen şimdiye kadar hiçbir dünya kupası için sergilenmemiş bir eleştiriyle, kampanya boyutuna varmış bir saldırıyla karşı karşıya Katar. Başlarda aşırı sıcaklar, Katar’ın iklim ve coğrafya dolayısıyla Kupaya ev sahipliği yapmasının zorluğu üzerinde yoğunlaşmıştı eleştiriler. Son zamanlarda bütün o bahane eleştirilerin ardındaki asıl niyet ortaya konulmaya başladı.
Asıl niyet Dünya kupasının bir Müslüman ülkede oynanmasının uygun olmadığının düşünülmesi.
Belli ki onlara göre Müslüman ülkeler kupa yarışlarına katılabilir ama ona ev sahipliği yapamazlar.
Katar’ın Dünya Kupası Elçisi
Halid Salman
’ın bir vesileyle
eşcinselliği «zihinde hasar» olarak nitelendirmesi
onlara adeta aradıkları bahaneyi vermiş gibi. Topyekûn saldırmaya başladılar.
Sanırsınız bir futbol turnuvası değil de cinsel kimliklerin yarışacağı bir festival sözkonusu.
Futbol sadece futboldan ibaret değil derken genellikle siyasetle olan ilgi kast edilir ama burada
LGBT faktörünün sahaya şimdiye kadar hiç de aşina olmadığımız kadar fütursuzca bir dalışı söz konusu.
Bu sözler üzerine Katar’ın ev sahipliği yapmasına karşı tetiklenen kampanyada ifade edilen sözler tipik oryantalist söylemler ve Dünya kupasının baştan beri düşünülen, hedeflenen iddialarını boşa çıkaracak türden.
Dünya Kupası dünya halklarını birbiriyle tanıştırma işlevini yerine getirecekse bunu icra edileceği ülkelere belli bir
yaşam tarzının emperyalist bir buyurganlıkla empoze ederek yapması beklenmez.

Oynandığı ülkeyi kendine göre fetheden, hatta işgal eden bir yaklaşım yerine oranın kültürüne misafir olduğu bilinciyle hareket etmeli. Kendi yaşam tarzını heryerde hiçbir zorlukla karşılaşmadan yaşayabileceği beklentisi bir kültürel tanışma değil kendi kültürünü başkalarına emperyalistçe dayatmaktan farksızdır. Belki birileri Dünya Kupasında kendi kültürleri için böyle bir fırsat görmek isteyebilir ama bu Dünya Kupasının yazılı sözleşmesinde olan bir şey değil.

Futbol sadece futboldan ibaret bir şey değil elbet ama her şeyin mümkün olduğu bir alan da değildir.
Hem sahada oynayanları için hem de saha dışından seyredenler için çok açık, net, keskin kuralları vardır.
Sahaya dışarıdan yabancı cisim atılamaz…
Dünya kupasının Katar’da, yani bir İslam ülkesinde olmasından dolayı futbolun buraya belli bir kültürü getirmesindense
(ki elbette işin tabiatı gereği kendiliğinden bir şeyler getiriyordur zaten ama ondan önce)
dünya futbol camiasının bu ülkeden bir şeyler görmeye, duymaya, öğrenmeye hazır olması gerekiyor.
Aksi durumda Dünya Kupası tek taraflı bir kültür emperyalizminin aygıtı olarak çalışır ve bugün bu eleştirileri yapanlar bu emperyalizmin birer ajanı gibi çalışmış oluyorlar.
Katar’a giden orada Katar’ı görecektir,
bir İslam ülkesini bütün kültürüyle, değerleriyle, hassasiyetleriyle görme fırsatı bulmalı.
Gidip orada herkes kendini bulmamalı, ötekini bulmaya açık olmalıdır, değilse, futbolun Dünya Kupası uygulamasından umulan hiçbir fayda hasıl olmaz.
Futbol için Katar’a gelenler, şehrin görülebilen yerlerinde karşısına çıkacak
“Her iyilik bir sadakadır”, “Yarım hurma bile olsa kendinizi (sadakayla) ateşten koruyun, o da yoksa güzel bir söz söyleyin”, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez”
gibi hadis-i şeriflerin ince mesajlarını görecekmiş. Futbol sektörüne eşlik eden başka iktidar ilişkileri, savurganlık, entrikalara dair eleştirel borcu unutmadan elbette, bu kadarlık bir kültürel karşılaşmanın bile hazmedilememesi üzerinde ayrıca durulmalı, nasıl bir soruna delalet ettiği üzerinde durulmalı.

Katar’ın bu vesileyi dünyaya her yönüyle ayak uydurmak yerine kendini tanıtmanın bir fırsatı olarak değerlendirmesi de işin doğasına uygundur.

#Halid Salman
#Katar
#Dünya Kupası
3 ay önce
default-profile-img
Dünya Kupası, futboldan fazlası
Sokak köpeği kaosunu bir yılda bitirecek seferberlik
Peygamber aşığı bir alim: Ali Ulvi Kurucu
Vadedilmiş topraklar
Unutulmuş güzler ormanı
Sınırsız ve kimliksiz