Bugün, Batı'nın en ünlü postmodern filozoflarından Jean Baudrillard'ın, Kosova Savaşı'nda ABD ve Avrupa'nın "ikiyüzlü" tavır takındığını ileri süren eleştirisini yayımlıyoruz. Aslında Batılı devletlerin azınlıkları, özellikle de Müslüman azınlıkları ortadan kaldırmak için Miloseviç'in tamamen arkasında yer aldıklarını belirten Baudrillard'ın NATO'nun Kosova harekâtı ile ilgili bu ilk ve çok farklı değerlendirmesini Cemal Aydın'ın çevirisiyle sunuyoruz.
Şu "savaş"ın gayri ahlâkî sebeplerini, başarısızlık denilen, her bakımdan felâket olduğu söylenen şu müdahalenin itiraf edilmemiş sebeplerini ortaya koymalı artık. Bütün bu mizansenin bizde uyandırdığı amansız bir şüphe de zaten bu sebeplerin içinde yatıyor. Üst üste yığılan bunca hatanın, bunca tereddüt ve başarısız davranışın bir anlamı olmalı mutlaka. Şu taktik karmaşasındaki, hedefini sanki bile isteye şaşan Batılılar'dan bahsediyorum. Bu gelgeç istekli savaştaki bu ısrar, evet bütün bunlar, "siyasetin başka yollarla sürdürülmesi" şeklindeki o savaş tarifinin kendisinden bile kuşkuya düşürdü. Eğer bu savaş tarifi hâlâ geçerliyse, o zaman bizim bütün Batılı strateji uzmanlarımız ve politikacılarımız aptaldırlar. Gerçi, pek de öyle reddedilecek bir husus değil bu. Fakat meseleyi bu uç noktaya vardırmazdan önce, tam aksine, yoksa onlar bu işi iyi kotarmaktalar ve çok güzel programlanmış bir harekâtı başarmak üzereler mi diye kendi kendimize bir sorsak.
NATO, hata üstüne hata yapıyor; Avrupa, elbirliğiyle hazırlanmış en küçük bir siyaset üretmekten âciz, diyorlar. Ben bu görüşe kesinlikle katılmıyorum. Bence, durum bunun tam aksi. Ne yapıyor Milsoseviç? Azınlıklarını, tabiî en başta da Müslüman azınlığı bertaraf ediyor. Bu hususta, Katolik veya Ortodoks bütün "beyaz" Yugoslavya onun arkasında. Bütün Avrupa da onun arkasında. Avrupalı bütün ulus devletlerin, tükenip gitmek yerine üreyip artan gerek yerli, gerekse gelip yerleşmiş kendi azınlıklarıyla sorunları var. Her yerdeki etnik kökenli, dil kökenli azınlıklar, bütün farklı kimlikler kaybolma veya bertaraf edilme yolunda. Miloseviç, temizlemenin bayraktarıdır, ne var ki bu temizlik siyasî bakımdan zaten her yerde yürürlüktedir. Özerklik ve insan hakları palavraları bir yana, bütün Avrupa devletleri, devlet olarak, Miloseviç'in sadece ve sadece suç ortaklarıdırlar. (İsterse Miloseviç'i, vicdanî rahatsızlıkları olarak kussunlar ve bu pis işi fazla iyi yapıyor diye kendisini cezalandırsınlar, farketmez). Zira ona bu işi yapması için istediği kadar zaman verdiler. Bir sene, iki sene, üç sene önce (onbeş yıldır sürüyordu bu) niçin müdahale edilmedi diye bıkıp usanmadan hayıflanmak da neyin nesi? Vaziyet hakkında böylesine şaşılacak hangi bilgisizlikten hareketle, karada olup bitecekleri hiç tahmin etmeden (bu mesele üzerinde onca uzmanın aylarca kafa yormuş olması gerektiği hâlde), NATO hava harekâtına niçin girişti ki? Az çok yararsız bir hava ikmaline girişecek yerde, niçin karadaki, yani Kosova'daki Sırp kuvvetlerini ilk anda felç etmediler? Her şey olup bittiğinde bütün bunlar apaçık ortaya çıkacak -Zaten hava harekâtının, karada müdahale yapmamak için veya bu müdahaleyi mümkün olduğunca daha fazla geciktirmek için yapıldığı düşünüldüğünde, mesele kendiliğinden aydınlığa kavuşur-. Nitekim Solana (bu savaşın politik gerçeğini apaçık ele verdiğinin hiç de farkına varmadan) açıkça ifade etti: "Etnik temizliğe son verdiği zaman biz Miloseviç'le tekrar görüşmeleri başlatacağız (Bak sen! Demek ki Miloseviç'ten kurtulmanın yolu aranmıyor artık, öyle mi?)" Siz bu "etnik temizliğe son vermek" sözünü de, "etnik temizliği tamamlamak" diye anlayın! Hem zaten amansızca yürütülen de bu değil mi? Bu anlamda, bu savaş -ya da bize sunulduğu şekliyle bu harekât- en ileri derecede, hemen hemen programlanmış bir tarzda cereyan ediyor. Zira Miloseviç, Avrupa'nın hakikî, yegane siyasetinin; beyaz, temiz, bütün azınlıklarından arınmış bir Avrupa politikasının icracısıdır. -Avrupa'nın bu siyaseti olumsuz, tekelci, bağnaz ve gerici bir siyasettir. Madem öyle, niçin hayallere kapılmalı? Avrupa'nın kendisi hakkında olumlu hiçbir fikri yok çünkü. Avrupa'nın tek korkusu Avrupa heyulâsıdır-. İşte bütün bu sebeplerden ötürü, biz onunla savaşırmış gibi yapıyoruz, fakat her zaman fazla geç ve fazla kötü bir şekilde. Her ne ise, iş bitmiş değil: Kosova'dan sonra, Karadağ, ayrıca da Kürdistan, Filistin, vs. var (Ortadoğu'daki traji komik "barış süreci", bu belirsiz ve hesaplı "gecikme"ye sıkı sıkıya bağlıdır).
Aslında işler daha da karmaşık. Çünkü Avrupa'nın kesin kararlı olmamakla birlikte, belirli bir politikası, kendi ev işlerini düzene koymuş olan millî kimliklerin müstakbel bir koalisyonu siyaseti varsa ve bu siyaset asla çok kültürlü ve çok ırklı değilse, Amerika'nın da, NATO yoluyla, bir o kadar belirli bir stratejisi vardır. Soğuk ve buzları çözülmüş üçüncü bir dünya savaşı sonunda komünizmin hakkından geldikten; Asya finans piyasalarında geniş açıdan hesaplanmış bizzat bir istikrarsızlık sayesinde, diğer yakın tehdit güç olan Japonya'yı da etkisiz hâle getirdikten sonra, artık Avrupa onun hedef tahtasıdır ve maksat, tehdit edici bir rakip hâline gelebilecek olan çok uluslu, mütecanis bir Avrupa'nın heveslerini mümkün olduğunca daha uzun süre kırmaktır. Bunun için en iyi yol, Avrupa'yı istemediği ve son şansını mahvedecek bir savaş tuzağına düşürerek birliğini bozmaktı. Bu maksatla da, gerekirse, Amerika ile hiç alâkası olmayan ve herkesin gizliden gizliye yakasını kurtarmak istediği azınlıkların (Bosna, Kosova, Kürtler, vb.) yardımına koşmaktı, dördüncü dünya savaşının hakikî cephesi buradaydı -aslında, dünya çapında bir numaralı halk düşmanı kesinlikle İslâm'dır ve İslâmî cephedir, çünkü yürürlükteki küreselleşmeye karşı tek aşırı mukavemet eden odur-. Şu halde, Miloseviç ile mecburen müzakere masasına oturulacak, kısmen temizliği sağlama almak, kısmen de Avrupa'nın kartlarını karıştırmak için (tıpkı Saddam Hüseyin gibi) ayakta kalmasına müsaade edilecektir. (Belirsiz ve etkisizliğini, Bosna'da katliamların devam etmesinden bilip tanıdığımız) milletlerarası bir askerî gücün onun topraklarında bulunması hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Demek ki Amerika ne istediğini çok iyi bilmektedir. Sanırsınız ki Pentagone'un uzmanları dâhi insanlardır (İsrail'de de aynı politika yürürlüktedir: Her yerde çıban başları ve istikrarsızlık devam ettiriliyor; hem kurbanların şampiyonluğu, hem de cellâtların suç ortaklığı rolü oynanarak inzibat görevi sürdürülüyor). Oysa onların dâhilikle hiç alâkası yok. Zira bunun böyle olmasını isteyen Yeni Dünya Düzeni'nin önlenemez seyridir ve onlar sadece bu işin teknisyenleridir. Kendi aleyhlerine işleyen NATO harekâtına bulaşmış (tabiî biz bunun hangi art düşüncelerle olduğunu gördük) Avrupalılar'a gelince, onlar belirsiz ve çözümsüz bir durumun içine dalıyorlar. Bugün her devlet, gerçekte iki düşman arasına sıkışıp kalmıştır: Kendi azınlıkları ile Amerika. Yani bir yandan, kendi çapında Yeni Dünya Düzeni'ni yönetmekle (bütün gayri mütecanis ve boyun eğmeyen unsurları bertaraf etmekle) yükümlü, diğer yandan da, büyük çaplı bir küreselleşmenin tesirlerine maruz kalmak zorunda. Verdiği görüntüyle de Avrupa bu durumun hem vardiyası, hem de kurbanı konumunda. Az çok umutsuz bir hal bu. Mütecanis politika yokluğundan, geriye sadece insanî koalisyon sığınağı kalıyor -ki bu da bir başka iç yakıcı çelişkidir, zira kurbanken kurbanlara yardım etmek sadece kendini temizlik harekâtının başarısına adamaktır. Tabiî Benetton buradan reklâm malzemesini bulup çıkaracak ve her bir kimse, "Sigarayı bırakıp tutarını Kosovalılar'a vererek aynı anda iki hayatı birden kurtarabilir"!
Demek ki bu "savaş"ın temel bir iki yüzlülüğü var. Bu iki yüzlülüğün en hafifi, bizden lehte veya aleyhte olmamızın istenmesi değildir. Bir tuzak olan, başka bir gaye için oynanan ve hedefleri gizli, itiraf edilmemiş ve belki de hem berikilerin hem de ötekilerin bilincinde kapalı olan bir savaşa taraf olmaya hiçbir şey izin vermez. Bunun içinde yer almak, ideolojik, entellektüel ve insanî yorumların bol bol, üstelik de dört bir yandan maskelediği bu savaşın gayri ahlâkî ve gizli sebeplerinin tam anlamıyla kurbanı olmak demektir. Miloseviç'i ortadan kaldırmak mı? Bu aslında, bizim onun suç ortağı olduğumuzu görmemektir. Her şeyi durdurmak, meselenin sonuna kadar gitmek mi? Bu da, hiç de gerçekten sonunun getirilmek istenmediğine göre, hakikaten hiç de başlamamış ve gelecekteki hakikî bir yüzleşmenin bölümlerinden sadece biri olan bu savaşın altında yatan niyetleri görmemektir. Gerçek olmayan, tam anlamıyla iki yüzlü, hedeflerine bile ulaşılmayacak olan bir savaşa son vermenin çelişkili zorluğu da buradan kaynaklanıyor. Onun için, dört dörtlük hileler ve dört dörtlük yanlış bilgilendirmeler içinde -ki bizzat bu hile ve yanlış bilgilendirmeler "insanî felâketin" bir kısmını oluşturmaktadır (Ne yanılgı! Ya bu felâket insanîdir ya da felâketi oluşturan bizzat insanî olandır)- lehte veya aleyhte olmak saçmalıktır. İfşa edilmesi ve gün yüzüne çıkarılması gereken, öncelikle bu savaşın göz boyayıcılığıdır. Realpolitik'e Realanalizle karşı konulmalıdır -bunu yapmak, bu tahakkümcü küreselleşmenin doğurabileceği tepki ve hislerin şiddetini engellemez-. Fakat bununla mücadele etmek için, savaşın ve medyanın oluşturduğu ideolojik hâdiselerin gerisinde, kimin sahiden evrenselliğin iyi ya da kötü tarafında olduğunun bilinmesi gerekir... Biz Batılılar, bizler evrenselliğin iyi yanındayız. Kötü tarafına düşmüş olanlara saygı. Saygı, ama acıma değil. Kurbanlara acıma yok, başkalarına merhamet olmaz.






