|
Yazarlar

Türkiye’nin değeri ve değerleri

04:00 . 26/11/2022 Cumartesi

Yasin Aktay

1966’da Siirt’te doğdu. Siirt İHL’yi 1985’te tamamladıktan sonra ODTÜ Sosyoloji Bölümünde 1990’da lisans, 1993’te Political and Intellectual Disputes on the Academisation of Religious Knowledge isimli teziyle Yüksek Lisans; 1997'de de Body, Text, Identity, Islamist Discourse of Authenticity başlıklı tezle doktora derecelerini aldı. 1992-2012 yılları arasında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyeliği yaptı. Halen Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesidir. 2010-2014 yılları arasında Ankara’da bulunan Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün başkanlığını yaptı. TÜBA Üyesi de olan Aktay, halen Yeni Şafak Gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

Yasin Aktay
Ayaklarımızı yere sağlam basmayınca, eylemlerimizin ardındaki nedenler sağlam ilkesel nedenlere dayanmayınca rüzgâr ne yandan eserse o yana savrulmak mukadder hale geliyor. Türkiye’nin
Arap Baharı
sonrası oluşan şartları tersine çevirmek üzere girişilen operasyonlara karşı ortaya koyduğu tavır ve duruş rastgele, basit çıkar hesaplarına dayanmıyordu. Başka hiçbir ülkenin ortaya koymadığı müstesna bir tavırdı Türkiye’nin tavrı, bu da onu bütün dünya ülkeleri arasında müstesna bir yere doğru taşıdı.
Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her zeminde ve BM kürsüsünde göğsünü gererek “dünya beşten büyüktür” diyebiliyorsa, bu süreçlerde ortaya koyduğu ahlaki duruşun ürettiği moral üstünlük sayesinde diyebiliyor.
Katar’daki FİFA Dünya Kupasının açılışı öncesi 10 yıl önce “darbeci” diye eleştirdiği için şiddetle eleştirdiği ve ilişkilerini kopardığı Sisi ile el sıkışması karşısında bir “Erdoğan’ın U dönüşü” hikayesine başvurulması, muhalefet açısından tabii ki
beklenmeyen bir yaklaşım değildi. Yıllardır Erdoğan’ı Sisi’yle uzlaşmaya davet eden çevrelerin tam da istedikleri şey olduğu için sevinmek yerine onu bu sefer el sıkıştı diye eleştirenler hiç de şaşırtmıyor.
Türkiye’de muhalefetin amacı ve tarzı gerçekten ülkenin önünü açacak alternatif yol ve siyasetler önermek değil, her ne yapılırsa yapılsın ona muhalefet etmek nasılsa.
Sözümüz, “el sıkışma” dolayısıyla Mısır’ın önemine, gücüne ve iki ülke arasındaki yakınlaşmanın önemine güzellemeler yapalım derken, neredeyse şimdiye kadar takip edilmiş siyasetin tamamını gömmeye kalkışanlara.
Ülkelerin dostlukları, ilkeleri olmaz da sadece çıkarları olur edebiyatının gırla işlendiği analizlerin gürültüsünü koparanlar güya Erdoğan’ı destekleyen analizler. Oysa
böyle yapmakla Türkiye’nin şimdiye kadar takip ettiği siyaseti, insani meseleler karşısında ortaya koyduğu bütün duruşları anlamsızlaştırdıklarının ve değerli Türkiye’yi değersiz emperyalist dünyanın hizasına yazdıklarının farkına bile varmıyorlar.
Türkiye’yi değerli kılan, tam da sadece çıkarlarını düşünen ülkelerden, dünyayı çıkarları uğruna sömürüp fesada boğan ülkelerden yana ortaya koyduğu fark değil midir?
Dış politikasında sadece çıkarlarını gözeten bir Türkiye’nin, “
dış
siyasette
çıkarlar
” teorisinin en iyi uygulayıcısı olan ve bütün dünyayı iliklerine kadar sömüren İngiltere, Fransa, ABD ve Rusya’dan bir farkı olmayacaksa, Türkiye’nin değeri ne olacaktır?
Değerlerini çıkarları uğruna harcamış, özüne ve değerlerine yabancılaşmış bir Türkiye’nin değeri nedir?
İki ülke arasında çetin savaşlar olur, yenişirler veya yenişemezler, ama eninde sonunda ülkeler barışır ve savaşanlar birbirlerinin elini sıkar. Bunda bir şey yok.
Zordur savaştığınla el sıkışmak, ama bu tür barışların hiçbirinde taraflar önceden savaşmaya kendilerini sevk eden iddialardan öyle kolay vazgeçmez.
Bir noktadan sonra barışın gerekliliği taraflara kendini kabul ettirdiğinde aradaki ihtilafları tamamen bitiren bir durum oluşmasa da bu barış gerçekleşebilir.
Üstelik Mısır ile savaşmış değiliz,
ama orada 10 yıl önce gerçekleşmiş olan darbeye karşı Türkiye’nin çok değerli bir tutumu oldu ve bu tutum dolayısıyla Sisi ile ilişkiler koptu.
Türkiye o olayda tavrını darbelere karşı net bir biçimde koymakla sadece haklı değildi, kendine yakışanı yapıyordu ve yapmalıydı.
Bugünkü barış adımlarını o haklı ve asil tavırdan bir nedamet söylemine dönüştürmek, en hafif tabirle o asaletten de nasibini terk etmek anlamına geliyor.
İnsan haklarının, insan onurunun ayaklar altına alındığı durumlar ne yazık ki İslam dünyasının rutinlerinden. Burada lideri BM kürsüsünden “
dünya
beşten
büyüktür
” diye haykıran Türkiye İslam dünyasında insan haklarının, özgürlüklerinin ve onurunun yüceltildiği bir söylemin öncüsü olmasına ihtiyaç var. Türkiye olmasa birileri mutlaka bunu yapmalı, ama mevcut durumda bu rolü üstlenebilecek başka kimse yok.
Bugün en fazla insan hakkı ihlali olan ülkeler maalesef İslam ülkeleri ve bu İslam dünyasının en büyük sorunu.
Türkiye bu siyasetin öncüsü olmayı tercih etti baştan beri.
Belki tarz-ı siyasetiyle istediği sonucu elde edemedi. Kopuk ve gergin ilişkiler ülkelerin birbirlerine olumlu etki etmesini de engelliyor. Ama Türkiye bu değerden, insan onurunu savunma siyasetinden hiçbir zaman geri duramaz, durursa başka ülkelerden farkı kalmaz.

Mısır ile ilişkiler Türkiye’nin darbeye karşı sergilediği açık tavır dolayısıyla kopma noktasına gelmişti. Aradan geçen zaman Mısır’da mevcut durumu fiili bir durum olarak stabil hale getirdi. Ancak zaten savaşmamış olan iki ülkenin ilişkilerinin kopuk olma süresi uzadıkça hem yeni durumlar oluştu hem de her iki ülke ve dolaylı olarak bütün İslam dünyası bu kopuk ilişkilerden dolayı mustarip hale gelmeye başlamıştı. Tam da bundan dolayı ilişkilerin bir şekilde yeniden tesisi için bir formül bulunması gerektiğini tam iki yıl önce bizzat yazmıştım.

“Türkiye’nin Mısırla gündemdeki yakınlaşması veya ilişkileri belli bir seviyede düzeltmesi her konuda anlaşmayı da gerektirmiyor.
Arada birçok konuda ihtilaflar kalacaktır, kalabilir. Türkiye hangi ülkeyle bazı konularda iyi ilişkileri var diye her konuda anlaşıyor ki?
ABD ile mi? İran ile mi? İsrail veya Rusya ile mi?
Kaldı ki, ilişkileri “belli seviyede” düzeltme gereği sadece Türkiye’yi ilgilendirmiyor, iki tarafta mevcut durumdan kaybediyor. Oysa anlaşmak için
ülkelerin rejimlerinin değişmesi gerekmediği gibi başka herhangi bir konuda anlaşmaları da gerekmiyor.
Malum Mısır’ın Yunanistan ile olan anlaşması Mısır’ın en az 20 bin km2 kaybına mal oluyor. Bu büyük bir kayıp ve eğer bu kayba Türkiye ile olan iletişimsizlik, hatta husumet yol açıyorsa, Türkiye Mısır’a kendi zararından dönmesi için bir fırsat sunmalı
demiştik.

Türkiye nihayetinde yönetenlerden bağımsız olarak Mısır’ın düşmanı değil, dostudur. Ama mevcut durum her iki ülkenin halkına kaybettiriyorsa, bütün zorluğunu yaşayarak, idrak ederek, bu dostluk adına bir adım atmak bir erdemdir.

Erdoğan Sisi ile veya Putin ile el sıkıştı diye ne değerlerinden ne de aradaki ihtilaf konusu davalardan vazgeçiyor değildir
. Tıpkı İsrail ile, ABD ile hatta birçok AB ülkesi ile çok derin kavga konuları olduğu halde onlarla ilişkilerin devam ediyor olması gibi.
#Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
#Sisi
#El sıkışmak
2 ay önce
default-profile-img
Türkiye’nin değeri ve değerleri
Dâhili ve hârici işler
Yıkım mutabakatı, intihal vaatler
Batı’nın korkusu (3) Türkiye’nin yeniden sistem-kurucu bir aktöre dönüşmesi
6’lı masanın Batı’dan beklediği aday işareti CIA yöneticisi olan 15 Temmuz firarisi Henri Barkey’den geldi?
Dokuz ülkeye karşı on ülke üç kıta