Arka sokaklarda neler oluyor?

Fatma Benli
00:0015/11/2008, Cumartesi
G: 15/11/2008, Cumartesi
Yeni Şafak
Arka sokaklarda neler oluyor?
Arka sokaklarda neler oluyor?

Dizilerdeki bazı yaklaşımlar işkence yapana ve yapılana dair algılarımızı tahrif etmekte ve işkenceyi meşrulaştırmaktadır. Hukuk dışı ceza normal gösterilirken adalete ve hukuka olan güven sarsılmaktadır

Türkiye de yaşayan yabancı bir gazetecinin söylediği gibi ülkemiz her an yeni şeylerin olduğu, çok ilginç ve "renkli" bir ülke. Gündemden biraz uzaklaşmak, pek çok şeyi kaçırmak anlamına geliyor. Üstelik yoğun gündemin her maddesi hayat-ölüm hattında gidip gelebiliyor. Bunlardan biri Engin Ceber'in devlet gözetimi altında bir cezaevinde öldürülmesi. Şu an tutuklanan 6 koruma görevlisi ise "orantılı güç kullandıklarını" söyleyerek kendilerini savunmaktalar. "Kime göre orantılı güç" sorusunu toplum olarak düşünmemiz gerekiyor.

Buradaki ana sorun, "kamu otoritesine sahip bireylerin istediklerinde güç kullanabileceklerine, cezayı kendilerinin verebileceklerine ilişkin kendilerine duydukları güvenden kaynaklanıyor.

ZİHNİYETLE MÜCADELE EDİLMELİ

Kanunlarımız işkenceyi özel suç olarak düzenlese, kolluk kuvvetlerinin gerçekleştirdiği gereksiz güç kullanımını ağırlaştırıcı sebep saysa da, kanunların günlük hayattaki uygulamasında devreye zihniyet yapıları giriyor. Bireysel olarak Engin Ceber'i geri getirme imkânımız yok, ancak bu zihniyetle mücadele etme gücüne ve sorumluluğuna sahibiz. Zihniyetlere karşı verilen mücadelenin, en önemli mecralarından biri artık görsel medya, en başta da televizyondur. Günün muhtelif saatlerinde kadın erkek çocuk pasif bir şekilde kendimizi teslim ettiğimiz ekranlardan algılarımıza yerleşen eylem kalıpları, artık nereye kadar kurgu nereye kadar gerçek olduğuna bakmadan iç hakikatlerimize dönüşmekteler. Bu potansiyelin işaret ettiği tehlike de ne izlediğimize/ izlettirildiğimize çok daha fazla dikkat etmemizi gerektiriyor.

Engin Ceber'in vahim ölümü neticesinde gündemimize bir defa daha giren kolluk kuvvetlerinin kontrolsüz şiddetine televizyondan verilebilecek belki de en güzel örnek Pazartesi günleri Kanal D'de yayımlanan "Arka Sokaklar "isimli polisiye dizi. Dizide yer alan karakterler suça ve suçlulara karşı canla-başla mücadele eden polisler. "Arka Sokaklar" hayali bir dizi değil, seyreden herkesin kendisinden bir parça bulabileceği bir program. Dolayısıyla özdeşleştirme sorunu olmayan Amerikanvari benzerlerinden çok daha fazla etkiye sahip. Bu nedenle önemli olan, dizinin Ceber'in de ölümüne yol açan bazı güvenlik mensubu kişilere de hâkim olan ruh halinini toplum nezdinde meşrulaştırması.

İŞKENCE VARSA HUKUK YOK

Dizinin 03 Kasım 2008 tarihinde yayımlanan bölümünde polislerden biri yeni yakaladıkları oldukça ağır bir suç işlemiş olan şüpheliye bakarak soruyordu, "Şimdi ne yapıyoruz?" Genelde çok babacan olan amiri ise "olay yeri inceleme ekipleri gelene kadar yarım saatin var" diyerek cevapladı bu manalı soruyu. Bunun üzerine soruyu soran polis memuru, eline aldığı bir zincirle şüphelinin üzerine yürüdü. Gerisini tahmin etmek çok zor değil. Sahne öyle organize edilmişti ki izleyenlerin çoğunluğu için, bu vahim bir tablo değil, aksine hak edilmiş bir cezanın polis eliyle ön hazırlık olarak tesis edilmesiydi. Bunu önemsiyorum, çünkü bu muamele bilinçli olarak sürekli tekrar ediliyor. Öyle ki bir bölümde aynı polis küçük bir kız çocuğunu taciz iddiasıyla yakalanan inşaatlarda çalışan bir işçiyi öldüresiye dövüyordu. Suçsuz olduğunu anladığında ise "Biliyorsun işte" diyerek özür diliyordu. Özür dileyerek her şeyi çözeriz ya... Üstelik boşu boşuna hastanelik olmuş adamcağızın tepkisi "Devletin sorumluluğu altında yediğin dayağın hesabını sormak ve suçluların cezalandırılmasını istemek" değil, "Haklısın, senin yerinde olsam ben de aynısını yapardım" demek oluyordu. O "haklısın"lar bugün bizi Sakarya L Tipi Cezaevinde beş gardiyanın cinsel taciz suçlusuna kızgın ütüyle işkence yapmasına getiriyor. Şahsen çocuklara tacizin karşılığının ağırlaştırılmış müebbet cezası olması gerektiğine inananlardanım. AKDER'in bu yönde yazılı çalışması olmuştu. Ancak bildiğim önemli bir gerçek var ki, kendimizce meşru gördüğümüz sebeplerle özellikle devlete ait gücün gayri meşru kullanmasını meşru görür ya da sebep ne olursa olsun bir insanın öldürülmesinden "hoşlanabileceğimizi" söylersek, başkalarına kendi meşru gördüğü sebeple aynı şekilde davranma hakkını vermiş oluruz. Bu durumda hukuktan ve adaletten bahsedilemez.

GAYRİ HUKUKİ CEZA HAK MI?

Bu nedenle olayın kahramanı cesur bir polis de olsa herkesin kendi adaletinin kendisinin uyguladığı bir sahneyi bu kadar meşru, bu kadar olağan bir şekilde görme ve gösterilmesine rıza gösterme hakkımız olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu sahneyi izlerken ister istemez insanın aklına başka bir alternatif geliyor. Eğer kanunları uygulamakla yükümlü bir polis memuru biz izleyicilerin de vicdanının rahatsız olduğu bir olayda film gereği suçlu olduğunu bildiğimiz birine bu kadar gayri hukuki bir inisiyatif kullanabiliyorsa, kendisi de bir beşer olan aynı polis adaleti uygulamaktan vazgeçtiği takdirde onu ne durduracak? Cevabı malum, hiçbir şey!

Nitekim konuyla ilgilenenler bilir 1990'lı yılların sonuna kadar Türkiye ile ilgili raporlarda gözaltında tutulanlara karşı kötü muamelenin sistematik yapıldığı ve göz yumulduğu ifade edilirdi. Daha sonra giderek işkence ve kötü muamele olağandışı hale geldi ve olaylar daha çok fevri istisnai duruma duştu - ki bunun sebebi şu an sanki "sadece suçlular avukat ister" gibi bir imajla sunulan "en doğal savunma hakkının suçlu olma karinesi gibi gösterildiği" CMK avukatlığı yani baroların ücretsiz avukat tahsisiydi. Ancak son dönemde Başbakan'ın 'işkenceye karşı sıfır tolerans'tan bahsetmesine karşın özellikle de Polis Vazife-i ve Salahiyet Kanunu'nda yapılan değişiklikle kolluk kuvvetlerinin yetkisi arttırıldıktan sonra kötü muamele şikâyetleri arttı.

Bizi endişelendirmesi gereken olaylardan ziyade bu durumun olağan yani meşru görülmesidir. Bahsi geçen dizi ve benzeri programlar, işkence yapan ve işkenceye maruz kalana karşı algılarımızı tahrif etmekte ve meşrulaştırmaktadır. Cezasız kalan her kötü muamele de adalete olan güveni sarsmaktadır.

Polisin yakalanan yada gözaltına alınan şüpheliye kötü muamele yetkisinin olduğuna yönelik, izleyenler de "işkence yapılmışsa zaten hak etmiştir" şeklinde bir algı geliştiren bu dizilere karşı, kanaatimce bize düşen bireyler ve sivil toplum kuruluşları olarak ilgili mercilere şikayette bulunmak ve daha sorumlu davranmalarını istemektir. Unutmayalım ki hiç kimsenin suçu ne olursa olsun devletin gözetim ve denetiminde bulunan ve zaten yargılanacak, cezası da devlet tarafından verilecek olan kişilere karşı işkence ve kötü muamele yapma ve bunu herhangi bir sebeple meşru gösterme hakki yoktur. Bu noktada İçişleri Bakanlığı'nın hem Kanal D'ye hem de dizi yönetimine ihtar göndermesi anlamlı olacaktır.

*AKDER Başkan Yardımcısı