|
Yazarlar

Tevfik İleri’yi anmak ve anlamak

04:00 . 29/10/2022 Cumartesi

Yasin Aktay

1966’da Siirt’te doğdu. Siirt İHL’yi 1985’te tamamladıktan sonra ODTÜ Sosyoloji Bölümünde 1990’da lisans, 1993’te Political and Intellectual Disputes on the Academisation of Religious Knowledge isimli teziyle Yüksek Lisans; 1997'de de Body, Text, Identity, Islamist Discourse of Authenticity başlıklı tezle doktora derecelerini aldı. 1992-2012 yılları arasında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyeliği yaptı. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesidir. 2010-2014 yılları arasında Ankara’da bulunan Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün başkanlığını yaptı. TÜBA Üyesi de olan Aktay, halen Yeni Şafak Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

Yasin Aktay
Bazen yaşadıklarımızı, konuştuklarımızı, duyduklarımızı ve gördüklerimizi daha da anlaşılır hale getirmek için onlara tarihten, bilhassa yakın tarihten bir ışık tutmak çok aydınlatıcı olabilir.
Bazen bu ışık siz hiç tutmak istemeden gelir önünüze düşer, yolunuzu aydınlatır, uyarır, yolunuza döşenmiş çukurları, molozları ve tabi tuzakları görmenizi sağlar.
O molozları, tuzakları kendisi kaldırmaz elbet, sadece biraz daha görmenizi sağlar.

Bu ülkeye CHP’nin ve darbeci zihniyetinin neler yaşattığını, ama aynı zamanda bu ülkeye iyi bir şeyler yapmanın nasıl bir samimiyetle girilmiş çetin bir yoldan geçtiğini, mutlaka o zihniyetle sürekli karşı karşıya gelmeyi gerektirdiğini görmek için geçtiğimiz çarşamba günü Tevfik İleri’yi anmak ve anlamak üzere yolumuz Kayseri’ye düştü.

Kayseri Valiliği, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Erciyes Üniversitesi (ERÜ) tarafından “
Tevfik İleri’yi Anlamak”
için düzenlenen programda
Ahmet Bikiç
’in yönetmenliğinde
Baran Mayda’
nın yapımcılığını yaptığı benim de değerlendirmelerimle yer aldığım aynı başlıklı bir belgesel film de izlendi. Tevfik İleri Kayserili değil Rize-Hemşinli. Kayseri ile bağı, onu ölüme götüren hapishane hayatının son evresini burada geçirmiş olması. Bu bağdan bir sahiplenme duygusu geliştirerek böyle bir faaliyete önayak olan Kayseri Valiliği, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Erciyes Üniversitesini tebrik ederiz.
Tevfik İleri
muhafazakâr kesimde
İmam-Hatip liselerini açan
ve okullarda din derslerinin okutulmasını sağlayan Demokrat Parti’nin Milli Eğitim Bakanı olarak bilinir. Aslında, bu bilginin bir yanı galat-ı meşhur, bir tarafı ise tabii ki hakikat.
Zira İmam-Hatip okullarının güçlenmesi, kurumsallaşması ve yaygınlaşmasında çok büyük rolü olmuşsa da, kuruluşu onları 17 sene önce kapatmış olan CHP tarafından gerçekleşmişti
.
İmam-Hatip okullarının tekrar açılması CHP’nin çok partili hayata geçildiği andan itibaren karşısında gördüğü halk gerçekliğine ödemek zorunda olduğu bir siyasi rüşvet gibi görülmüştür.
Çünkü CHP şimdiye kadar yaptığı her şeyi halka karşı yapmıştı ve bunun bedelini hiç ödemek zorunda kalmamıştı, çünkü hesap vermek üzere bir halkın karşısına şimdiye kadar hiç çıkmamıştı.

İlk defa 1950 yılında halkın karşısına çıkacağını görünce halkı tanımak, biraz dinlemek zorunda kalmıştı ve bu halkın şimdiye kadar yaptıklarını, bilhassa din politikaları konusunda yaptıklarını son derece olumsuz bir değerlendirmeye sahip olduğunu görmüştü. Tabi ayrıca kapatılan din eğitimi kurumlarına alternatif olarak halkın kendi kendine aldığı sivil, gayr-ı resmi din eğitiminin kontrolsüz bir alan oluşturduğunu da görmüştü.

Açılmak istenen İmam-Hatipler üzerinden
hedeflenen de Müslüman halkın istediği din alimi veya imam, hatip ve müezzin değil
, aksine yine halkın din anlayışına karşı mücadele edecek
“aydın din adamı
” yetiştirmek olacaktı.
CHP’nin 7. Büyük Kurultayı
nda bu gündemle yapılan tartışmalar ve sonradan bunun TBMM genel kurulunda yapılan tartışmalar okunduğunda bu beklentiler açıkça görülür.
Tevfik İleri resmi yeniden-kuruluşu başka amaçlarla CHP tarafından yapılan İmam-Hatip okullarını milletin beklentilerine uygun hale getirerek ve iyi çalışılmış bir müfredatla buluşturarak bütün Türkiye sathına yaygınlaştırmanın mücadelesini verdi.
Yine aynı konseptte yeniden kurulan
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
nin aynı şekilde millete mal edilmesine çalışırken, milletin beklentilerini daha da iyi karşılayacağını düşündüğü İstanbul
Yüksek
İslam Enstitüsü’
nün kurulmasını sağladı.
Bunlara ilaveten tek parti döneminde belli kesimlerin adeta ideolojik aygıtları ve arka bahçeleri haline gelmiş olan
Köy Enstitülerinin
kapatılıp öğretmen okullarına dönüştürülmesinde oynadığı rol dolayısıyla CHP’lilerin en önemli hedeflerinden biri olmuştur.
Oysa Tevfik İleri’nin bu muhafazakâr politikalarının yanısıra dolu dolu icraatlarıyla yaptığı
Bayındırlık ve Ulaştırma bakanlıklar
ı
üzerinden
Demokrat Parti’nin kalkınma politikalarının da mimarlarından biri olduğu
genellikle unutulur.
Köy Enstitülerine karşı tavrı da ideolojik olmaktan ziyade kalkınma vizyonu boyutuyla ilgili olmuştur.
Türkiye’ye biçilmiş olan tarım ve kır toplumu vizyonu yerine sanayi kalkınma yoluna sevk edecek
yeni bir rota
belirlenmiştir ve bu rotada çok daha ileri, çok daha vizyonlu bir eğitim hamlesi başlatılacaktır.
Bu amaçla DP döneminde Türkiye’de ODTÜ, Ege, KATÜ ve Atatürk Üniversiteleri kurulmuştur, böylece toplamda sadece üç olan üniversite sayısı on yıl içinde iki buçuk katına ulaşmıştır
. 1923 ile 1950 yılları arasında
yüzde 25 ile adeta sabit kalmış şehirleşme 1960 sonu itibariyle yüzde 35’e çıkacak şekilde
bir şehirleşme ve sanayi istihdamına kayış gerçekleşmiştir. T
evfik İleri bu yanıyla DP dönemine atfedilecek bütün kültürel ve kalkınma politikalarının en önemli mimarlarından biri olmuştur.
Onu anlamanın en önemli anahtarını torunu Dr. Ömer İleri sözkonusu belgeselde
‘ülkeye, vatana, insana ve işine ve tabii ki ailesine olan sevgisi”
diye ifade ediyor. Sevgi, aşk, dostluk, siyasete ne kadar az yakıştırdığımız erdemler haline gelmiş durumda değil mi? Oysa Tevfik İleri’nin şahsında, gerek işini bir mühendis olarak yaparken gerek siyasette hatta maruz kaldığı darbenin zalimce uygulamaları karşısında, her işinde sevginin, dostluğun, iyi niyetin eserlerini görüyoruz.
Onun bütün hayatına sirayet etmiş olan bu sevginin muhteşem boyutlarını çilekeş
eşi Vasfiye hanıma ve
çocuklarına yazmış olduğu
mektuplar
dan hissetmek mümkün. Bu mektupların hapishaneden atılanlarının bütün satırlarında ve sözcüklerinde darbecilerin
böyle yüce gönüllü bir devlet ve millet adamına nasıl bir zulmü reva görmüş oldukları da ibretle izlenebilir.
50 kelimeyi geçmemek üzere izin verilen mektuplardan taşan aşkın, sevginin muhteşem gücü onu yargılayanları mahkûm etmeye yeter ifadeler.
Vatanına, milletine aşkla yaptığı hizmetlerin karşısında maruz kaldığı diktatörlük suçlamasına verdiği cevabı anlattığı bir mektubuyla, son cümlesinin altını bilhassa çizerek, bitirelim: “Diktatörlük bizim aklımızın kenarından geçmemiştir. Hem diktatörlük kim, biz kim. Biz 10 sene bu millete köleler gibi hizmet ettik.” Reisin müsaadesi ile konuşma müddetince içtiğim bir bardak su, dudaklarımın kurumasına mani oldu. Hülasa memnunum. Vasfiyem senin sade hasret olduğunu değil, her şeyini, her saniyeni, her düşünceni biliyorum. Allah’a güven, teslim ol.
Acı çekmenin büyük tadını çıkar
.“
#Tevfik İleri
#İmam Hatip
#Köy Enstitüleri
3 ay önce
default-profile-img
Tevfik İleri’yi anmak ve anlamak
Bir özür borcu…
Derin uykuları bölen acının derinliği
Aynı safta
Charlie Hebdo’nun tankları Türkiye’ye gelir mi?
Ucuz fırsatçılıklar…