Batılı kelimelerin Türkçeyi kuşatması

04:00, 28/04/2026, Salı
Yeni Şafak
Batılı kelimelerin Türkçeyi kuşatması
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Çoğu kimse “Anlatmak istediğimi kolayca anlatabiliyorsam kullandığım kelimenin ne önemi var” diyebilir ancak dünyada her yıl onlarca dil, konuşanı kalmadığı için yok oluyor. Türkçe elbette ki kolay kolay unutulmaz, ama giderek istila edilmiş bir dile dönüşebilir.

Prof. Dr. Ahmet Kavas / İstanbul Ticaret Üniversitesi

Türkçemizin 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı dillerindeki kelimelerin aşırı şekilde istilası altına girmesi öncesinde özellikle 19. yüzyıl fikir adamlarımız gerekli tedbirleri alıp bunu önlemek için çok titiz davranırlardı. “Kriz” kelimesi Avrupalı yazılı metinlerde ilk defa yaygınlaşınca Ahmed Cevdet Paşa bunun yerine Türkçeye daha uygun bir kelime bulmak için bir müddet gayret ettiklerinden bahseder. O zamana kadar henüz kullanılmamış bulunan “buhran” sözcüğü üzerinde karar kıldıklarını Türk Tarih Kurumu tarafından basılan Tezâkir başlığıyla kitaplaştırılan layihalarından birisinde dile getirmiş.

Yine Batı'da 18. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan “civilisation/civilization” kelimesi de bir anda sıkça kullanılmaya başlanmış. Fakat bunda “kriz” gibi hemen bir karşılık bulunamamış ve bir müddet Türkçe okunuşuyla “sivilizasyon” şeklinde yazılarak devam edilmiş. Dönemin dil konusunda hassas davranan fikir adamları da kendimize ait bir kelime bulalım demişler. Bu defa da güzel bir kelimeyle onun ifade ettiği manası karşılanmış ve “medeniyet” sözcüğü ile Osmanlı aydınının ihtiyacı giderilmiş. Kelimenin kökü Arapçaya dayansa da bu dilde o döneme kadar kullanımı olmayan ve sadece Türkçede yer almış bu sözcüğü yaklaşık iki asırdır kullanıyoruz. Bir ara “uygarlık” kelimesi fazlaca kullanılsa da şimdilerde birincisi daha çok tercih edilmektedir.

MEDRESE’NİN YERİNİ ATHENA’NIN TAPINAĞI ALDI

Geçmişte çok az ve sınırlı alanlarda tercih edilse de günümüzde neredeyse her kurumun yüksek eğitim sonrası daha ziyade hizmet içi eğitimde çalışanların ya da çalışacakların eksik görülen taraflarını tamamlamak için “akademi” kelimesinin sıklıkla kullandığını görüyoruz. Genelde anlamını kimsenin düşünmediği bu kelime olmadan adeta yapılmak istenen faaliyetin gerçekleşmeyeceği kanaati yaygınlaşmış durumda. İmkanlar elverdikçe her kurum mutlaka bir “akademi” kurma fikrine kapılmış gidiyor. Eski Yunan’da ortaya çıkan bu kelime “bilgelik ve beceri tanrıçası” Athena’nın tapınağı ile isimlendirilmekteymiş. Hatta Eflatun’un talebeleriyle felsefe derslerini burada yaptığı ve oraya devam edenlere de “akademisyen” dendiğine dair görüşler var. Artık Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve MİT gibi kurumlarımızın bile akademileri var. Acaba buralarda yapılması istenilen ne varsa onlara kendi edebî geleneğimizden hareketle bir kelime bulabilir miyiz gibi bir endişemiz de yok. Nassif Mallouf 1856 yılında Telaffuzlu Fransızca-Türkçe Sözlüğü (Dictionnaire Français-Turc avec la Prononciation) adıyla hazırladığı eserinde akademi “académie” için “medrese” ve “cemâat-i ulemâ” karşılıklarını vermişti. Akademisyen “Académicien” için ise “medrese erbâbı” karşılığını tercih etmiş.

Akademos Antik Yunan mitolojisinde “Attika” denilen Atina bölgesinin kahramanının adı olup günümüzde giderek yaygınlaşan “akademi” kelimesinin kökeninin ona dayandırıldığı da ifade edilmektedir. Kısaca “akademia” denen ve manevî bir özellik de yüklenen zeytinlik Eflatun’un Akademisi (Platonic Academy) olarak bilinmekteymiş. M.Ö. 387’de Eflatun burayı satın alınmış ve burada öğrencilerine felsefe dersi vermiş. Burası Batı kültürünün adeta temel taşlarından biri olarak kabul edilmişti. Fransız dilinin önemli lügatlerinden Petit Robert’de (1988) bu kelimenin yazı diline Yunancadan, Latinceye, ondan da İtalyancaya geçtiği ve 1508 yılında “Eflatun’un ders verdiği Akademos’un bahçesi” karşılığında ilk defa kullanıldığı belirtilmiş. Özellikle yüksek öğretimi tarif için 16. yüzyılda kullanıldığı görülse de bugünkü anlamda daha çok 19. yüzyılın başında Paris, Strazburg Akademisi Fakülteleri şeklinde yaygınlaşmış. “akademisyen” kelimesi de 1555 yılında bir ünvan olarak Eflatun’un talebesi karşılığında kullanılmış. Şemseddin Sami Resimli Kamûs-i Fransevî/Dictionnaire Français-Turc (1901) lügatinde akademi karşılığında “Eflatun’un öğrencilerine ders verdiği meydanın ismi”, “Eflatun’un felsefî mezhebi, encümen-i dâniş, Fransa encümen-i dânişi, Fransa’nın taksimâtına göre maarif idaresi, meşhur bilardo oyuncularının toplandıkları ve bulundukları mahal” gibi açıklamalarla karşılık vermeye çalışmış.

AYRINTI MI, DETAY MI?

Avrupa’da matbaanın icadı menfî anlamda en çok kiliseyi etkilemişti. Çok nadir bulunan ve neredeyse görme imkânı dahi bulunamayan İncil nüshalarına duyulan aşırı saygının yerini birçok mekânda kolayca bulunan, ve Latinceden İngilizce, Fransızca, Almanya, İspanyolca gibi yerel dillere çevrilen metinler almıştı. Katolik ve Ortodoks isimli iki farklı mezhebin yanına yenileri ilave edilmiş ve kısa zamanda hızla yayılmışlardı. Bu durumu yakından takip edenler kendi inançlarını daha geniş kitlelere yaymak için Vatikan merkezli “propaganda” adıyla 1600’lü yılların başında bir teşkilat dahi kurdular. Kelime anlam itibarıyla “çoğaltmak, yaymak ve genişletmek” olan bu sözcük günümüzde neredeyse hayatımızın her tarafında adeta can simidi gibi başvurmadan edemediğimiz bir konumdadır.

Herhangi bir konunun farklı yönlerini anlatırken eskiden “tafsilat”, ya da “teferruat” gibi Arapça kelimeler kullanılırdı. Bunların yerini önce Türkçe “ayrıntı” kelimesi aldı. Ancak şimdilerde herkes hiç dikkat etmeden “detay” deyip geçiyor. Bir meseleyi anlatanların bu sözcüğe sarılmaları konuşanın, hatta yazanın da kolayına geliyor. Fransızca “dé” ön eki Latincedeki “uzaklaştırma, parçalara bölme, ayırma” karşılığındaki “de” ön eki ile “kesme, bölme” karşılığındaki “tailler” ile birleşip “bir şeyi keserek ayırma” veya “bir bütünü parçalara bölme” anlamına gelmektedir. Biz bu kelimelerin kökenlerini bilmeden alıp kullanıyoruz. Genelde “Bunu yapmada da bir sakınca yok, önemli olan halkın onu günlük hayatında rahatça kullanması” diyenler maalesef giderek artmaktadır. Dünyada Latince ve İbranice gibi diller önceleri hem konuşma ve hem de yazı dili iken zamanla bu iki özelliğin arası açıldı ve sadece yazılı olarak korundular. Geçtiğimiz yüzyılda bazı Yahudi aşırılıkçılar ısrarla İbraniceyi 1700 yıl sonra tekrar konuşma diline dönüştürdülerse de Latincenin talihi o kadar iyi gitmedi.

OSMANLI İLMİYESİNİN ASIRLARI BULAN TECRÜBESİ YOK SAYILDI

Araplar üniversite karşılığında “bir araya toplayan, bilginlerin, âlimlerin, öğrencilerin toplandığı yer” karşılığında “el-câmia”; fakülteye “bütün, tüm, genel” anlamında “külliye” ve “kurulmuş olan şey, kurum, tesis, gelenek ve alışkanlık” mukabili “enstitü” için ise “ma’hed”, yani “bilinen, alışılmış, taahhüt edilen, güvenilen yer” kelimelerini kullanıyorlar. Farsçada ise üniversiteye “dânişgâh”, yani “bilginin yeri, bilginin merkezi; fakülte için “dânişgede”, yani “bilgi yeri”; “enstitü” için ise ya Arapça asıllı “müessese”, ya da kendi dilinde “pejuheşgede”, yani “araştırmanın yapıldığı yer” demektedirler. Osmanlı Devleti’nin ilmiye teşkilatının asırları bulan tüm tecrübeleri bir kenara bırakılarak sanki bilimde ilk defa varlık gösteriliyormuş gibi Batılı “üniversite”, “fakülte”, “enstitü”, yanında ilimdeki ünvanları da Latince kökenli kelimelerden alındı. Bunlar arasında “yanında duran, muavin, yardımcı, bir ayin sırasında hazır bulunan ruhanî” için “asistan”; “Ortaçağda din öğreten, bilgin, danışman, hekim” için “doktor”; yine “öğreten, ders veren ve öğretici için “doçent”; “mesleğini ve uzmanlığını ilan eden, Orta Çağ'da dini bağlamda mezhebine bağlılığını beyan eden” için “profesör”, “10 askerin komutanı, 10 rahibin başı” için “dekan” ve “özellikle kilise, okul veya topluluk yöneticisi, rehber, kılavuz, efendi ve hükümdar” için “rektör” gibi kelimeler alınıp bir daha da kaldırılamaz şekilde dilimize yerleştirildi.

DİLİMİZ EVİMİZDİR, EVİMİZE SAHİP ÇIKALIM

Bir de dilimizdeki “haber, bildiri, ileti, gönderi” için neredeyse vazgeçemez hale getirdiğimiz “mesaj” kelimesi “bir şeyi veya bir haberi götürme işi, sefaret, gönderme” görevleri için “misyon”; 16. yüzyıldan itibaren “Kutsal Perşembe ayininde rahibin ellerini yıkadığı kâse, çanak” ve 19. yüzyılda ise sadece “el yıkama leğeni” için “lavabo” kelimeleri Batı'dan aldıklarımızdan sadece birkaçıdır. Çoğu kimse “Anlatmak istediğimi kolayca anlatabiliyorsam kullandığım kelimenin ne önemi var” diyebilir ancak dünyada her yıl onlarca dil, konuşanı kalmadığı için yok oluyor. Türkçe elbette ki kolay kolay unutulmaz ama giderek istila edilmiş bir dile dönüşebilir. 1990’lı yıllarda Türkçe hakkında bilgisi olmayan dünyadaki tek yapay dil olan Esperanto uzmanı bir kişiye Fransa’da temin edilebilen ve muhafazakar bir çevrenin gazetesini gösterdiğimde iç sayfa başlıklarına “aktüalite”, “kültür”, “spor”, “ekonomi”, “televizyon” yazıldığını görünce “Bu dil sizin diliniz mi?” diye sormuştu. Kısacası kendi dilimize ait değerlerimizden nasıl koptuğumuzun farkında bile olamayabiliriz…

Başlıklar :AktüelTarihHayat
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026