İslâm"ın gücü ve Türkiye"nin “yük”ü

00:009/01/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Yusuf Kaplan

Tasada, kıvançta, dünya ve hayat tasavvurunda bütünleştirici yekvücût bir dünya anlamında, “İslâm dünyası” diye bir “yer” yok. Çünkü İslâm, bir medeniyet olarak tarihten çekilmiş durumda. Eğer İslâm, bir Yaratıcı, kâinât ve insan tasavvuru olarak; hayatı anlamlandıran bir varlık ve hakikat kaynağı olarak; ilim-düşünce, kültür-sanat ve dünya / hayat karşısında bir tavır geliştimek anlamında bir “siyaset” geleneği olarak kendisini medeniyet formunda yeniden üretebiliyor olsaydı, bir “İslâm dünyası”nın

Tasada, kıvançta, dünya ve hayat tasavvurunda bütünleştirici yekvücût bir dünya anlamında, “İslâm dünyası” diye bir “yer” yok. Çünkü İslâm, bir medeniyet olarak tarihten çekilmiş durumda. Eğer İslâm, bir Yaratıcı, kâinât ve insan tasavvuru olarak; hayatı anlamlandıran bir varlık ve hakikat kaynağı olarak; ilim-düşünce, kültür-sanat ve dünya / hayat karşısında bir tavır geliştimek anlamında bir “siyaset” geleneği olarak kendisini medeniyet formunda yeniden üretebiliyor olsaydı, bir “İslâm dünyası”nın varlığından sözedebilmemiz mümkün olabilirdi.

Bir din, dolayısıyla kültür, dolayısıyla hayat-dünya tasavvuru, ancak bir mekân''da varolur (kevn); bir mekân''da tekevvün etme imkânı bulabilir. Bu mekân, öncelikli olarak şehir''dir. (Hz. Peygamber''in kendisini bir şehir olarak tarif etmesi bu bakımdan oldukça anlamlıdır ama bu başka bir yazının konusu). Eğer müslüman şehirlerimiz yoksa, İslâm''ın hayatımızı tanzim edebildiğinden sözetmemiz imkânsızlaşır. Mekân, bir “iskelet”tir, bedendir. Mekân''ın hayat ve hayatiyet kazanabilmesi için bir ruha ihtiyacı vardır. İşte o ruh, cemaat''tir.

Aslolan cemaat olabilmektir. Hedef, önce müslüman şahsiyetin, ardından cemaatin, sonra da mekân''ın inşası''dır. İslâm''daki bütün ibadetler, cemaati eksene alarak gerçekleştirilir: Bireysel olarak yapılan ibadetlerde de, her mümin, diğer müminlerin de aynı yükümlülüğü yerine getirdiğini tahayyül ederek ibadet eder.

Cemaat olma husûsiyetlerini yitirenler, cemiyet, ümmet ve medeniyet olma husûsiyet-lerini ve hassâsiyetlerini de, imkânlarını ve mekânlarını da yitirmekten kurtulamazlar. Bugün bir “İslâm dünyası”ndan sözedemeyişimizin nedenleri burada gizli.

Tek dünya var artık: Seküler Batı dünyası / uygarlığı. Batı uygarlığı, şimdi Amerikan modeliyle tüm dünyayı sekülerleştirmeye çalışıyor. Batılılar, dünya üzerindeki hegemonyalarını, daha mükemmel bir Tanrı, insan, kâinât, tabiat, hayat tasavvuruna sahip oldukları için başarmış değiller. Güç kullanarak, “tüm dünyayı” sömürgeleştirerek başarmış durumdalar.

Batı uygarlığının geliştirdiği seküler meydan okuma ve saldırı, başta Hıristiyanlık olmak üzere, İslâm''ın dışındaki bütün diğer dinleri ve kültürleri fosilleştirmiştir.

“İslâm dünyası” diye bir yer yok ama din, sadece müslüman toplumlarda tek geçer akçedir hâlâ. Bütün dinler sekülerizmin saldırısı sonucu ya yokolmuş, ya da fosilleştirilmiştir. Çin, Hindistan, Japonya, Singapur, Taylan, Kore gibi ülkelerde kapitalizmin bu kadar hızla yayılabilmesinin nedeni budur.

“İslâm dünyası”nda İslâm''ın tek geçer akçe olmadığı tek yer sadece Türkiye (ve Türk dünyasıdır). İslâm, elitler ve medya tarafından sadece Türkiye''de tu-kaka edilebiliyor. İslâm''ın kamusal (dolayısıyla siyasî, toplumsal, kültürel ve entellektüel) hayattan uzaklaştırıldığı ve bunun “savaş”ının verildiği tek yer Türkiye''dir. Bu da, elbette tesadüfî değildir.

Endonezya''dan Libya''ya, Suriye''den Mali''ye, Lübnan''dan Malezya''ya kadar gördüğüm en yakıcı gerçek şu: İslâm, bütün İslâm dünyasında tek sığınak, tek tutamak, tek dayanak. Seküler kesimler de, varlıklarını İslâm''a borçlular ve İslâm''ın tüm sömürü biçimlerine karşı özgürlük, onur, bağımsızlık, kişilik demek olduğunu onlar da kabul ediyorlar.

Batılıların İslâm''ı terörle özdeşleştirmelerinin nedeni, kapitalist / seküler saldırıya karşı direnen ve insanlığın umut kaynağı olan tek geçer akçenin İslâm olmasıdır. O yüzden, İslâm''ın bu gücünü topyekûn yok etmek; onun için de İslâm''ı sekülerleştirerek kamusal hayattan uzaklaştırıp bireysel alana hapsetmek için, müslümanların yeniden cemaat olmalarını, cemiyetler tesis etmelerini, medeniyet sıçraması geliştirmelerini önlemek kaygısıyla tarihin, yalanlara, numaralara dayalı en vahşî savaşını İslâm''a karşı büyük bir saldırı başlatarak veriyorlar.

İyi de, Türkiye''deki elitokrasinin Batılıların dümen suyundan giderek İslâm''ı hayattan uzaklaştırma çabalarına rağmen, dünyadaki müslümanların sadece Türkleri, bir gün “seküler yük”ten kurtularak, İslâm dünyasını seküler / kapitalist Batı''ya karşı yeniden ayağa kaldıracak yegâne aktör olarak görmelerinin nedeni ne peki?